İçeriğe geç

Kelebek Ömrü

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kelebek Ömrü

Bölüm 2

Demir (küçüklüğü)

Gözümü açtığımda her zamanki gibi yetimhanedeydim. Gene beni alan, beni sahiplenen biri yoktu. Olmayacaktı... Babam anneme 3 kurşun sıkmasaydı belki şuan da onlarla olacaktım. Belki annem yaşasaydı şuan babamla ikisi iyi anlaşacak ve beni sevmeye devam edeceklerdi.

Şu hayatta 3 yerimden nefret ediyordum. Birincisi kalbim, babam ilk kurşunu annemin kalbine sıkmıştı. İkincisi karnım, babam ikinci kurşunu annemin karnına sıkmıştı. Üçüncüsü kafam, babam üçüncü kurşunu annemin kafasına sıkmıştı.

Annem öleli 9 yıl olmuştu... Koskoca 9 yıl geçmişti ama ben hala o anıları gözümü kapattığımda yaşıyordum. 6 yaşındaki bir çocuğa göre yaşadığım bu olay beni fazlasıyla etkilemişti ve hala da etkiliyordu. Bu etkinin ne zaman biteceğini bilmiyordum.

Babam o gece çok içmişti belki, belki annemi tehtid olarak algılamıştı bilmiyordum. Bildiğim tek bir şey vardı, annemi öldürdüğünü anladığında 'bu vicdan azabı bana çok fazla. Hayatımı kaybettim, yaşamama ne gerek kaldı bu saatten sonra...' dedi ve kafasından içeriye bir şarjör boşaltı. Ölene kadar yaptı bunu, 2 kurşun. Öldü. Hayatım o gün değişti, kötüleşti.

"Dilsiz, gel seni isteyen birisi var." Yetimhane görevlisi bana seslendiğinde ona baktım. Dediğine aklı basıyor muydu? Yoksa benimle dalga mı geçiyordu? Beni kimse istemezdi, konuşmamaya yeminli bir çocuğu kimse istemezdi.

Hâlbuki istesem konuşurdum. Kendimi güvende hissettiğim ilk zamanda konuşacağımı biliyordum.

Yetimhane görevlisinin yanına gittim ve beni götüreceği yere kadar onu takip etmeye başladım. Bir adım, iki adım, üç adım, dört adım, beş adım... geldiğimizde kapıyı 2 kere tıklattım ve içeriden 'gel' sesinin gelmesini bekledim.

"Gel."

Yavaşça kapıyı açtım ve içeriye girdim, yaşlı bir kadın-35 veya 40 yaşlarında ama olduğundan daha yaşlı gösteriyordu- ve yaşlı bir adam-o da karısı gibiydi- bana doğru baktılar. Gülümsediler. Ayağa kalktıklarında geriye kaçtım bir kaç adım. Yüzlerindeki gülümseme daha da genişlediğinde müdürün sesini işittim,

"Gelsene oğlum niye kapıda bekliyorsun?"

Yavaş adımlarla odanın ortasına gittim karşımdaki sandalyeden bana bakan adamla kadına baktım, onlar beni istiyorlar mıydı sahiden? Belki de dilsiz sanıldığım için kafalarını ağrıtmayacığımı düşündüler bu yüzden alıyorlardır? Kim bilir nedenlerini ki?

"Sahiplenmek istiyoruz, belki konuşmasına da yardımcı oluruz. Hem baksanıza ne kadar yakışıklı."

"Hayatım sen ne istiyorsan onu yapalım. Müdür bey bu yakışıklıyı sahiplenebilir miyiz?"

"Hayatım, müdür beye değil, küçük yakışılıya soralım belki o bizi istemiyordur." Bu lafın üzerine daha da şaşırmıştım. Beni önemsemiyorlardı, hayır hayır. Bunların hepsi bir rol. O da 'hayatım' dediği karısını öldürecek bunu biliyordum. Kadın ve adam hiç güven vermiyordu, yüzlerindeki sahte gülümsemeler ile beni kandırmaya çalışıyorlardı. Bunu biliyordum. Kafamı aşağı yukarı salladım.

_____

Beni sahiplenmişlerdi. Yoldaydık, arabaları vardı. Bizim de arabamız vardı bizimki beyazdı, onlarınki gri. Beyaz benim en sevdiğim renkti. İleride beyaz bir arabam olmasını istiyordum. Kırmızı en nefret ettiğim renkti, o rengi görmek dâhi istemiyordum.

Kırmızı rengi o gün anneme hiç yakışmamıştı.

Bana bakmıyorlardı, benimle ilgilenmek gibi bir düşünceleri yoktu sanırım. Beni boşuna evlat edinmişlerdi.

"Hayatım hadi sen başla."

"Bilemiyorum, başlasam mı-"

"Başla."

"Tamam."

Birden kadın arkasını döndü ve bana bakmaya başladı. Neler oluyordu? Elini uzattı ve gülümsedi.

"Merhaba ben Seda, yeni annenim, daha doğrusu anne demesek de olur rahatsız olursan. Beni annen olarak kabul eder misin? Yaşadıklarından dolayı seni konuşmaya zorlamıyoruz, zaten ne yaşamış olursan ol istediğin zaman bizimle konuşursun bu konuda istersek de zorlayamayız." Şaşkındım.

"Senin ismin ne?" Konuşmayacaktım, onlara güvenmiyordum. Ellerimi yazı yazıyormuş gibi hareket ettirdim. Beni anlamış olacak ki torpidodan küçük bir kâğıt ve tükenmez kalem çıkardı. Bana uzattığı kağıt kalemi alıp tek bir kelime yazdım. Demir. Kağıdı onlara doğru uzattım ve okuyabilecekleri şekilde havaya kaldırdım.

"Demir, ne güzel bir ismin varmış. İznin olursa biz senin ismini değiştirmek istiyoruz. Bu isim sana eski anılarını hatırlatmasından korkuyoruz." Ne? Ne yapacaklardı benim ismimi? Alaz mı? Deniz mi? Ama ben ismimi çok seviyorum. Kafamı hızlıca iki yana salladım. İsmimi değiştirmezdim.

"Tamam o zaman, ismin Demir olarak kalsın." Gerçekten hemen kabul edecekler miydi? Ne yani beni bir şeye zorlamayacaklar mıydı? Vurmayacak, bağırmayacaklar mıydı bana?

"Aramıza hoşgeldin Demir Karagün." Demir Karagün.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.