İçeriğe geç

Kayıt 1

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Kayıt 1

Bölüm 1

Kayıt 1

2 gün öncesi…

Suzan her zamanki gibi evinde en sevdiği yer olan balkonunda otururken dış kapı zili çalındı, terliklerini giyip kapıya doğru ilerleyen genç kadın kapıyı açtığında hiç kimseyi göremedi, sadece kapı paspasının üzerinde bir zarf vardı, bu tuhaftı çünkü böyle bir şey daha önce yaşamamıştı.

Zarfı alıp kapıyı kapattı ve tekrardan balkonuna döndü. Zarfı açtı ve içerisinden sadece bir not, tarih ve bir flash bellek çıktı. koca harflerle SUZAN’A yazıyordu. Diğer notta ise 14 Haziran 2024 yazıyordu.

Flash bellek için kalkıp masasının üzerinde duran bilgisayarını aldı ve geri döndü. Flash belleği bilgisayarına taktığında ise bir uyarı ile karşılaştı.

Bu kayıt 14 haziran 2024 tarihinde otomatik olarak açılacaktır.

Kaşları çatık bir şekilde ekrana bakan genç kadın tüm bu olanları anlamlandıramamıştı, şu anlık yapabileceği bir şey yoktu çünkü kayda erişimi yoktu, 14 haziran’ı beklemeliydi.

*********************

Dakikalarım uzuyor, saniyelerim geçmiyor, günler birbirine karışıyor.

Zaman önemli midir bizim için? Her şey için bir zamana mı ihtiyacımız vardır?

Ben yoruldum, her şeyin zamanını beklemekten ve o zamana bağlı yaşamaktan çok sıkıldım sırdaşım.

Saatin ritmik tıkırtısı zihnimi lekeliyor, her bir dakika bir adım daha yaklaştırıyor beni planıma.

Şahsen, önemli miydi tüm bu kargaşa?
Bir kahve sırası, bir yemek sırası veya bir kasa sırası.

Hepsi de beklemek ile birbirine bağlı sırdaşım. Bir şeyi elde etmek için illa beklemek mi gerekir?

Zaman kavramı hiçbir zaman benimle bütünleşmedi sırdaşım.

Benim için zamanın, saatin, dakikanın, saniyelerin veya saliselerin önemi yok.

Ama belli oluyor ki, sen bunlara muhtaçsın.

Başını döndürür, ayağını yerden keser.

Rengarenk ışıklar ise dört bir yanında.

Giderek yükselirken yerden,

Eser tatlı rüzgar.

Bir sonraki kayıt orada sırdaşım,

Bir sonraki kaydı bul ve bana bir adım daha yaklaş.

Beni bul ve beni gör.

Çünkü ben görülmemekten çok sıkıldım.

Suzan kaydı her dinlediğinde başka bir ayrıntıyla çarpışıyor, düşündüğü tüm olasılıklar siliniyor ve en başından analiz yapması gerekiyordu.

Loş ışıklı soğuk odasında yaklaşık 2 saattir aynı kaydı dinliyor, not alıyor ve en başa dönüyordu. Tüm bu kayıt saçmalıklarının zaman kaybı olduğunu düşünüyordu, kaydın sonundaki bir sonraki kayıt bu dosyanın içerisinde bulunmuyordu, sadece tek bir kayıt vardı ve bu kayıt ise yaklaşık 4 dakikaydı. Kaydın sonunda verilen ufak bilmece birden daha fazla olasılığa sahipti. Suzan aynı kaydı bir kez daha dinleyecekken oda kapısı ritmik bir tıkırtı ile tıklatıldı. Boğazını temizleyip “buyurun?” Diye seslendi, kapı hızla açıldı ve aynı hızla geri kapatıldı. İçeriye giren kişi Tuncay’ın ta kendisiydi.

Tuncay, Suzan ile aynı polis departmanında çalışan bir polisti ve aynı zamanda arkadaşıydı.

Suzan Tuncay’ın gelişine pek de şaşırmamıştı aslında, direkt lafa daldı;

“Buyur Tuncay?”

“Suzan kayıtla ilgili herhangi bir detay bulabildin mi?”

Suzan bu soruyu bekliyor olmalıydı ki yüzü bir anda kasıldı.

“Hayır Tuncay, henüz bir şey bulamadım, kaydı her dinlediğimde yeni bir detay buluyorum ve bu beni çileden çıkartıyor.”

“Yardım lazım mı peki?”

“Şu anlık yardım lazım değil fakat bir kahveye ihtiyacım var, kısa bir mola iyi gider çünkü şu an en çok buna ihtiyacım var.”

“Her zamankinden alıyorum o zaman?”

Suzan sanki o an odasında değil gibiydi, kafası kayıt olayları ile resmen dolup taşmıştı. Tuncay boğazını temizleyerek bir kez daha sordu.

“Suzan, her zamankinden alıyorum?”

Suzan şaşkınlıkla Tuncay’a baktı ve afallayarak “evet” cevabını verdi.

Tuncay hafif bir tebessümle Suzan’ın yüzüne baktı ve ardından kapının koluna doğru uzanarak kapıyı açtı ve odadan çıktı. Tuncay arkadaşının bu kayıt dosyasıyla ilgili kendini çok yorduğunu düşünüyordu ki haklıydı. Suzan Türkiye’nin en çok tanınan polislerinden biriydi. Olayları çözme şekli, düşünme biçimi ve zekası onu diğer polislerden ayırıyordu. Fakat bu dosya Suzan’ın akılını o kadar karıştırmıştı ki hiçbir şey yapamıyordu, daha önce böyle bir dosyayla karşılaşmamıştı.

Suzan eline aldığı telefonu ile Tuncay’ın numarasını arayarak telefonu kucağına doğru götürdü. Tuncay ise telefonun ilk çalışında açtı.

“Yine ne unuttun Suzan, daha az önce çıktım odadan.”

“Tuncay, biraz dışarıda oturabilir miyiz? Kahveleri alıp dışarı gelsen?”

“Tamam o zaman, nasıl iyi hissedeceksen.”

Suzan telefonu kapattığı gibi odasından çıktı ve tuvalete doğru yol aldı, başı dönüyordu, terlemişti. Bu tür dosyaları çözemediği zaman böyle oluyordu çünkü başarısız olmaktan korkuyordu. Annesi ve babası her zaman başarılı olmasını istemişti, onların yüzünü kara çıkaramazdı.

Açtığı musluktan gelen su ile önce ellerini yıkadı, sonra ise avucunda biriken suyu yüzüne çarptı.

Bu kendisini az da olsa rahatlatmıştı.

Tuvaletten çıkar çıkmaz polis karakolunun uzun ve dar koridorlarında yürüdü, yürürken kayıttaki şeyleri bir bir tekrar kafasında tartıp ölçüyordu. En sonunda bahçe kapısına geldiğinde tüm bu düşünceler kafasının içinden uçup gitti, bahçe kapısını açıp dışarı çıktığında esen tatlı rüzgar bedenine sarılarak hafif bir irkilme yarattı. Gözleri ile süzdüğü bahçede boş bir bank gördü ve bankın yolunu tuttu, tam oturacağı sırada telefonuna bir mesaj bildirimi geldi.

Sezgin’den bir yeni mesaj.

Sezgin Suzan’ın iş partneriydi ve farklı bir dosya için şehir dışına gitmesi gerekmişti, belki de Suzan’ın kendisine en çok ihtiyacı olduğu zamanda yazmıştı. Suzan bildirimi görür görmez yorgun bir tebessümle güldü ve mesaja tıkladı.

Sezgin: Sonunda bahçeye çıkılmış anlaşılan.

Suzan okuduğu mesaj karşısında başını ekrandan kaldırarak etrafına hızlıca baktı fakat bir sonuca varamadı, etrafında Sezgin dahil hiç kimse yoktu. Parmakları hızlıca klavyeyi kavradı.

Suzan: Sezgin, neredesin?

Sezgin ise mesajı anında görmüştü.

Sezgin: Nerede olmamı istersen oradayım Suzi.

Suzan Sezgin’in bu mesajlarını çok seviyordu çünkü Suzan’ı çok iyi tanıyordu. Hafif sırıtışıyla birlikte parmakları tekrar telefonunun klavyesini kavrayacakken bahçe kapısı açıldı ve Suzan’ın tüm odağı kapıya yöneldi. Suzan Tuncay’ı beklerken karşısındaki kişi Sezgin’di.

Sezgin elinde iki kahve ile Suzan’ın tam karşısındaydı, Suzan şaşkınlıkla Sezgin’e bakarken Sezgin ise Suzan’a büyük bir gülümseme ile bakıyordu. O anın şokuyla olduğu yerde kaldı, en sonunda Sezgin Suzan’ın yanına geldiğinde Suzan’ın şoku geçmişti.

“Sen şehir dışında değil miydin?”

“Dosyayı kapattık sonunda.”

“Ne zaman geldin?”

“Yaklaşık yarım saat oluyor.”

“Tuncay nerede peki?”

“İçeri girdiğimde Tuncay’ı kahve makinasının orada gördüm, sonra da seni sorunca durumu anlattı. Tuncay’ı kahvesiyle birlikte içeri bıraktım ve kahveleri kapıp yanına geldim. Yani Tuncay şu an içeride.”

“Sen var ya sen…”

Suzan gülmüştü, normalde çok fazla yaşanılan bir durum değildi bu çünkü Suzan ailesinin vefatından sonra neredeyse hiç gülmemişti, unuttuğu bir duyguydu bu.

“E anlat bakalım, neymiş bu kayıt, dosya zırvalaması.” Diye lafa daldı Sezgin.

“Hiç sorma, kaydın içinde birden daha fazla ipucu var, ve benim asıl anlamadığım arkasında böyle bir kayıt bırakan bir suçlu neden hem bulunmak, hem de bulunmamak istiyor?”

“Çok açık biz şekilde belli Suzan, bizimle oyun oynamak istiyor.”

“Bu tür oyunları oynamayı hiç sevmem Sezgin, biliyorsun.”

“İşin gereği maalesef ki katlanmak zorundasın Suzan.”

İkisi de kahvelerinden birer yudum aldı.

“O zaman bana yardımcı olacaksın değil mi?” Dedi Suzan.

“Suzan benim sana yardımcı olmadığım ne konu vardı bana söyler misin?”

“Doğru, yoktu.”

“Ee o zaman Suzan?”

“Pardon pardon.”

İkisi de birbirlerine bakarak ufak bir tebessüm ettiler.

“Özlemişim seni Sezgin.”

“Beni özlememek ne mümkün, ben de seni özledim Suzan.”

“İçeri geçelim mi? Kaydı bir de senin dinlemeni istiyorum.”

“Olur, geçelim.”

Suzan ve Sezgin yavaş yavaş toparlanıp içeriye doğru yol aldılar, en sonunda ise geldikleri yer Suzan’ın odasıydı. Suzan bilgisayarından kaydı açarken Sezgin ise dikkatli bir şekilde dinlemek için bilgisayara yaklaştı ve net tutmak için eline bir kayıt parçası aldı.

Kayıt bittiğinde ise Sezgin tekrar lafa girdi.

“Kaydın en başında yapacağı şeyi kendisinin yapacağını açıkça belli etmiş. Fakat yine de buradan bir anlam çıkaramıyoruz çünkü çok karmaşık, ve henüz ortada bir cinayet veya herhangi bir şey yok. Fakat kaydın sonunda bir bilmece var ve bu bilmeceden bir anlam çıkarmamızı istiyor, ikinci bir kayıt söz konusu. Bilmeceyi çözersek ikinci kaydı da buluruz.”

“Sezgin bunların aynılarını ben de düşündüm, ben de not aldım ve ben de çözdüm. Bu çözülemeyecek bir şey değil, sadece zaman kaybı olduğunu düşünüyorum çünkü dediğin gibi ortada bir ölüm, cinayet veya başka bir şey yok.”

“Yine de ikinci kaydı bulmamız gerekiyor çünkü bir sonraki hamlesinin ne olacağını tahmin edemeyiz Suzan.”

“Evet ama..”

Suzan cümlesine devam edecekken odasını kapısı yine ritmik bir tıkırtı ile tıklatıldı, gelen Tuncay’dı. Tuncay direkt lafa girdi.

“Suzan, yeni bir ihbar aldık.”

“Ne ihbarı?”

“Bir lunaparktan.”

“Tuncay lafı dolandırmadan söyle şunu.”

“Suzan bir lunaparktan ihbar aldık, 40 metrelik dönme dolabın en tepesine asılmış bir insan bedeni görmüşler.”

Tuncay’ın bu lafının üzerine Sezgin ve Suzan aynı anda birbirlerine baktı, ve aynı anda ağızlarından aynı cümle çıktı.

“Kayıt.”

“Kayıt.”

Suzan hızla kaydın son kısmını tekrar açtı.

“Başını döndürür, ayağını yerden keser.

Rengarenk ışıklar ise dört bir yanında.

Giderek yükselirken yerden,

Eser tatlı rüzgar.

Bir sonraki kayıt orada sırdaşım,

Bir sonraki kaydı bul ve bana bir adım daha yaklaş.

Beni bul ve beni gör.

Çünkü ben görülmemekten çok sıkıldım.”

Aradıkları cevabı bulmuşlardı, olay giderek daha da karmaşık bir hâl alıyordu.

Sezgin ve Suzan hızlıca toparlanıp oturdukları yerden kalkarken Tuncay ise odadan çıkmıştı. Hızlı bir şekilde arabaya doğru ilerlediler, sürücü koltuğuna Sezgin geçmişti çünkü Suzan’ın yan koltukta tüm lunapark olasılıklarını değerlendirmesi ve araştırma yapması gerekiyordu.

Sezgin arabayı çalıştırırken Suzan ise bilgisayarının kapağını hızlıca açtı ve son haberlere baktı, Bulduğu 4 haber arasından en sonuncusunu açtı ve vakit kaybetmeden okudu. Ardından arama motoruna lunaparkın adını yazdı ve konumu açtı.

“Timeless Eğlence merkezi & Lunapark için konum başlatılıyor.”

Arabanın dijital ekranından duyulan ses bu oldu.

“Timeless mi?” diye sorarak tüm sessizliği bozdu Sezgin.

“Zamansız…”

“Suzan tüm bunlar birbirleri ile bağlantılı, kayıtta zamanın çok önemli ve çok önemsiz olduğu vurgulanıyor.”

Sezgin’in lafını keserek Suzan devam etti.

“Ve Lunapark’ın adı zamansız.”

“Aynen öyle, ortada çok büyük bir bulmaca var.”

Arabanın içi tekrar sessizliğe bürünürken aradan yaklaşık 15 dakika geçmişti ki Suzan ve Sezgin sonunda olay yerine gelmişti, ikili apar topar arabadan inerken hızla giriş kapısını aradılar. Giriş kapısı kendilerinden çok da uzakta değildi, biraz yürüdükten sonra güvenliği aşıp içeriye girdiler ve hızla dönme dolabın bulunduğu yere ilerlediler. Uzaktan baktıklarında 40 metrelik bir aletin görünmemesi imkansızdı fakat burası çok büyük bir yerdi. Olay yerine daha da yaklaştıkları sırada olay yeri inceleme ekibini, etrafta toplanan polis ekiplerini, gazetecileri, ve insanları görmemek elde değildi. Sonunda gişeye geldiklerinde Sezgin gazetecileri oyalarken Suzan yukarıya doğru baktı ve en tepede olan kadın bedenini gördü. Olay yeri inceleme ekipleri dönme dolabı çalıştırırken Suzan gözlerini tek bir saniye ayırmamıştı.

Giderek yaklaşan bu bedeni baştan aşağı süzüyordu. Kadının boynundan geçirilen halat bir intihar süsü gibi gösterilmişti, sanki kendi isteğiyle kendi kendini asmış gibi… kabin en sonunda en aşağı geldiğinde kadının yüzü daha da belirginleşmişti. Suzan meslek hayatı boyunca bu kadar ölüm ve cinayet görmüştü fakat böylesi onun için bir ilkti, bunu yapacak insan normal bir katil olamazdı. Aklına kaydın son kısmındaki bir sonraki kayıt cümlesi gelmişti, bunun doğruluğunu kontrol etmesi gerekiyordu, olay yeri incelem ekibinde olan bir arkadaşına kendisine yardım etmesi için seslendi.

“Enes.”

Enes tüm kalabalığın sesi ile Suzan'ı duymamıştı.

“Enes!” Diye bağırdı bir kez daha.

Enes bu defa duymuş olmalı ki telaşla Suzan’a baktı.

“Efendim Suzan?”

“Kadının asılı olduğu kabinde bir şey var mı bakar mısın?”

Enes hızla kabinin kapısını açtı ve içeriye göz attı, ardından ise ekip arkadaşlarının birinden bir delil torbası istedi.

Enes tekrar Suzan’a döndüğünde elindeki delil torbasında 2 adet flash bellek vardı.

“Bunlar var.”

“Başka bir şey var mı?”

“Hayır.”

Enes güvenlik şeridinin diğer ucundaki Suzan’a torbayı uzattı.

“Teşekkür ederim Enes.”

“Rica ederim Suzan, umarım işine yarar.”

“İşime yarayacağı kesin.”

Suzan kadının cesedine son bir kez baktı ve içinin burkulduğunu hissetti.

Zavallı kadın bunları hak etmemiş olmalıydı.

Suzan Sezgin’in arkasındaydı, Sezgin’e dokundu ve gitmeleri gerektiğini söyledi.

Gazeteciler onlarca soru sorarken ikili hiçbir şey söylemeden arka çıkış kapısından çıktı ve arabaya doğru yol aldı.

Suzan yeterince uzaklaştıklarını varsayarak elindeki delil torbasını Sezgin’e gösterdi, Sezgin ise direkt lafa daldı.

“İki tane?”

“Evet iki tane.”

“Neden iki tane? Kayıtta sadece bir sonraki kayıt demişti.”

“Orasını bilmiyorum Sezgin, sanırım ancak bilgisayara ulaştığımızda öğreneceğiz, araba ne taraftaydı?”

“İleride.”

Sonunda arabaya ulaştıklarında kapılarını açarak içeri geçtiler, Suzan ise hemen bilgisayarını kucağına aldı.

“Sezgin torpido da eldiven vardı değil mi?”

“Evet.”

Suzan torpido gözünü açıp bir çift eldiven aldı ve delil torbasını açarak içindeki flash belleklerden birisini bilgisayarına taktı, daha sonra ise masaüstünde GÜNLÜK 1 isimli yeni bir dosya belirdi. Suzan dosyaya çift tıkladı ve dosya açılma ekranı karşısına çıktı ardından ise sesli bir şekilde okumaya başladı.

Yavaş yavaş gerçekleşiyor her şey,

Hiç acelem yok sırdaşım, her şey zamanını bekliyor.

Burası benim günlüğüm ve seninle paylaşmak istedim.

Belki beni anlarsın diye, belki beni tanırsın diye.

Her geçen gün daha da yaralanıyorum, daha da kaçıyorum her şeyden.

Bir o kadar da yalnızlaşıyorum.

Yalnız kalıyorum sırdaşım.

Nedir yalnız kalmak?

Bilir misin sen sırdaşım?

En sevdiklerinin yanında olmaması nedir?

Arkadaşlarının, sevdiklerinin, ailenin yanında olmaması nedir sırdaşım?

Güveneceğin bir kişinin bile etrafında olmaması ne demektir sırdaşım?

Bana bunu anlatabilir misin?

Bilir misin bunu?

Bilirsin.

Çünkü sen benim sırdaşımsın.

Az kaldı, dakikalarım bitiyor. Ve ben amacıma daha da yaklaşıyorum.

Suzan derin bir nefes aldı, çünkü ailesini kaybetmişti. Tıpkı günlüğü yazan kişi gibi o da yalnızdı, yalnız sayılırdı. Ama bunları yazan kişi insanın bilinçaltına işliyor ve sanki öyleymiş gibi düşünmesini sağlıyordu, bu Sezgin’de de olmuştu, o da aynı şeyleri hissetmişti.

Günlüğün sahibi sanki kendi yazdıklarını okuyan kişilerin de aynı şeyleri yaşamış gibi hissettirmesine neden oluyordu.

Suzan boğazını temizleyerek flash belleği çıkardı ve diğer flash belleği taktı. Bu defa masaüstünde KAYIT 2 Dosyası yer alıyordu. İşaret parmağını yavaşça bilgisayarında gezdiren Suzan tekrar dosyanın üzerine geldiğinde çift tıkladı ve kayıt dosyası açıldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.