Bir kar küresi...Parlak camının altında, çimenlerin üzerinde birbirlerine bakan iki ufak figür var. Bir kız ve bir erkek figürü. Kız figürünün ince beline oturan uzun kabarık kırmızı bir elbisesi var. Uzun saçlarının üzerine yerleştirilmiş parlak bir taç...Tacın üzerinde eksik bir taş var. Erkek figürünün üzerinde, siyah gösterişli bir savaşçı kıyafeti var. Kısa saçları arkadan sıkıca toplanmış ve tıpkı karşısındaki kız gibi aşkla bakan gözlere sahip. İki eliyle ufak bir kutu tutuyor. Kutunun içindeyse ufak parlak bir elmas durmakta.
Gök gürültüsü büyük bir gürültüyle geniş mekanı doldururken, kısa saçlı kadın gözlerini kar küresine çevirdi. Kürenin içindeki kar taneleri havalanırken, asırlardır çalmayan melodi kulaklara ulaşmaya başlamıştı bile. Genç kadının yüzüne bir gülümseme yayılırken koşar adımlarla kürenin içinde bulunduğu büyük cam kutuya ilerledi. İki bulutun birleşmesiyle oluşan yıldırım, gökyüzünden yer yüzüne ulaşırken, tüm gezegeni bir ışık kapladı.
Tik...Tak...Tik...Tak...Tik-. Duvardaki saatin sesi kesildiği an, genç kadını daha büyük bir heyecan sardı.
Kar küresinin hemen yanındaki başka bir cam kutunun içindeki çiçek, etrafına ışık saçmaya başladığında, oturan genç adam da ayaklandı. Başta kadının yine abarttığını düşünse de, bu sefer ikna olmuştu. Heyecanla kadının yanındaki yerini aldı ve tıpkı onun gibi büyüyen siyah papatyaya dikkat kesildi. "Oluyor!" dedi genç kadın.
"Geliyorlar! " dedi genç adam.
Genç kadın yanındaki adamın elini tutarak gözlerini kapattı. O sırada içeriye giren kişi, en az onlar kadar heyecanlıydı ama belli etmiyordu.
"Geliyorlar." dedi, bi kadına göre sert ve kalın çıkan ses tonuyla. Ardından kısacık kestiği saçlarını, düzgün olmasına rağmen tekrar düzeltip omuzlarını dikleştirdi. Üzerindeki taşlı dar elbisenin içinde oldukça sert görünse de, kalbi kafesinden kaçmak için can atan bir güvercin gibi kıpır kıpırdı.
Onların yanına geçip, kadına ve adama baktı. Ardından o da kar küresini izlemek için cam kutuya döndü. Fakat diğerlerinin aksine gözlerini kapatmadığı için kürenin içindeki iki figürün yok olduğunu görebilmişti. Asırlar sonra dudakları yukarı kıvrılırken, "Açın gözlerinizi." dedi.
Binayı dolduran çığlıkla beraber gülümsemesi büyüdü. Genç kadın ve adam, yıllardır bu evreni gizliden gizliye koruyan bedene döndüler. Çığlığı onlar da duymuştu. Ve bu, ne kadar kötü görünse de, iyiye işaretti.
"Geldiler." dedi sert çıkarmaya çalıştığı sesi titrerken. Ardından üçü birden kar küresine döndü ve tüm binadan aynı ses yükseldi.
"Geldiler!"
¤
Bazen net bazen bulanık olan görüntülerin arasından tek seçebildiğinizin, bir suretten ibaret olduğunu düşünün. Ardından, yağmur felaket gibi üzerinizden yağarken, yola atlıyorsunuz. O sırada son hızla ilerleyen bir araba üzerinize doğru geliyor.
Bu arabanın içindeki adam, sizinle aynı durumdan muzdarip. Gözlerinin önünden geçip duran görüntülerin arasından yakalayabildiği tek şey; bir kadın sureti. Size çarpmadan hemen önce ön camdan göz göze geliyorsunuz. Bu suret, zihninizin size sunduğu görüntüden başkasına ait değil.
Arabanın içindeki adamın çarpacağı kişi de gözlerinin önünden geçip duran görüntülerin içinde gördüğü kadın suretinin tam kendisi.
İki beden de birbirlerini hiç tanımamalarına rağmen, Barın'ın Hera'dan, Hera'nın Barın'dan haberi dahi yokken birbirlerinin hayatlarına son olmadan hemen önce, zihinlerindeki son görüntünün birbirlere ait olması neye işaret?
Pekala, size şöyle sorayım, reenkarnasyona inanır mısınız? Reenkarnasyon diyorum ama, büyülü bir reenkarnasyondan bahsediyorum.