İçeriğe geç

Kefaret (isim bulamadım)

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Kefaret (isim bulamadım)

Bölüm 2

- Bölüm 2 -

Ormanda yol alırken atlar yavaşladı. Çamur birikintileri ve sık çalılar yollarını kesiyordu. Ama asıl, rüzgarın taşıdığı yankıydı onları duraklatan. Sadece atları değil, içlerindeki ilerleme arzusunu da yavaşlatıyordu. Ve sis, bir rüyanın ortasında yalnız başına bırakmıştı onları. Ancak ilerlemeye devam ediyorlardı. Zira yön duygularını kaybedeli çok olmuştu. Çocuk, siyahi adam haritayı heybesine geri koyduğunda, içinde bir kırgınlığın acısını hissetti.

Aynı yerden geçtiklerini düşünerek bir ağacı inceledi şövalye. Yaklaştığında, kabuğundaki keskin kıvrımlar tanıdıktan ziyade toprağa ait değilmiş gibi geldi. Var olmayanın, olmuşların ya da belki de olacakların izleriydi bunlar. Kıvrımlar yavaşça belirginleşti, bilmediği bir dilin ağdına benzedi. İçi titremişti. Bir aidiyet ile elini uzattı ağaca. Soğuk rüzgar tenine aktığında geriye dönmek istedi. Ağacın hüznü önce ruhuna, sonra tenine değdiğinde anladı. Geç kalmıştı.

Yol menzilsizce devam ederken, atın eyerini sımsıkı tutuyordu siyahi adam. Etrafını kuşatan sis, kasvetli dalların kimi zaman ortaya çıkmasıyla dağılıyordu. Bir yaratığın pençesini andıran dallar, adam ve atını korkuyla durduruyor ya da fark etmeden yolu değiştiriyordu. Yankılar kulağına ölü bir serinlik ile saldırıyor, buna rağmen adam terliyordu. Alnından bir damla düştü. Atın bacağına çarpan ter, hayvanı çılgına çevirdi. Kişnemeler ve gerinmeler ile sağa sola umarsızca şaha kalkan atı, yatıştırmaya çalıştı. Ta ki sisin içindeki görünmez ağaçlardan birine toslaya, at ayrı adam ayrı bir yere düşene kadar. Çamur ve birikintiye sırt üstü, sopanın tam üstüne kapaklandı. Gözleri parladı, nefesi kesildi ve istese dahi sesini çıkaramadı. Gözleri ve bilinci yavaşça kapandı.

“Doğanın ıssızlığını yalnızlık sanmak rehber olan rabba şirk koşmaktır.” şövalye, atını bilinmezliğe sürerken bu telkini geçiriyordu içinden. Kimi zaman dualar okuyordu ancak yankılar aklını bulandırıyordu. Dikkatini vermek istemiyor, ona göre ruhundaki kötülük kırıntıları zihniyle oynuyordu. Gaflete düşmemeli, zihnini temizlemeliydi. Bıçağını çıkarıp avucunun arasına sıkıştırdı. Yavaşça bastırdı. Elinden kanlar akarken gözlerindeki buğu kalktı. Sis usulca aralandı, ağaçlar şövalyeye yol açtı. Şövalye devam etti ancak kan, toprağa karıştı.

Kafasını kaldırdı çocuk. Gökyüzü kaybolmuştu; ne ağaçlar ne de kurumuş yapraklar kalmıştı. Bir pus edasıyla kararmıştı her taraf. Ve karanlık, üstüne hücum ediyordu; sanki boğazını sıkmış, bırakmıyordu. Daraldı, genişletmek için yakasını aradı. Ancak eli boşlukta sallandı. Telaşla diğer elini tutmaya çalıştı. Yakalayamadı. Kalp atışlarını duymaya çalıştı ancak kulaklarını dahi hissetmiyordu artık. Delirdiğini, hatta öldüğünü geçirdi içinden. Zihni bulanıklaşırken gözleriyle aradı anıları. Ve karanlığın ardında tekrar gördü onları, bir çift tanıdık gözün parıltısı. Mağrur şeytanın kan pıhtısı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.