Sıcak bir yaz günüydü. Okullar tatildi. Her zaman çok yakın arkadaşım olan Ada’yla ve ona karşı ufak bir hoşlanma hissettiğimi düşündüğüm Doruk’la buluşurduk. Bugün de aynısını yapmak üzere Ada’ya yazdım. Ada: Saat 14.00’te kapının önünde olurum, demişti. Saat daha on ikiydi. Üstümü değiştirdim ve kahvaltımı yapmak üzere mutfağa yöneldim. Annem orada değildi ama masanın üstünde bir not vardı. “Güzel kızım…” diye başlıyordu. Bu yazıyı okurken annemin beni küçükken hep ağladığımda kucağına alıp “güzel kızım” deyişi aklıma geldi. İşte notta şunlar yazıyordu: Güzel kızım, baban Kerim amcan ve Nur teyzenle birlikte iş gezisi için Antalya’ya gidiyoruz. Bir hafta yokuz. Ada’yla birlikte bizde kalacaksınız. Yemeğin dolapta, ısıt ye. Seni çok seviyorum. Sevgilerle annen… Nota bakarken yine çok yoğun olacaklarını, beni unutacaklarını düşündüm. Aslında tek çocuk olduğum için bana çok değer verirler; her istediğimi alırlar, en iyi yerlere gönderirler ama zengin olmak bir işe yaramıyor bence. Ben zorluk çekerek bile olsa ailemle birlikte mutlu bir hayat isterdim. Babam işlerinden dolayı beni hep ihmal ederdi, küçüklüğümde de öyleydi. Annem bana çok değer verirdi ama galiba o da büyüyünce beni unuttu… Oyalanmadan yemeğimi ısıtıp yedim. Saat 13.30 olmuştu. Hazırlanmaya başladım. Evden çıktım ve Ada’yı aradım. Birlikte Doruk’un evine gidip onu alacak, oradan Adalar’a gidecektik. Ada’yla buluştuk ve Doruk’un kapısında beklemeye başladık. Yirmi beş dakika geçti, Doruk’tan hâlâ haber yoktu. Telefonlarını açmıyordu, mesajlarına bakmıyordu. Camdan bağırıyorduk, duymuyordu… Sanki hiç var olmamış gibi. Doruk’tan ümidi kesince Adalar’a doğru ilerlemeye başladık. Ona bir şey olmuş olabileceğini düşündüğüm için tereddüt ettim açıkçası. Sıcakta serin ve gösterişli bir kafe bulduk. Her zamanki gibi konuşmaya başladık. Ada, durgun olduğumu fark etmiş olacak ki: — Eylül, iyi misin? Bugün çok durgunsun, dedi. — Aslında hayır Ada… Doruk’a bir şey olmuş olmasından korkuyorum, dedim. Ada: — Seni anlıyorum Eylül. Ben de üzgünüm ama olumsuz düşünmemek gerek. Geçmişe dalarsak geleceği yaşayamayız. Doruk’un mutlu ve sağlıklı olduğunu düşünelim, dedi. Ama emindim, Ada benden kat kat daha üzgündü. Saat 19.00 olmuştu, eve dönmeye karar verdik. Eve gidince pijama partisi yapacaktık. Dönüşte markete uğradık. Dorukların evinin önünden geçerken gözüm odasının penceresine takıldı. Olduğum yerde durdum. Aklımdan Doruk, Ada ve benim yaşadığımız binlerce anı geçti. Ada’nın nazik sesi geldi: — Ne kadar üzgün olduğunu anlıyorum. Ben de öyleyim. Ama hayat devam ediyor, umut kesmeyelim. Gözümü ayırmak istemediğim o pencereden kopardım. İçten içe Doruk’un çıkıp bize gülümsemesini, şaka yaptığını söylemesini bekledim. Ama ne pencereye çıkan vardı ne de sanki o evde yaşayan… Marketin içine girdik. Ada atıştırmalık aldı, ben içecek. Kasaya geçtik. Tam çıkarken kasiyer televizyonun sesini açtı: Trafikte acı kaza… Ünlü iş adamı Hakan Akın tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Hakan amcayı çok severdik. O, oğluyla her zaman ilgilenirdi. Küçük bir hastalığında bile işe gitmezdi. Bize de hep yardım ederdi. O an Ada’yla birbirimize baktık. Ada ağlamaklı bir sesle: — Hadi gidelim, dedi. Gözlerini kaçırdı, kapıyı güçlükle itti ve eve doğru yürümeye başladık.
Bölüm 3
İlk gün
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.