İçeriğe geç

Kayıp Yerden Kaçış

Bölüm 1 · 13 dk okuma

Kayıp Yerden Kaçış

Bölüm 1

Konuşan Tablo

Bel ağrısıyla yattığım yerden doğrulup gözlerimi açtım. Gözlerimi açtığım ve kapadığım yerler biribirinden farklıydı. En son kitabevinden aldığım kitaplara göz gezdirdiğin hatırlıyordum. Hatta - tabi yanlış hatırlamıyorsam - bej mi büskivi mi desem o renklerde bir kitabı inceliyordum. Ama o kitabı inceleme kısmı hariç hafızamda kayda değer bir şey yoktu.

Artık ne olduysa bilmiyordum ama şimdi kim olduklarını bilmediğim iki kız üç erkekle aynı yerdeydim.Nerede olduğumuza bakmak için etrafıma baktım ve bir odada olduğumuzu anladım. Sıvalanmış duvarları, fayanssız zemini ve penceresi vardı. Penceresini görmedim ama rüzgar ve ışık geldiğine göre vardı. Bir an nerede olduğuna bakmak için başımı kaldırdım ama ağzım açık kaldı. Pencere aşırı alçak bir yerdeydi(!). Şaşkınlıkla yüzümü önüme çevirirken aklıma bir şey takıldı. Buranın kapısı yoktu. Evet, baya baya yoktu." Şaka gibi. " dedim alayla gülerek. Sinirim aşırı bozuktu. Neden bozuk olduğunu bendi de bilmiyordum ama bozuktu. Odayı inceleyim demiştim fakat incelenecek fazla bir şeyi yoktu. Sonra yere cenin pozisyonunda uzandım. Burası biraz soğuk olduğu için kendime biraz daha sokulup ısınmaya ve uyumaya çalıştım. Ama uyuyamadım. Sonra tekrar oturmak için doğruldum. Avuçlarımı yere dayadım ve bacaklarımı da öne doğru uzattım. Sırtımı da duvara dayadıktan sonra etrafımdaki 5 kişiye gözlerimi gezdirdim.

Hepsinin gözü kapalıydı. Düzgün nefeslerinden uyuduklarını anladım. Hepsi şuan çok saf görünüyordu ama uyandıklarındaki tepkilerini merak ediyordum.Hangisi afallayacak,kızacak veya sakin kalacak. Gözlerimi kısıp tekrar onlara baktım.Hepsi gençti ve anlaşılan yaşıtlarımdı. Burada birinin çok büyük olabileceğini sanmıyordum. Anlamadığım bir şekilde kendimi onlara yakın hissediyordum. Neden böyle hissettiğimi ben de anlamıyordum. Acaba onları tanıyor muydum? Hepsinin yüzüne şüpheyle bakmaya başkadım. Bu kadar sakın olamazdım, olmamalıydım. Bu işte bir anormallik vardı.

Böyle bakmaya devam ederken düvarın köşesindeki kız dikkatimi çekti. Sarı saçlı, beyaz tenli bir kızdı. Saçı wolfcut kesimdi ve bu kesim ona yakışmıştı. Kalkık küçük bir burnu vardı. Dolgun dudaklara sahipti. Makyaj yaptığı için yüzünün pürüzsüzlüğü hakkında bir şey söyleyemiyordum fakat çok güzel bir kızdı. Üstünde beyaz boğazlı bir kazak, altında ise dizlerinin altında biten bir etek vardı. Kısa siyah çizmeler kombinine iyi gitmişti. Saçını ise at kuyruğu yapmış ve bir kaç tutam önde bırakmıştı.Tam anlamıyla mükemmeldi. Hatta benden bile güzel bir kızdı.

Hiçbir zaman bir kızı benden güzel diye kıskançlık yapmamıştım. Benden daha güzel değil ise de tipiyle aşağılamamıştım. Yaratılışı oydu ve Tanrı bizi hiç bir zaman adil güzellik veya yakışıklılıkta yaratmamıştı. Ve hepimizin kusurları vardı ve biz o kusurlarla güzeldik. Çevremde bir sürü kız şu güzellik algıları denen saçma şey yüzünden canını sıkmıştı, sarışın olmayı dilemişlerdi.Ama farkında değillerdi sahip olduklarının onları ne denli mükemmel ve ayrı kıldıklarına. Hepimiz güzeldik, yakışıklıydık. Sadece bunları miktarlaştırmalıydık.(Güzel, çok güzel, yakışıklı, çok yakışıklı vb.)Çünkü hiç kimse çirkin sözcüğünü hak etmezdi.

Bu düşüncelerde sarışın kızın yanındaki çocuğa kaydı gözlerim. Saçları bakır rengindeydi. Hokka burnunun üzerinde çiller vardı.Aynı benim çillerim gibi ama benim çillerim daha azdı. İnce dudakları vardı. Yüz hatları çok güzeldi. Kulağında gümüş küpeler, parmağında ise siyah yüzükler vardı. Üzerinde haki renginde oversize bir sweetshirt,altında ise siyah bir kargo pantolon vardı. Her erkeğe bu tarz yakışmazdı fakat bu çocuğa yakışmıştı.Ayrıca yakışıklı biriydi.

İncelemelerini kaçamak bakışlarla yapıyordum o yüzden hemen bakır saçlı çocuğun sağındaki kıza kaydı gözlerim. Siyah belinde biten upuzun saçları vardı. Kısa saçlarımı ve kahkülümü ellediğimde yüzümü buruşturdum.𝙽𝚎𝚍𝚎𝚗 𝚔𝚎𝚜𝚖𝚒𝚜̧𝚝𝚒𝚖 𝚔𝚒 𝚜𝚊𝚕𝚊𝚔 𝚐𝚒𝚋𝚒! Biraz ön tarafı genişti ve hafif bir kemeri vardı burnunun. Kalkık da değildi. Ama burnu ona yakışıyordu. Biraz dolgun olan dudakları vardı. Yüzü oval şeklindeydi. Yüzü de pürüzsüzdü. Güzel bir cildi vardı. Kısacası çok güzel bir kızdı. Üstünde beyaz bir gömlek vardı ve gömleğin üstünde de bej-kahverengi renginde bir süveter vardı altında ise bej renginde bir bol pantolon vardı. Ayakkabı olarak da kahverengi botlar seçmişti. Kombini bence gayet güzeldi bana göre ve ona yakışmıştı.

Gözlerim çaprazımdaki erkeğe kaydı. Siyah saçları dağılmıştı. Gür siyah kirpikleri kapalıydı. Kalkık bir burnu vardı, yüz hatları baya iyiydi ve bu onu yakışıklı kılıyordu. Esmer tenliydi.Biraz etli dudaklara sahipti. Üstünde lacivert bir kazak ,altında ise siyah bir Jean vardı. Kombininin altına siyah bir çizme giymişti. Bu çocuk bana baya yakışıklı gelmişti. Birden dudağımı büzüp baya iyi anlamında başımı salladım. Sonra irkildim. Kendimi bir sapık gibi hissetmiştim. Başımı sağa sola salladım ve sallarken karşımda bir çift mavi göz gördüm. Birisi uyanmıştı ve bana bakmıştı. Kendini gülmemek için zor tutuyordu. Aniden aklıma az önce yaptığım hareket ggeldi ve nedeninin o olabileceğini düşündüm. Her ne kadar kaçamak bakışlarla inceliyordum desem de bazılarına uzun süre bakıp kılı kırk yararak inceliyordum. Onlar hakkındaki yorumları mimiklerime de yansıtıyordum.Az önceki yaptığım şey aklıma gelince yanaklarım kızardı. Bir de bu çocuğun gördüğünü düşününce utançtan domatese dönüşecektim. Onun varlığını hatırladığımda ona doğru dönüp gözlerinin içine baktım.

İlk defa birisinin gözlerini görmüştüm. Ve gözleri çok güzeldi. Turkuaz rengindeydi ve gözbebeğinin etrafında biraz kahverengi tonlar vardı. Kumral teni ve kestane rengi saçları vardı. Keskin yüz hatları ve orta büyüklükte dudağıyla kesintisiz buranın en yakışıklısı oydu. Ne düşünüyorsun kızım kendine gel! Onu incelerken incelediğimi anlamasın diye tiksintiyle bakıyordum. Üstünde siyah bir sweetshirt ve siyah bir eşofman vardı. Ayakkabı olarak da beyaz bir spor ayakkabı giymişti.

"Ee incelemen bitti mi? " diye sordu gülmemek için kendini zor tutarak.

"Seni incelemiyorum bir kere nereden çıkarıyorsun? " dedim kızarak. Tabi ben hiç yapar mıyım öyle şeyler? O da eminim öyledir şeklinde başını salladı.

"Bir şey soracağım sana. " dedi oturuşunu düzelterek. "Sen benimkileri beğendin mi? " diye sordu üzerindekileri göstererek. Hala gülmemek için kendini zor tutuyordu. Hayır anlamında başımı sağa sola salladım. O ise bir kahkaha patlatarak "Ben seninkilere bayıldım. Harikuladeler." dedi şimdi ise anırarak gülmeye başlamıştı.

Ben de neye gülüyor bu manyak diye üstümdekilere baktım.Lanet olsun! Şu zamana kadar nasıl fark edemedim? Evde yatmadan önce giydiğim o ayıcıklı pijamalar üstümdeydi. Ya hayır ama ya! Buraya geleceğimi bilsem bunları giyer miydim hiç? İçimden keşke bir an o rahatsız edici o okul formalarından olsa diye dua ettim. En azından üstümde onlar olsaydı karşımdaki bu çocuğun gülüşleri altında ezilmezdim.

Çocuğa göz devirerek karşı duvara bakmaya başladım. O sırada da sarışın kız uyanmıştı.

"Ya kim bu eşek gibi anıran. " dedi esneyerek. Sonra ise etrafına afallamış bir şekilde baktı. Yeşil gözleri üzerimizde gezindiğinde bize insan dışı varlıkmışız gibi bakıyordu. Aniden bağırarak konuşmaya başladı.

"Siz kimsiniz be! Hem ben buraya nasıl geldim veya kim getirdi, kaçırdı? Yoksa siz mi getirdiniz ? Bir açıklama yapacak mısınız yoksa yaygarayı mı koparayım? " dedi sinirle. Bu arada da mavi gözleri olan bu çocuk ona sınırlı sinirli bakıyordu.

"Ya bi kapa çeneni! Buraya kimse nasıl geldiğini veya kimin getirdiğini bilmiyor. Bencilce davranma! Ayrıca mantıken-tabi mantığını kullanabiliyorsan- seni niye kaçırıp seninle aynı odada kalalım? "Az önce eşek gibi anıran çocuktan eser yoktu. Anlaşılan sarışın kızdan da hoşlanmamıştı. Hoşlanmamış olabilirdi fakat ne amaçla bu kadar bağırdığını anlayamadım. Yoksa onu tanıyor muydu?

" Bana neden bu kadar sert tepki veriyorsun? " diye bağırdı kaşlarını çatarak sarışın kız. "Hem hangi insan kaçırıldığında benim gibi tepki vermez. Ayrıca empatiden yoksun musun? İnsan bir empati kurar be! " dedi baya sinirlenmişti.

Bunu dedikten sonra mavi gözlü çocuğun yüzünde bir gülümseme oluştu. "Bir, empati duygusundan yoksun değilim sen kurmaz iken ben neden kurayım? İki , şu komik pijamalı kız ile ben uyandığımızda aynı tepkiyi vermedik. Hatta o sizi kılı kırk yararak inceledi. " dedi yine gülmesi başlamıştı. Kız mavi gözlü çocuğa olan öfkesi yüzünden yüzüme bile bakmamıştı. "Muhtemelen çilleri olan şu çocuk , upuzun siyah saçlara sahip olan kız ve şu lacivert kazaklı çocuk da aynı tepkiyi vermeyecek. " dedi kendini bilmiş bir tavırla.

"Allah Allah müneccim misin de böyle konuşuyorsun lavuk? " dedi sarışın kız. Kızı bir an tanıyamadım. Görünüşü nazik kız vibe veriyordu ama öyle değildi.

"Lavuk sensin sarı çiyan sen kimsin de bana böyle konuşuyorsun? " dedi bağırarak. Kaşlarını çatmıştı.Yine gülüşü sönmüştü.

"Ben Mey-" demişti ki "Adın gerek değil. " diyerek onu susturdu.Kızın adını merak etmiştim. Acaba neydi?

Bu kavgadan sonra"Yeter artık ne çene var arkadaş ya? Allah verdi diye 7/24 kullanmak zorunda mısınız? " dedi lacivert kazaklı çocuk esneyerek.O an gözlerine baktım. Yeşil harelere sahipti. O an göz göze geldik. Bir süre göz teması kurduk taki sarışın kız konuşana kadar.

"Evet kullanmak zorundayız. Hem kullanıyorsak sanane kardeşim! " dedi itici bir şekilde.

"Ya Allah'ım sabır ver ya! Şöyle delilerle uğraşıyorum bu bilmediğim yerde bilmediğim insanların arasında. " dedi iki elini açıp birleştirerek.Sarışın kız da yeşil gözlü çocuğun ağzını ökendi.Sonra da tiksinici bakışlar atarak yanındaki çocuğa baktı. O anda da çilli çocuk uyandı. Kaşları çatık bir şekilde bizi inceledi. Ela gözleri en sonda bana takıldı. Yanaklarının içini ısırarak bir an gülmemeye çalıştı. Aaa yeter ama!

Sarışın kız çilli çocuğun bana bakıp yanaklarının içini ısırmasıyla bana baktı.Beni gördüğünde irice gözlerini açtı. O an ise benim yanaklarım daha da kızardı. "Tanrım sana şükürler olsun buraya bu halde gelmedim. Binlerce şükür hem de. " bana tiksinir gibi bakışlar attı. O an deve kuşları gibi kafamı yere sokmak istedim olmadı. Daha da kızardım. Yeşil gözlü çocuk bana baktı ve sadece tebessüm etti ."Tanrım lütfen bana yardım et! " diye kısık sesle inledim.

"Seni anlıyorum. Bu kadar kendini kasma. " dedi siyah saçlı kız. Mavi gözleri bana şefkatle bakıyordu. "Seni anlıyorum çünkü bu durumu ben de yaşadım bir kere. Zamansız gelmişsin ya da getirilmişsin demek ki. Senin suçun değil. " dedi sakinleşmem için. Ben de ondan aldığım cesaretle kaşlarımı çalarak onlara bağırdım. "Niye gülüyorsunuz be? " dedim. "Ablamızı kızdırmayın lan! Yoksa hepimizi lime lime doğrar tamam mı, yapmayın ablamıza(!) " dedi mavi gözlü çocuk imayla. Onun böyle demesiyle yumruklarımı sıktım ve sinirli bir nefes verdim ağzımdan. Ağzının ortasına yumruğumu geçirmek istiyordum ama olmuyordu.

Mavi gözlü kız aniden "Tanışalım mı? İlk önce biriniz başlasa. Mesela sen. " demesiyle hepimiz işaret ettiği tarafa baktık.İşaret parmağı yeşil gözlü çocuğa doğruydu. Anlamsız bir şekilde ikisini yakıştırmıştım.

"Ben de Yiğit. Ama siz taktığınız lakaplarla da çağırabilirsiniz benim için sıkıntı değil. " dedi tebessüm ederek. Bu çocuğa kanım ısınmıştı. Sürekli tebessüm ediyordu ve gözleri şefkatle bakıyordu.

"Meyra." dedi sarışın kız. Adı bu muydu cidden? Adının da vibesini vermiyordu. Ben daha farklı şeyler beklemiştim. Yeşil gözleri hala tiksintiyle bakıyordu etrafa.

"Atlas ben. " dedi üzerinde bir sürü yüzük olan ince kemikli parmaklarını uzatarak çilli çocuk . Mavi gözlü kız boşlukta kalan elini sıkarak karşılık verdi."Ben de İzel. " dedi tebessüm ederek. İzel elini bıraktıktan sonra ellerini sarışın kıza uzattı ama kız uzanmadı bile. "Karşılık verdiğin için teşekkürler Süslü Kız. " dedi imayla.Gözlerini kısıp Meyra'ya tiksintiyle baktı.Meyra ise "Ben lakaplardan hoşlanmam! " dedi kaşlarını çatarak.Ardından gözlerini devirdi. Atlas "Peki Süslü Kız." dedi sinsice gülümseyerek. Sonra da Yiğit'e döndü. Yiğitle de tokalaştı ve sonra bana döndü. Üzerimdekilere bakmamaya çalışıyordu. Yine gülmemek için yanaklarının içini ısırıyordu. Yüzüme doğru bakıyordu. Elini bana da uzattı ve ben de karşılık verip sıktım. "İsminizi söylediğiniz için teşekkürler güzel hanfendi. " dedi.Ben ise adımı söylemedim, söylemeyecektim de zaten.Gıcıklık olsun diye. Atlas tam turkuaz gözlü çocuğun yanına gidiyordu ki "Sen orada kal istersen. Bence daire oluşturalım ya da karşılıklı oturalım. Öyle daha iyi olur. Böyle koskoca odayı gezip herkesle tokalaşamayız değil mi? Ne dersiniz? " sonra gözlerini kısarak bana baktı ve "Ne dersin İsimsiz Kız sence nasıl? " dedi. Hiçbir şekilde yanıt vermeyerek ayağa kalktım ve odanın ortasına yürüdüm.

Ortasına gelince durup oturduğum yerde diz çöküp oturdum. Sonra diğerleri de bana katıldılar. Sol yanıma İzel sağ yanıma ise Meyra oturdu. Fakat Meyra öyle bir oturdu ki kendimi bir an Covid kapmış hastalar gibi hissettim. 1 metreye yakın aramıza mesafe koymuştu. Kaşlarımı çatarak ona baktım fakat o ojeli pembe tırnaklarıyla oynuyordu. Onun karşısına Atlas, İzel'in karşısına Yiğit , benim karşıma ise turkuaz gözlü çocuk geçmişti. "Ben Zeynel. " dedi turkuaz gözlü çocuk. Gözlerimin içine bakarak "Ee sen komik pijamalı İsimsiz Kız..."yavaşça vucüdüma kaydı gözleri " ... senin adın ne? " bir kaşını yukarı kaldırdı ve ardından beklenmedik bir kahkaha patlattı. Onla beraber Atlas da bir kahkaha patlattı. "Yeter bence kızla artık dalga geçmeyin! " dedi İzel ile Yiğit aynı anda. İkisine hoşlanmamış bir şekilde bakıyorlardı.İzel aynı anda söylediklerini fark edince yüzünde silik bir tebessüm oluştu.Bu tebessüm benim de gülümsememi sağladı. İzel tebessüm ederken aynı zamanda Yiğit'e de bakıyordu. Yiğit bakınca hemen bakışlarını bana çevirdi. Yiğit bunu fark edince yüzünde yaramaz bir gülümseme oluştu. Anlaşılan hoşuna gitmişti. Bana göre hatta bu öznel de değil nesnel bu ikisinden biri birinden hoşlanıyordu.

"Ama şu iblis gülmekte haklı. " dedi Zeynel'i göstererek Meyra. Bana burnunu kırıştırarak baktı.Tam bana bir şey söylecekti ki "Sen kime iblis diyosun sarı çiyan? " dedi Zeynel. Gözlerinde öfke vardı. Bu kıza tahammül edemiyordu çünkü her konuştuğunda böyleydi.Ama daha kızı tanımadan böyle neden yaptığını anlayamıyordum. Belki de kız sadece samimi olmadığı kişilere yapıyordu. "Sana söylüyorum libidosu tavan yapmış herif. Ne yapacaksın? Dövecek misin? Yoksa siz şu erkeklerin klas lafı olan 'Bak kızsın diye bir şey yapmıyom ha! ' mı dersin? (Bunu sesini kalınlıştırarak ve ağız ökenir gibi yaparak söyledi. ) Ben senin gibi lavuklarla aynı ortamda kalmak istemiyorum, gideceğim. " dediği gibi ayağa kalktı. Fakat karşısında kapı göremeyince kaşları çatıldı. " N'oldu Sarı Çiyan yok mu kapı? Kıyamam üzüldün mü sen?" dedi dudaklarını büzerek. "Gerçekten üzül çünkü beni kimse seni elinden alamayacak! " dediği gibi Meyra'nın üstüne yürümeye başladı. "Sen bu kıza neden böylesin? " diye sordu Yiğit kaşlarını çatarak. İzel tam Zeynel'i tutmak için kaldırıyordu ki onu eliyle durdurdu "Bu itici hareketlerinin cezasını çekmeli." dedi. "Bunun hesabını soracak kişi sen değilsin! " diye bağırdı Meyra ama hala kızın üstüne yürüyordu.

Herkes şuan birbirini tanıyormuş , 100 yıllık dostmuşuz gibi davranıyordu.Hiç kimse -Meyra hariç- yabancılık çekmiyordu. Ben bile. Ama neden? Nasıl bu kadar rahat davranabiliyorduk? Ya da böyle dört duvara kapatıldığımız için bir şeyler desek de çare olmayacağınımı bilmiyorlardı? Neden yabancı değilmişiz gibi davranıyorduk. Tek böyle düşünen ben miyim acaba? Ya da hepsi dost canlısı olduğu için mi böyleydi? Hadi bunu da boşverdim. Meyra ile Zeynel neden birbirine böyle davranıyordu? İnsan ilk kez gördüğü birine nasıl böyle davranabilirdi? Bu işte kesinlikle bir iş vardı ama ne?

Bu düşüncelerle didişen ikiliye baktım. Meyra kaçış yeri olmadığından geri geri yürüyordu. Duvarla arasında bir karışlık yer kalmıştı. Tekrar geriye adım attığı sırada duvara tosladı ve bir ses duyuldu. Meyra yerde başını sıvazlarken arkasındaki duvar sesten sonra iki yana açıldı. Meyra hariç hepimiz karşı tarafa doğru şaşkınlıkla bakıyorduk. "Ne bakıyorsunuz be! " diye bağırdı Meyra. Ona baktığımızı sanıyordu. Kendiside sonra arkaya döndüğünde ağzı açık kaldı. "Sarı Çiyan bir şeye yaradı desenize. " dedi sinirle gülerek Zeynel. Meyra ona ölümcül bakışlar atarak ayağa kalktı.

Atlas olduğu yerden kalkarak yavaş adımlarla koridora çıktı. Ve hemen koridorun diğer duvarındaki tabloyu işaret etti. Tabloda çember şeklinde dizilmiş mahkumlar vardı. Onların yanında 3 tane takım elbiseli adam vardı.Etrafındaki duvarlarda toplam 5 tane küçük pencere vardı. Ve biraz yüksekte de ayrıntıyla çizilmiş küçük kelebekler vardı. "Bu Vang Gogh'un Tutuklular Çemberi adlı tablosu.1890 yılında Fransız ressam Gustave Dore'nin bir gravüründen esinlenerek çizmiş bu resmi.Bakın şu da Van Gogh!" dedi tablodan bize doğru bakan şapkasız mahkumu gösterdi. Ben hala böyle şeyleri ezberlemesinin şaşkınlığındaydım. Bu tavrından tablolara hayran olduğunu anlıyordum.Ama bana göre resim dersi boştu ve çizilen tablolar anlamsızdı. Sonra şaşırmış bir tavırla devam etti."Bunun burada ne işi var? Dünyada sadece bir tane var o da zaten Moskova'daki Puşkin Müzesi'nde sergileniyor. Bu tabloyu yurdışına gidip müzede canlı canlı her zaman görmek istemiştim ama şartlar el vermemişti. Şimdi ise karşımda duruyor.Hayal değil di mi? " dedikten sonra tabloyu almak için uzandı. Fakat tabloya dokunduğu an tablodaki ayrıntıyla çizilmiş küçük kelebeklerden gerçek kelebekler çıkmaya başladı.Hepimiz şaşkın ve korkmuş bir şekilde uçup giden kelebeklere bakıyorduk. Meyra'nın bağırıp koluma sarılmasıyla tekrar korkmuştum. Biz daha bunlara alışamayıp kalbimiz korkudan hızla çarparken tablodaki Atlas'ın gösterdiği adamın konuşmasıyla Meyra'nın "Bakın Van Gogh mudur nedir o konuşuyor! " diye bağırıp kolumu tırnaklarıyla deşmesi bir oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.