Arkadan bir öksürük sesi gelince o tarafa döndük ikimiz de.
"Gençler?" dedi soru sorarcasına Nicole.
Gerçekten bir sen eksiktin.
"Profesör?" dedi Leonard'da soru sorarcasına.
"Gençler?" dedi bir kez daha Nicole ve kafası ile 'bu haliniz ne?' der gibi bizi işaret etti.
"Ne zamandan beri ilişkilere karışır oldunuz?" diye sordum.
"Ben bu okulun müdüresiyim Lenora, her şeye karışma yetkim var." diye yanıtladı beni.
"Ve okulumda böyle davranışlar istediğimi sanmıyorum." diyerek devam etti.
"O zaman bende rütbemin verdiği üstünlükle sizi Elfrad'da istemesem? O zaman ne olacak Nicole?" diye sordum.
Nicole donup kalmış, gerçekten öyle bir şey yapar mıyım diye yüzüme bakıyordu.
Gayet ciddi olduğumu fark edince pes edip arkasını döndü ve ilerlemeye başladı.
"Bu kadın senden korkuyor mu?" diye sordu Leonard.
Yine gülüyordu.
Gülüşünü başka kimsenin görmesini istememem normal miydi?
"Çoğu kişinin korkması gerekmiyor mu zaten." dedim ona bakarak.
"Kimsenin benden korkmasını istemezdim."
"Bazı durumlarda hadlerini aşıyorlar ve korkmaları en iyisi oluyor." dedim.
"Lenora!" diye seslendi ileriden birisi.
Alvin'di.
Neden gelmişti gece gece.
"Bir şey mi oldu?" diye sordum yanımıza koşarak gelen Alvin'e.
"Anahtarlar, kırılıyor." dedi soluk soluğa.
Ne.
"Alvin daha çok erken." dedim.
Ben sana demiştim.
"Biliyorum, çok erken. Saraylardan haber geldi. Elementleri kontrol altında tutmaya çalışıyorlarmış."
Toprak Krallığı, yerin sallanmasını durdurmaya. Hava Krallığı hortum çıkmasını engellemeye. Su Krallığı tsunamiyi engellemeye, ve Ateş Krallığı da yanardağda ki lavları kontrol etmeye çalışıyor. Tabi sadece bunlarda değil, bir sürü felaketi kontrol ediyorlar.
Sen bana neden demiyorsun bunları?
Yeni haberim oldu.
"Ne yapmamız lazım?" diye sordum Alvin'e.
"Sadece Elementleri kontrol altında tutmaya yardım et, anahtarları bulmamız lazım. Ve acele et, Su Krallığına gidiyoruz." dedi Alvin ve geldiği gibi koşarak gitti.
"Bende geliyorum." dedi Leonard.
"Hayır sen burada kal, herkesin güvenliğinden emin ol." dedim.
"Senin güvenliğinden emin olamadıktan sonra milletten banane." dedi sinirle.
"Ne yapacağım ben Leonard? Beynim durmuş gibi. Nasıl yapacağım bilmiyorum. Elementleri nasıl kontrol altında tutacağım bilmiyorum."
"Düşün ve yap." dedi Amos gibi.
Hey! Orada dur. Kimse benim gibi diyemez.
Senin gibi kimse diyemez, lafın gelişi.
Tüm gücünle Elementleri kontrol altında tutmaya çalış Lenora, gittiğiniz zaman anahtarları bir anda bulamayacaksınız. Haftalar geçecek. Yürüyeceksiniz, yürüyeceğiz. Tüm gücünü kullan ve Elementleri kontrol altına al.
Leonard bana elini uzatınca tutup sıktım.
"Birlikte." dedik ikimiz de aynı anda.
Daha sonra ellerimizi Gökyüzüne doğru kaldırdık ve içimizde ki tüm enerji ile Elementleri bir bariyer içerisine aldık.
Ellerimden çıkan güç, gökyüzünde bir anda kaybolup gidiyordu.
İşe yarıyor, devam et.
Bırakmadım, bırakmadık.
Leonard gücü tükeniyormuşcasına elimi biraz sıktı, aradan saniyeler geçince miğdem bulanmaya başlamıştı.
Ellerimiz bir olduğu için avuç içlerim terliyordu, en sonunda bitkin düşüp bıraktığım da yere çöküp derin nefesler almaya başladım.
"İyi misin?" diyerek hemen yanıma eğildi.
"İyiyim." diyerek yanıtladım onu kısaca.
İyi falan değildim. Bir yandan miğdem bulanıyor, bir yandan başım dönüyordu.
"Yola çıkmadan önce biraz dinlenelim." dedi Leonard ve elimden tutarak beni yerden kaldırdı.
Git ve güzel bir uyku çek Lenora, bünyen bu kadar gücü bırakmaya alışık değil.
Beklemediğim bir anda bedenim havalanınca kendimi Leonard'ın kucağında buldum.
Kokusu, güzeldi.
"Ne yapıyorsun?" diye sordum ona.
Yorgundum ama, birinin kucağında olmaya da alışık değildim.
"İyi değilsin, ve ben iyi olmayan kişileri kucağıma alırım." dedi.
Kişileri.
Kimleri kucağına almıştı daha önce.
Birini kucağına mı almıştı.
Kucağından hızla inmek için bir hareket yaptığımda beni daha sıkı tuttu ve inmemi engelledi.
"Sakin ol, her şey geçmişte kaldı."
"Döverim seni." dedim bir anda yükselerek.
"Şakaydı. Sadece şaka."
Şakaymış.
İnanana.
Ben şahsen inandım.
Of Amos.
"Bırak beni, kendim yürürüm." dedim bir yandan kucağından inmeye çalışırken.
Canını yakmak istemiyordum, istesem rahatlıkla inebilirdim.
"Hadi ama Lenora hiç yürüyebilecek gibi durmuyorsun."
"Hadi ama Leonard, hemen beni yere bırak."
Kafiyeli mi oldu sanki?
Öyle oldu değil mi?
Öyle oldu.
"Lenora çırpınmayı bırak, komik oluyorsun."
"Çırpınmaya gücüm yetiyorsa kendim de gidebilirim değil mi Leonard? Ayrıca sen git o iyi olmayan kişileri kucağına al." dedim hızlı bir şekilde.
"Ee ben gideyim o zaman." dedi ve beni sakince yere bıraktı.
Ne.
Öylece gidecek miydi?
Tanrıça aşkına karşıma çıkan kimse neden normal değil!
"Git." dedim ve arkamı dönerek yürümeye başladım.
Sanırım hayatında benden başka erkek olmayacak Lenora.
Aman eksik kalsın.
Ne acı.
Amos, döverim oğlum seni. Tüylerini tek tek yolar satışa sunar, ekstra gelir elde ederim.
Senin benim tüylerimle alıp veremediğin ne acaba Lenora, sırtıma binerken de çekiştirip duruyorsun.
Yalancı.
Ne zaman çekiştirdim?
Her zaman!
Ben yürümeye devam ederken arkamdan bir gülme sesi geldi ve ardından da belime kollar dolandı.
Lanet olsun Leonard.
"Lütfen gideceğimi düşünmediğini söyle."
Düşündüm mü Amos?
Ben bile düşünmüşken seni düşünemiyorum Lenora.
Lütfen Leonard'a aşık olmadığını söyle.
Benim hedefim başkaları.
Yengem mi oluyor?!
Kim bilir.
"Gittin." dedim Leonard'a.
"Ben değil sen gittin."
"En azından durdurabilirdin."
"Durdurdum ya zaten Lenora." dedi bilmiş bilmiş suratıma bakarak.
Hadi Lenora öp ve herkes mutlu olsun.
İşine bak Amos.
Benim işim sensin.
Yengemle ilgilen Amos.
Olur.
Aşk aslanı seni.
"Ben odama çıkıyorum." dedim belime sallanan kollardan kurtularak.
"Eh bende seni odana götüreyim."
"Gerek yok, odana git ve uyu sende. Yorgun gözüküyorsun."
"Senin kadar yorgun olmam imkansız." dedi beni baştan aşağı süzerek.
Tamam, gerçekten inatçıydı.
Senden bile inatçı.
Git yengemle ilgilen demedim mi ben sana ya.
Ben iki işi aynı anda yapabilirim.
Off Amos.
Off Lenora.
Leonard beni beklemediğim bir anda hızla kucağına aldı ve ilerlemeye başladı.
Benim ayaklarım vardı.
Tanrıçalar bana iki tane taş gibi ayak vermişti.
Taş gibi de bir Ruh Eşi vermiş.
Tamam o kısmı geç.
"Çok taşımak istiyorsan." dedim ve Leonard'ın kucağında biraz daha yayıldım.
"Varisimin rahat etmesi için elimden geleni yapıyorum." dedi alaya alarak.
"Sence ne olacak? Yani anahtarları bulmaya gideceğiz ya." diye sordum.
Adem elması mı var onun?
Hani nerede?
Adem elması nerede olur Lenora?
Gözlerimi boynuna çevirince Adem elmasını gördüm.
Fazla iyiydi.
Yenge işini boşverip Leonard'a yavşamama çok az kaldı.
Yürü git işine.
Uzak dur Ruh eşimden.
"Doğruyu söylemek gerekirse Lenora, birisi ölecek gibi hissediyorum. Ve inan bana bu sefer sen bile diriltemeyeceksin."
Aramızdan birinin ölmesini kaldırabilir miyim bilmiyorum.
"Birisi ölmeyecek Leonard, ölemez. Koruruz." dedim gözlerinin içine bakarak.
"Sadece hislerimi söyledim. Takma kafaya bu kadar." dedi.
Çocuğun hisleri de bir tuhaf.
Seninkiler çok mu normal.
Benim gibi müthişmel bir aslana laf etme Lenora, benim için adam öldürüyorlar adam. Senin için ne yapıyorlar?
Onlara kalmadan ben öldürüyorum sen merak etme.
Annem katillerle konuşma dedi.
Benim halam da hayvanlar konuşamaz diyordu ama, her zaman dedikleri olmuyormuş.
Leonard beni odamın kapısının önüne getirip yavaşça yere bıraktı.
"Yolculuk buraya kadar."
Açıkçası, rahatım iyiydi.
"Evet evet rahatının iyi olduğunu biliyorum. Benim kucağımda herkes rahat eder."
Yine mi zihnimi okumuştu.
Onun bu haline göz devirip cebimden odamın kapısını açmak için anahtarımı çıkarttım.
"Tamam bakma öyle öldürecek gibi, şakaydı."
"Sen lütfen bir daha şaka yapma." dedim ve elimde ki anahtar ile odamın kapısını açtım.
"Hadi ama Lenora, bence şakalarım çok güzel."
"Dikkat et de şaka yaparken boğulma Leonard, yanlışlıkla düşünürüm falan nefesin pat diye kesilir."
Tehdit etmekte üstüne var mı bilmiyorum.
Bunlar olabilecekler, tehdit değil.
"Dostum sakin." dedi gülerek.
Dost deme lazım olur.
Leo bu şakalara devam ederse mezar taşı da lazım olacak.
Şaka olduğu ne belli Lenora, belki gerçekler...
Ay Amos git işine bak, sen delirtirsin beni.
Kaçıncı kez söylüyorum bilmiyorum ama, benim işim sensin.
Senin işin bana yenge bulmak, Leonard'a belli etmeden yavşamak değil.
Ne münasebet.
"Leo gerçekten şu kız şakalarını kaldıracak durumda değilim tamam mı? Bir de kafamı bunlarla karıştırma." dedim sakin bir şekilde.
"Ha kafanı yoracak kadar önemsiyorsun yani beni." dedi sırıtarak.
"Gerçekten bu laftan bunu mu anladın?"
"Lenora, kabul et sende bunu demek istedin. Ama demeye çekindin."
"Abart." dedim onun bu haline gülerek.
"Uyuyabilecek misin?" diye sordu bir anda.
"Evet?" dedim anlamazca.
"Tamam, iyi geceler o zaman." dedi.
Morali mi bozulmuştu onun.
Yok canım, bana öyle gelmiştir.
"Sen uyuyabilecek misin?" diye sordum.
"Hayır." dedi dürüstçe.
Rüya bekçileri, unutmuştum.
"Belki sende uyumazsın birlikte konuşuruz falan diye düşünmüştüm, ama neyse boşver iyi geceler sana."
Birlikte uyuruz demeye utanıp, konuşuruz demeyen de ne bileyim yani.
Benimle mi uyumak istiyormuş?
Benimle.
Lenora, gerçekten bu beyinle seni nasıl Kayıp Varis seçtiler anlamıyorum. Güneş Tanrıçası, onu hiç anlamıyorum. Acilen beyin nakli olman lazım, hemde çok acil.
Tüylerini yolmama saniyeler kaldı...
Belki de bu mükemmel beyin için seni seçmişlerdir değil mi Lenora?
Yer bir anda sallanınca ikimizde dengemizi kaybederek düşmek zorunda kaldık.
Belki de Leonard'ın üstüne düştün.
"Yine mi?" diye çıktı odasından hızla Bronte.
Bizi yerde görünce büyük bir çığlık attı.
"Siz? Deprem? Anahtarlar? Ne diyorsun Bronte kendine gel." diyerek yanağına sert bir tokat attı Bronte.
Deliler kulübüne hoş geldiniz.
"Bronte!" diye bağırarak çıktı odadan Adrian. "Niye bağırıyorsun kızım, kalpten götürecek misin sen beni."
"Ne oluyor oğlum?" diyen Elvis'in mırıldanmasını ardından da kapı kapanma sesini duydum.
"Hadi ama önümde çiftleşmek zorunda değilsiniz!" dedi nereden çıktığını anlamadığım Tina.
Çiftleşmek?
Ben sana şöyle izah edeyim, bu kafayla bunu da bilmiyor gibisin. Bir erkek ve bir kadının kıyafetlerini çıkartıp, cins-
Amos!
O kadar salak değilim.
"Bu yaptığınız, hiç etik değil." dedi Alvin.
"Arkadaşlar deprem oluyor farkında mısınız?" dedi konuyu dağıtarak Sierra.
Kurtarıcı meleğim.
"Toprak Varisi değil misin durdursana?" dedi Elvis.
"Sen nesin gerizekalı." dedi Sierra ona bakarak.
"Sensin gerizekalı, yelloz." dedi Elvis de çıkışarak.
"Bana bak Elvis, yoldurtma o saçlarını bana."
"Hadi, hadi gelsene" dedi Elvis eli ile onu çağırarak.
"Çiyan." dedi Sierra, Elvis'e.
"Yelloz." dedi Elvis'de.
Kafam bir Elvis'e, bir Sierra'ya gidiyordu.
"Ben sana bir daha yelloz deme demedim mi?" dedi Sierra.
Her an birbirlerinin üstüne atlayabilirlerdi.
"Ben sana bana çiyan deme demedim mi? İguana suratlı." dedi Elvis.
"Sus, eşek gözlü."
"Hadi ama çocuklar! Kaç yaşında insanlarız. Durun." dedi Bronte sesini biraz yüksekterek.
"Sen karışma." dedi Elvis ve Sierra aynı anda.
"Ezeli düşmanın olacağım oğlum senin, göreceksin." dedi Sierra tehditkar bir sesle.
"Hah kıçım, gördünüz mü düşmanım olacakmış."
Elvis alaya alıyor, Sierra ise bu duruma daha çok sinirleniyordu.
Onlar hala kendi aralarında atışmaya devam ederken ellerimi yere koydum ve depremin durduğunu, her şeyin eskisi gibi normale döndüğünü düşündüm.
Bir süre sonra deprem durmuş geriye hala birbirlerine laf söyleyen Elvis ve Sierra kalmıştı.
"Bu sesler ne?" diyerek Karina çıktı odasından.
Arkasından da Lucas.
Aynı odada mı kalmışlardı?
Neyse banane.
"Geldi şirret." diye mırıldandı Bronte.
"Bazen Karina'yı yapmalarına gerek var mıydı diye düşünüyorum." dedi Elvis.
"Benim kardeşim işte ya." dedi Sierra.
"Tabii lan, başka kimin kardeşi olacağım." dedi Elvis, Sierra'ya.
"Aynı kanı taşıyoruz." dedi uzaktan konuşmaları duyan Karina.
"Maalesef ki, yapmışlar işte senin gibi bir hata." dedi Tina.
Gülmemelisin Lenora.
Gülmemelisin.
Ben gülmemek için direnirken, Leonard kafasını boynuma gömüp kıkırdamıştı.
Saçının kokusuna mı düşsem, parfümüne mi?
Ben düştüm sen düşmesen de olur.
Ruh eşimden acilen uzak durman gereken konular var.
Senin Ruh eşin benim Ruh eşim ne farkı var canım.
Ya defol git.
Def nasıl olayım Lenora.
Ben yaparım seni def, çok istiyorsan de.
Yok kalsın.
Karina somurtarak odasına geri girmiş, ardından da Lucas Leonard ile bana bakıp odaya girmişti.
Pişman.
Aman ne iyi.
Gerçekten pişman Lenora, acı çekmeye başlamış. Her geçen gün Karina'ya olan sevgisi biterken sana olan sevgisi çoğalıyor.
Amos, siktir olup gidebilir.
Hedefimiz Leonard, gerisi çöp.
"Hedefin benim demek." dedi Leonard.
Zihnimi okumayı gerçekten bırakması gerekiyordu.
"Öyle demek istemedim, yani hedef derken o anlamda değil." dedim iyice saçmalayarak.
"Ne demek istedin?"
"Boşversene."
"Her şeyi şu an boşverebilirim, ama bunu veremem." dedi.
Söylesene kafasını boynundan çeksin artık.
Sana ne oluyor?
Amos'cum bak, aslan aslanla anlıyor musun?
"Biz Ruh eşiyiz ya hani, yani ondan şey ettim. Ondan dedim" diye geveledim bir şeyler.
"Sen hep de o zaman." dedi ve içine derin bir nefes çektikten sonra kafasını boynumdan çekti.
"Arkadaşlar aile var yani, saplar var yani burada." dedi Tina.
Yeni fark ediyordum da, hepsi bizi izliyordu.
Tanrıçaya şükürler olsun ki fısıldayarak konuştunuz.
"Artık bu hızınızı, bu yakınlığı açıklayacak mısınız acaba?" diye sordu Alvin.
"Hayır." dedik ikimiz de aynı anda.
"Hadi ama Lenora, merak ediyoruz." dedi Bronte.
"Ruh eşiyiz." dedi bir anda Leonard.
"Ben senin çenenin yayına tüküreyim." diye mırıldandım Leonard'a.
O bana sırıtarak bakarken geriye şaşkın Varisleri bırakmıştık.
"Siz şimdi Ruh eşisiniz, hani şu evlenip çocuk yapanlardan." dedi Elvis.
Biz Ruh eşiydik, evlenip çocuk yapan türden.
Elvis'in lafı biter bitmez bir kapı açılıp ardından da sertçe kapandı.
Daha sonra ne olduğunu bile anlamadan Leonard'ın kafası kucağıma düştü.
Kanlar içinde.
Kafamı kaldırdığımda ise sinirle bu tarafa bakan, elleri alevler içinde yanan Lucas'ı gördüm.
Leo.
Birisi ölecek gibi hissetmişti.
Ve elimden gelen tek şey bu kişinin Leo olmaması için Tanrıça'ya yalvarmak oluyordu.
Leo, ölemezdi.
Yaşayacaktı, yaşayacaktık.
Ama bunu yapan, işte o yaşamayacaktı.
