İçeriğe geç

Kehribar

Bölüm 26 · 3 dk okuma

Kehribar

Bölüm 26

26. Bölüm- İki Dünyanın Mutluluğu

Son Bölüm – İki Dünyanın Mutluluğu

Aradan aylar geçmişti.

Mihrisu’nun karnı iyice büyümüştü.

Doktor artık doğumun her an başlayabileceğini söylüyordu.

Bu yüzden Beyazıt, Mihrisu’yla birlikte gelecekte yaşamayı seçmişti.

Geçmişteki işleri için ise yüzüğü kullanıyor, birkaç günlüğüne saraya gidip dönüyordu.

İki dünya arasındaki denge artık kurulmuştu.

Bir akşam…

Mihrisu salonda örgü örüyordu.

Selim ise halının üzerinde tahta bloklarla küçük bir saray yapıyordu.

Azra mutfaktan seslendi.

“Mihrisu! Kahve mi istersin?”

Mihrisu gülümseyerek cevap verdi.

“Bu saatte kahve içirip beni sabaha kadar uyutmayacak mısın?”

Defne kahkaha attı.

“Tamam tamam… Ihlamur yapıyorum.”

Gül, Selim’i kucağına aldı.

“Gel bakalım küçük şehzade.”

Selim masumca gülümsedi.

“Halam…”

Üç kız aynı anda ona döndü.

Azra şaşkınlıkla güldü.

“İlk defa bize bir şey söyledi!”

Selim kıkırdayınca ev kahkahalarla doldu.

Tam o sırada…

Mihrisu birden durdu.

Elini karnına koydu.

Yüzü değişti.

“Sanırım…”

Beyazıt hemen yanına geldi.

“Ne oldu?”

Mihrisu derin nefes aldı.

“Başladı.”

Bir saniye sessizlik oldu.

Sonra ev karıştı.

Azra çantayı aldı.

Defne arabayı hazırladı.

Gül Selim’i giydirdi.

Beyazıt ise ne yapacağını şaşırmıştı.

“Ben… ben ne yapacağım?”

Azra güldü.

“Sen sadece eşinin yanında ol.”

Hastaneye geldiklerinde sancılar sıklaşmıştı.

Beyazıt Mihrisu’nun elini bırakmıyordu.

“Yanındayım.”

Mihrisu acıyla gülümsedi.

“Biliyorum.”

Saatler geçti.

Doğum odasının kapısı açıldı.

Ve…

Minik bir ağlama sesi duyuldu.

Doktor gülümseyerek dışarı çıktı.

“Tebrik ederim.”

“Sağlıklı bir kızınız oldu.”

Beyazıt’ın gözleri doldu.

“Kızım…”

Odaya girdiğinde Mihrisu yorgundu ama mutluydu.

Kollarında küçücük bir bebek vardı.

Beyazıt sessizce yanına oturdu.

“Onu kucağıma alabilir miyim?”

Mihrisu gülümsedi.

“Tabii.”

Beyazıt kızını titreyen elleriyle aldı.

Minik parmakları onun parmağına tutundu.

Beyazıt fısıldadı.

“Hoş geldin…”

Mihrisu gözlerini ondan ayırmadan sordu.

“Adı ne olsun?”

Beyazıt bebeğe baktı.

Sonra Mihrisu’ya.

“Gül bahçesinde seni ilk gördüğüm günü hiç unutmadım.”

“Güllerin arasında bir lale gibi durmuştun.”

“Adı…”

“Lale.”

Mihrisu’nun gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Lale…”

“Çok güzel.”

Kapı açıldı.

Azra, Defne ve Gül içeri girdi.

Azra heyecanla,

“Gösterrr!”

dedi.

Gül bebeği görünce gözleri doldu.

“Aynı Mihrisu…”

Defne ise gülerek,

“Burnu kesin Beyazıt.”

deyince odadakiler kahkahaya boğuldu.

Selim annesinin yanına geldi.

Küçük kız kardeşine dikkatle baktı.

Sonra usulca elini uzattı.

“Merhaba…”

“Ben abinim.”

Herkes gülümsedi.

Mihrisu oğlunun saçlarını okşadı.

“Onu hep koruyacaksın değil mi?”

Selim ciddi ciddi başını salladı.

“Hep.”

Aradan iki yıl geçti.

Ev artık daha da neşeliydi.

Selim bahçede koşuyor, Lale de peşinden emekliyordu.

Azra hâlâ aynı esprileri yapıyor, Defne yeni kitap projeleri hazırlıyor, Gül ise çocukların en sevdiği oyun arkadaşına dönüşmüştü.

Mihrisu ile arkadaşları, hayalini kurdukları yayınevini de açmışlardı.

Kitaplar hazırlıyor, yeni yazarları destekliyorlardı.

Beyazıt ise modern dünyaya alışmıştı.

Ama geçmişi de unutmuyordu.

Ayda bir kez yüzüğü kullanarak saraya gidiyor, devlet işlerini düzenliyor ve sonra yeniden ailesinin yanına dönüyordu.

İki dünya artık birbirine düşman değildi.

Birbirini tamamlıyordu.

Dilruba ise…

Beyazıt’ın uygun gördüğü şekilde saraydan ayrılmış, iftira atmaya zorladığı ağayla evlenmişti.

Yıllar geçtikçe öfkesini geride bırakmayı öğrenmiş, kendi hayatını kurmuştu.

Mihrisu da bir gün onun için şöyle demişti:

“Geçmiş değişmez ama insanlar değişebilir.”

Bir yaz akşamı…

Ailece deniz kenarında oturuyorlardı.

Güneş batıyordu.

Lale babasının kucağında uyumuştu.

Selim annesinin omzuna yaslanmıştı.

Beyazıt, Mihrisu’nun elini tuttu.

“Bir yüzük…”

“İki dünya…”

“Ve tek bir kader.”

Mihrisu gülümsedi.

“Hayır.”

Beyazıt merakla baktı.

“Nasıl yani?”

Mihrisu başını onun omzuna yasladı.

“Geleceği kader değil…”

“Seçimlerimiz yazdı.”

Beyazıt onun alnına küçük bir öpücük kondurdu.

“Ve ben en doğru seçimi yaptım.”

Mihrisu gözlerini kapattı.

“Ben de.”

Ufukta güneş yavaşça denizin ardına inerken, dört arkadaş, iki çocuk ve iki farklı zamandan gelen büyük bir aşk, aynı gökyüzünün altında yeni hayatlarına gülümsüyordu.

Yüzük son kez parladı.

İçindeki yazı yavaşça değişti.

“Tamamlandı.”

Ve bir daha hiç değişmedi.

SON

🌸📖

Bölüm sonu

4 yorum