"Gelsene kızım."
Babamdan gelen ses ile ayakta gereğinden fazla kaldığımı anladım.
Bir elim hançeri kavramaya devam ederken zarif adımlarla masaya yürümeye başladım.
Onlar buradaydı.
Düşman diye bildiğim toprakların kralı Arthur Grant ve varis olmaya en yakın olan oğlu Drew Grant.
Masadaki yerime geldiğimde oturmadan babama dönerek elbisemin eteğini tutup hafifçe eğildim.
"Bağışlayın kralım geciktim."
"Otur Stell."
Yerime kurulduğunda yüzümdeki yalancı tebessüm ile kral Arthur ve Drew'e döndüm;
"Hoş geldiniz ."
"Hoş bulduk Stella. Gerçekten konuşulduğu kadar güzelmişsin." Göz kırptı " Az bile söylemişler ."
"Teşekkür ederim kralım bir insanı güzel görmek kişinin kendi marifetidir diyeceğim o ki güzel olan ben değilim güzel bakan sizsiniz ."
Kral Arthur kendisine söylediğim kelimelerden hoşnut olmuşçasına gülümdedi.
Yemek boyu babam ve Arthur dışında kimse tek kelime etmedi.
Nadiren bir kaç kelime etse dahi Drew'de pek konuşmadı.
Şimdi ise salondaki rahat koltuklara oturmuş sohbet ediyorduk.
Canımın sıkıldığını hissettiğimde çayını yudumlayan babama döndüm;
"Müsaadeniz ile odama çekilmek istiyorum kralım."
"Tabii Stell saatte epey geç olmuş misafirlerimizi odalarına sen götürür müsün?"
"Elbette babacığım."misafirlerimize döndüm ve ayağa kalkarak elimi uzatıp salon kapısını işaret ettim. "Buyurun lütfen."
...
İlk olarak kral Arthur'u 2. kattaki soldan 6. odaya götürdüm.
Yol boyu yaşlılığın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlattı durdu!
Şimdi ise Drew ile onun odasına doğru yürüyorduk.
( Odalarımız aynı kattaydı.)
"İnandırıcı değilsin."
Kaşlarımı istemsizce çatarak adımlarımı yavaşlattım.
"Ne?"
"Burada olmamızdan rahatsızsın değil mi?"
"Üstüne alınma insan sevmiyorum."
"Görebiliyorum."
"Bu kadar belli ettiğinin farkında değilim genellikle insanlara babam için katlanırım."
İçime derin bir nefes çektim .
Karşısında durduğumuz kapıyı işaret ettim"Odan burası."
Arkamı döndüm ve geriye bakmadan kendi odamın yolunu tuttum.