İçeriğe geç

KEFEN

Bölüm 1 · 3 dk okuma

KEFEN

Bölüm 1

Çare-1

04.01.2026/Rüzgar

Çaresizlik nedir? Bir kapı çalıyorsun ama kimse yok, elini uzatıyorsun kimse tutmuyor. Bizim hayatımızda çaresizlik diye bir kavram yoktu. Çaresizlik genelde seçenekler olduğunda olurdu. Bizim yaşantımızda seçenek yoktu, emir vardı. Bizler birbirimizi öldürüp keyif alan, kimseye acımayan insanlardık. Bu hayatta çaresizlik sadece zayıflıktı. İnsanlar ağlar, bağırır ama biz sadece izler, silahı ateşleriz. Çünkü bu hayatta kalmanın tek bir yolu var. İlk kurşunu sen at, yoksa vurulan sen olursun. Ve biz vururduk, her defasında, hiç acımadan. Korku, bizim için eğlencenin başka bir yüzüydü. Ağlayan birini görmek eğlendirirdi bizi. Emir gelirdi biz yerine getirirdik. Emir gelmezse, kendi kurallarımızı yazardık. Ve hep biz kazanırdık. Ama sonra bir şeyler oldu. Her şey kontrolüm altında zannederken bir anda ellerim boş kaldı. Elime bir silah tutuşturup "İşini bitir." dediler. Ellerim soğuktu silah elimde ağırlaşıyordu. Enseme atılan el dikleşmeme sebep olmuştu. "Yap." dediler arkamdan. Dünyada öğrendiğim ilk şey şuydu; Ya emirlere uyarsın yada toprağa girersin.

19.12.2024/Ayça

Yine bir silah sevkiyatındaydık ve bu hepimizi oldukça geriyordu. Büyük bir işti ve her şeyin düzgün olması gerekiyordu. Soğuk hava belimden içeri girerken esen rüzgar saçlarımı karıştırıyordu. Elimdeki sigarayı ağzıma koyup telefonumu çıkardım. Arkamdan gelen sesle ağzımdaki sigarayı alıp arkama baktım. "Ayça!" abimin bağırmasıyla kaşlarımı çattım. Yanıma koşuyordu ve nefes nefeseydi. Tam yanıma geldiğinde hızlı hızlı konuştu. "Bora, işi iptal etmiş." kaşlarım iyice çatılırken anlamsızca konuştum. "Ne alaka?" başını bilmiyorum der gibi salladı. "Kesin Karaderelerin parmağı var ." dediğiyle başımı kaldırıp ona baktım. Onların soy adı bile sinirlenmeme yetiyordu. Aramızda asla bitmeyen bir kan davası vardı.

Dört beş ay önce babamı öldürmüşlerdi. Kendimi yeni yeni toparlıyordum. Elimdeki telefona bakıp derin bir nefes aldım ve kişiler kısmına girip borayı aradım. Bir kaç saniye sonra açtığında direkt konuştum. "İşi iptal etmek ne demek Bora?" kurduğum cümleyle endişeli sesiyle cevap vermesi bir oldu "Ben istemiyorum Ayça. Bu iş şirketime zarar verecek." sinirden sırıttığımda sesim sertleşmişti. "İşi isteyen sen değil miydin Bora?" kendisi benim eskilerden arkadaşım olurdu. Bir şirketi vardı ve işleri oldukça iyi ilerliyordu. Mafyacılık işlerinde parmağı yoktu korkardı böyle şeylerden. Ama benimle ortak olmak onun fikriydi. Boradan cevap gelmeyince burnumu çekip konuştum. "Karaderelerin işi demi bu?" dediğimde bora gene ses vermedi. Telefonu kapattığımda abime baktım. "Abi sen buralara bak bir şey olursa beni ara." abimin cevabını beklemeden gidecekken abimin kolumdan tutmasıyla durdum. "Dikkat et." dediğiyle güldüm ve kolumdaki elinin üstünü okşadım. "Onlar bana bir şey yapabilirler mi hmm?" abime son bir bakış atıp depodan çıktım.

Arabama bindiğimde sinirden soluyordum. Derin bir nefes alıp anahtarı takıp arabayı çalıştırdım. Karaderelerin malikanesine sürerken yolu ezbere biliyordum. Sürekli birbirimize tehdit dolu mesajlar atar, birbirimizin evlerine baskın yapardık. Üç katlı kapısı koruma dolu malikaneye geldiğimde sırıttım. Etrafı ağaçlarla doluydu orman gibi bir yerdeydi. Havası temiz ve hoş geliyordu. Bu hava onlara tezat kalıyordu. Hava karanlıktı malikanenin ışıkları yanıyordu. Korumalar beni gördüğünde silahlarını çıkardılar. Sırıtmam daha da genişlerken belimdeki silahı çıkarıp havaya bir kaç kez ateş ettim. "RÜZGAR KARADERE ÇIK DIŞARI. " tüm korumaların gözleri üstümdeyken bir kaç atışın sonucunda Rüzgar dışarı çıktı. Korumalara bakıp sakince konuştu. "İndirin silahları." silahımı belime koyup yanına adımladım.

"Hayırdır sen şimdi de işlerimi mi iptal ettirmeye başladın!" sinirle kurduğum cümleye sırıttığında daha çok sinirleniyordum. Adete çıldırtmak istiyordu bu beni. "He valla canım sıkılmıştı." gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştığımda kurduğu cümleyle ona bakmak zorunda kaldım. "Babanın cenazesine gelemedik kusura bakma." alayla kurduğu cümleyle nefesimi tutmuştum. Babamı bizzat kendileri öldürmüştü. Ellerimi kaldırıp göğsünden ittirdim. "Bana bak gebertirim seni!" nefes almaya çalışsam da göğsüm sıkışıyordu. Rüzgarın suratı ciddileşmiş durumumun iyi olmadığını anlamıştı. Koluma dokunup "İyi misin?" diye sorduğunda elini ittirdim. Gözlerim dolmaya başladığında arkamı döndüm. Onun karşısında ağlayamazdım. "Bir daha işlerime engel olma." sesim titremişti. Onun karşısında bu kadar güçsüz duramazdım. "Ayça." ismimi söylediğinde gözlerimi tekrar kapatmıştım. Elimi kalbime götürmüştüm. Hızlı mı atıyordu durmak mı üzereydi bilmiyordum. Ayakta duramıyor, başım dönüyordu. Gözlerimdeki görüntü bulanıklaşırken önümdeki arabaya tutundum. Rüzgarın elini omzumda hissettiğimde dolu gözlerimi ona çevirdim. "Dokunma bana." kurduğum cümleyi pek takmayıp arabanın kapısını açıp beni koltuğa oturttu.

"Tamam git sen." dediğimde arabada duran suyu eline almış bana uzattığında konuştu "Nefes bile alamıyorsun." dediğiyle acıyla tebessüm ettim. "İstediğinizde bu değil mi zaten?" dediğimde bir süre bana baktı. Gözleri acımasızdı. Yakıcıydı. Can yakıcıydı. "Hayır." kaşlarımı çatıp ona baktım. Hayır mı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.