İçeriğe geç

Kazara sen

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Kazara sen

Bölüm 2

Bölüm2|04.43

Telefon sesi geceyi yararak geldi.O tiz, ısrarlı çalma sesi içime işledi. Boğazıma kadar gelen kalp atışlarım sanki her çaldığında biraz daha yükseldi.Odamdan çıktığımda salonun ışığı yanmıştı. Babam telefondaydı. Gözleri boş, sesi kısık. Annem yanında durmuş, endişeyle bekliyordu. Kaya koridorda durmuştu. Gölgesi uzun, ifadesi donuktu.Yalınayak yere bastım, soğuktu.İçimde tuhaf bir ürperme vardı ama sebebini bilmiyordum. Henüz.Babam telefonu kapattı. Elindeki cihaza baktı uzun uzun, sanki anlamaya çalışır gibi.Sonra dudaklarını araladı.“Annem… vefat etmiş.”Babam bu kelimeleri ağzından öyle kolayca çıkarıverdi.O kadar sade, o kadar düz…Ama içime saplanan bir şey oldu o cümlede.Nefesimi tutmuşum fark etmeden.Boğazımda bir şey birikmişti sanki—gözyaşı değil, kelime de değil.Sadece… acı. Ham, işlenmemiş, ani bir acı.Babaannem…Birden yüzü geldi gözümün önüne.Son gördüğüm hâliyle değil.İnce saçlarını ensesinde topladığı, sabah çayını içerken gazeteye göz attığı o eski hâliyle.Ben salona usulca girdiğimde bana fark ettirmeden göz ucuyla baktığını anımsadım.Yüzü ifadesiz gibi dururdu hep, ama… o sessizlikte bir anlayış vardı.Beni her zaman fazla konuşmadan severdi.Sarılmazdı, başımı okşamazdı—ama çorbayı hep en çok ben sevdiğim şekilde yapardı.Kalabalık sofralarda tabağımı gözleriyle arar, eksik bir şey olursa hiç söylemeden mutfağa giderdi.Bazen sevgiyi yüksek sesle söyleyenlerden çok, o sessizce ilgilenenler kalbimizde iz bırakıyor ya…Babaannem öyleydi.Ben ona hiçbir zaman “seni seviyorum” diyemedim.O da demedi.Ama bu, eksiklik değilmiş meğer.O an fark ettim.Şimdi… artık yoktu.⸻Kaya hareket etti. Sadece birkaç santim.Ama o küçük hareket bile yerin altını oymuş gibi geldi.Duvarın kenarına yürüdü ve yumruğunu sertçe çerçeveye vurdu.Annem yere çökmüştü. Ellerini ağzına kapatmıştı ama titremesi yüzünden taşmıştı.Dizlerinin üstünde küçülüyor gibiydi. O kadar küçük, o kadar savunmasız ki…Ben izledim sadece. Hiçbir şey yapamadım.Donmuştum.Gözyaşı dökememek… sanırım en kötüsü bu.İçimde bir fırtına dönüyor ama dışarıya tek bir ses sızmıyor.Kalbim ağrıyordu. Gerçek anlamda.Göğsümde bir baskı vardı, sanki biri içimde ağır ağır çökmüştü.Nefes alırken bile suçlu hissediyordum.“Keşke daha fazla vakit geçirseydim onunla,” dedim içimden.Son zamanlarda ihmal ettiğimi düşündüm.Aramadığım, sormadığım, sesini duymayı ertelediğim anlar…Hepsi şimdi, beynimde çığlık çığlığa dönüyordu.Arabaya bindiğimizde hava soğuktu, ama içimdeki boşluk çok daha derindi.Annemin titrek eli elimdeydi, ama gözleri hep cama takılıydı, dışarıya bakıyordu ama hiçbir şeyi görmüyordu.Kaya önde oturuyordu, başını camın soğuk yüzeyine yaslamış, nefes alış verişi bile ağırdı.Babam direksiyondaydı, elleri sertçe direksiyonun etrafını kavramıştı. Gözleri yolun önünde donuk, ama içindeki düşünceler yer değiştirmeye devam ediyordu.Bazen ani kasılmalar, bazen derin nefesler alıyordu. Sanki kendi içiyle savaşıyordu.Ben arka koltukta, sessizce otururken içimde fırtınalar kopuyordu.Babaannemi düşündüm. Onun sessiz varlığını, yumuşak elini, aramızdaki kelimesiz bağı…Şimdi hepsi bir hayal, bir anıydı sadece.Gözlerimi kapatıp derin bir nefes almaya çalıştım ama göğsümde sıkışan o ağırlık devam ediyordu.Kalbim parçalanıyordu. Kendi kendime sordum:“Onu son görüşümde neden daha çok sarılmadım? Neden daha çok konuşmadım? Neden…”Araba ilerlerken, sessizlikten başka hiçbir ses yoktu.Sadece babamın arada bir bastığı frene, aracın asfalt üzerindeki hışırtısına kulak verdim.Sonra o an geldi.Babam fren pedalına bastı.Ama araba yavaşlamadı.“Fren… tutmuyor!” diye bağırdı babam.Sesinde korku vardı, o an ilk defa babamın korktuğunu duydum.Annem çığlık attı. Kaya panik içinde ön konsola tutundu.Ben ise yapabileceğim hiçbir şey olmadığını anladım.Araba kontrolden çıktı, sağa sola savruldu. Camlardan dışarı sesler, ışıklar, korku, acı…Ben gözlerimi kapattım.Ve her şey karardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.