İçeriğe geç

KAYIP RUHLAR SEREMONİSİ

Bölüm 1 · 9 dk okuma

KAYIP RUHLAR SEREMONİSİ

Bölüm 1

1. Bölüm : Rüya Rutini

1. Bölüm : Rüya rutini

°Yine her yer karanlık ve yine yalnızım..

____

Bunun bir kabus olduğunun bilincindeyim. Az sonra yaşanacak şeylerin ne olduğunun da bilincindeyim. Önemli olan bunları nasıl yaptığım değil, önemli olan; bu durumdan nasıl kurtulacağım.

Ayak bileklerimdeki pis zincirleri oynatıp yerimden kalkıyorum. Üzerimdeki dize gelen geceliğin kiri, ana rengini örtüyor ve bu pis bir görüntüye yol açıyor

Bir iki adım atıp parmaklıkların arkasından bu tarafa doğru gelen, silüetlerine aşina olduğum ve kadın olduğunu düşündüğüm gölgelere doğru bakıyorum.

İkisi de tam karşımda duruyor fakat yüzlerini hiç bir şekilde göremiyorum. Tedirgin aynı zamanda dikkatli bir şekilde sağ elimi ileri doğru uzatıp pas tutmuş tozlu parmaklıklara dokunuyorum.

Ardından ileri doğru bir adım atıp aynı zamanda da sol elimi kaldırarak, sağ elimin hemen yanındaki demir parmaklığa tutunuyorum.

Karşımdaki silüetler nefes bile almadan ileriye büyük bir ihtimal ile bana doğru bakıyordu. Koridorda sadece benim nefes alış veriş seslerim duyuluyordu ve bu bana tuhaf bir şekilde huzur veriyordu.

Konuşmayacaklarına emin olduğum tahmini bir kaç dakika sonra arkamı dönüp çıplak ayaklarımı yerde sürterek, tam karşımdaki yığına doğru ilerliyorum.

Tutulmuş dizlerimi zorlayarak, yatak demeye bin şahit istencek pislik yığının sağına çöküyorum. Kapının tam karşısına.

Ve o acı dolu dakikaların gelmesini bekliyorum.

Gözlerimi kapatmamdan tahmini bir dakika sonra demir parmaklıklardan oluşan kapı gıcırdayarak açılıyor. Duyduğum tek ses kapının gıcırdayan sesi ve kendi nefes alış veriş seslerim.

Kısa bir süre sonra kafamın her iki yanına bıraktığım kollarıma ve boynuma kelepçe takılıyor. Ayak bileklerimdeki zincirler açılıyor ve yerine başkaları takılıyor.

Önce boynuma, tam şah damarımın üzerine iğne değiyor. Hiç bir ses duymuyorum. Nefesimi tutuyorum ve acıyı bekliyorum.

Sonrasında sağ ve sol bileğime aynı anda tam nabzımın üzerine, soğuk bir metal koyuluyor. Elimi kıpırdatmaya çalışıyorum ama hiç bir faydası olmuyor.

Ardından metallerin üzerine bant çekiliyor. Bunu çıkan rahatsız edici sesten anlıyorum. Duyduğum tek ses bu, hâlâ nefsimi tutuyorum ve acıyı bekliyorum.

Son olarak vücudumun bazı yerlerine kokusu kusturtacak kadar ağır olan ve kolonya hissi veren bir sıvı sürüyorlar.

Ve gidiyorlar.

Bir süre sonra nefes almaya başlıyorum. Ardından ses duyururum. Hatta sesler.

Fare sesleri. Dört bir yanımdan fare sesleri geliyor. Fobim olan fareler.. Görmeye bile dayanamayıp bayıldığım fareler..

Önce ayaklarımda geziniyorlar. Sonra, bileklerime doğru yol alıyorlar. Soğuk metal tenime saplanıyor.

Son olarak boynuma doğru yol alıyor bir tanesi. Ve iğneye dokunuyor. Boynumda ölüm gibi bir acı hissediyorum Nefesim kesiliyor. Duyduğum tek ses fareler.

Ve her zamanki gibi sonrası yok. Uyanıyorum. O acıyı sanki her gün çekiyormuşcasına ağrıyan vücudumu hareket ettirip, bir kaç derin nefes sonrası sağ tarafımdaki komodinin üzerinden telefonumu alıp saatin kaç olduğuna bakıyorum.

07:18 Her zamanki gibi.

Monoton geçen hayatımın tek heyecanı gördüğüm rüyalar. Kimine göre kâbus olabilir hatta benim deli olduğum bile düşünülebilir ama ben rüyalarımı seviyorum. Kâbus olsalar da olmasalar da. Tutunduğum tek dal ve yaşam hevesim onlar.

Belki bir gün değişir umudu ile yaşıyorum.

Yataktan kalkıp odanın içindeki banyoya doğru yol alıyorum. Beyaz led ışıkları açıp kapıyı arkamdan kapatıyorum. Ardından günlük rutinim haline gelen duşumu alıyorum. Rüyalarımda çok terlediğim için şart oluyor.

Tekrar odama dönüp üzerime beyaz bir sweatshirt, siyah bol paça pantolon ve haki yeşili düz bir hırka giyiyorum.

Aynanın karşısına geçip, gözümün altındaki morlukları kapatıyorum. Soluk yüzüme renk vermesi için siyah kalem çekiyorum. Kurumuş ve yara dolu olan dudaklarıma nemlendirici sürüp masadan kalkıyorum. Siyah sırt çantamı tek koluma takıp odadan çıkıyorum. Ve koridorun sonundaki mutfağa gidiyorum.

Annem ve babam mutfaktaki, aslında dört kişilik olan ama bizim üç kişilik olarak kullandığımız masada kahvaltı ediyordu. Babamın kapıya arkası dönüktü ve annem babamın sol tarafında oturuyordu.

Mutfağa girip, "Günaydın." dedim. Annem bana doğru dönüp gülümseyerek, "Günaydın kızım." dedi. Gülüşümü annemden almışım. Babam böyle söylüyor, pek gülmesemde anneme benzemek için yüzümde hep tebessüm ile gezerim. Ne kadar gülmek istemesem de.

Anneme gülümseyip yanağını öptüğüm sırada babam da, "Günaydın güzelim." dedi. Aynı şekilde babamı da öpüp sağ taraftaki boş sandalyeye oturuyorum. Babamın yanına, annemin karşısına.

Kısa bir kahvaltıdan sonra evden çıkıp otobüs durağına doğru yol aldım. Kısa bir süre sonra gelen otobüse kurtarıcımmış gibi bakıp hızlıca içine girdim.

Hava soğuk, gök gürültülü sağanak yağışlıydı. En sevdiğim hava, dışarıda olmadığım sürece. Elimdeki ıslak şemsiyeyi çantamın koluna asıp cama yaslandım.

Saat henüz erken olduğu için işe gidenler ve okula giden öğrencilere ek olarak havanın yağmurlu olması nedeni ile otobüs bugün daha da doluydu. Ayrıca kitlenmiş trafik yüzünden ilerleyemiyorduk. Berbattı.

Yarım saat sonra normal şartlarda 15 dakikada ulaşabildiğim okulum göründüğünde derin bir nefes alıp, neredeyse bir bütün olduğum camdan ayrıldım. Aynı okulda olduğumuzu sadece siması ile bildiğim kıvırcık saçları yağmur yüzünden ıslanan ve neredeyse önünü göremeyen çocuğun, şoföre dur demesi ile kapıya doğru döndüm.

Kapının açılması ile hızlıca otobüsten inip bir adım attım, ikinci adımı atamadan sırtıma yüklenen ağırlık ile çığlık atıp arkama döndüm.

Az önceki çocuk, onu iten arkadaşına öfke ile bakıp yüzünü bana doğru döndürdü. "Şey pardon. Arkadaşım okula gitmek için çok hevesli de, ondan şey etti." Tuhaf açıklamasına, "Önemli değil." diyerek önüme döndüm ve hızlıca okula girdim.

Telefonuma baktığımda saatin 08:30 olması ile adımlarımı yavaşlatıp dördüncü kattaki sınıfıma ulaşıyorum. Cam tarafından dördüncü sıraya oturdum. Ardından sınıfa bir göz attım.

İkizler Selen ve Selin, duvar kenarındaki en arka sırada, büyük ihtimalle sevgilisinden dün ayrılan ve sadece sarı saçlarını görebildiğim Ayça'ya olmayan ilişkilerinin tavsiyesini verip değmeyeceği adlı uzun kompozisyonlarını okuyorlardı.

Öğretmen masasının üstünde oturan Can ve Fatih bahçedeki kızları kesiyordu. Onlara iğrenerek bakıp gözlerimi tahtaya doğru çevirdim.

Tahtanın önünde olan ve güya sınıf başkanı olan Eda, Alp ile flört edip, fısıldayarak yanında oturan Selime büyük bir ihtimalle ödevi anlatan Ceyda'nın ismini yazıyordu.

Arkasında oturan Ayda'nın omzunu dürtmesi ile kafasını kaldırıp tahtaya, yani ismini yazan Eda'ya bağırmaya başlayan Ceyda bana sorarsanız oldukça haklıydı.

Sınıftakilere göz devirip çantamdan defter ve kitabımı çıkarttım. Ardından kafamı cama doğru çevirip bahçeyi seyretmeye başladım.

Arka sıramda oturan Eren ve Semih'in boş oyun muhabbetine kulaklarımı tıkayıp başımı sıraya yasladım.

Burnuma gelen ağır parfüm kokusu ile gelenin Sevinç hoca olduğunu anlayıp ayağa kalkmış gibi yaptım. Kadın zaten masaya ulaştığı gibi sınıfa bakmadan oturun diyordu. Bu yönden en sevdiğim öğretmen olabilir..

____

Her zamanki gibi geçen dört dersin sonunda kırk dakikalık öğle arasına girdiğimizde, sıramdan ilk kez kalkıp en alt kattaki kantine doğru yol aldım. Bu sırada da telefonumdan anneme okul çıkışı geç geleceğimi, proje ödevim için kütüphanede araştırma yapacağımı belirten bir mesaj attım.

Kantine ulaştığım da sütlü bir kahve ve kakaolu bisküvi alıp köşedeki boş masaya geçitim.

Sandalyeyi çekip oturacağım sırada elime değen başka bir el ile irkilip arkama döndüm. Arkamda duran sabah üzerime doğru çullanan ve aramızda saçma bir diyalog geçen kıvırcık saçlı çocuk, elinde bir tost ile bana gülümseyerek bakıyordu.

Kaşlarımı çatarak, "Buyrun ?" dediğimde gülümsemesi yüzünden kısa bir anlığına silindi sonrasın da küçük bir tebessüm ile konuşmaya başladı, "Şey ben sabah ki kaza için özür dileyecektim." dediğinde içimden göz devirip, "Sabahta söylediğim gibi önemli değil." dedim sonrasında kantinde oturmaktan vaz geçip sınıfa doğru ilerledim.

İlk katı çıktığımda hâlâ yanımda yürüyen çocuğa sorarcasına baktığımda, "Ne? Sınıfıma gidiyorum." dedi. Sabır çekerek hızlıca kalan üç katı da çıkıp sınıfa girdim.

Girmez olaydım. Sınıf leş gibi ter kokuyordu. Tahtanın önünde Can, Fatih, Alp, Selim, Eren, Semih ve ikinci ders gelen Poyraz uzun eşek oynuyordu.

Ayda ve Ceyda onlara iğrenerek bakıp proje ödevi için birlikte plan yapıyordu. Eda ve yan sınıftaki kuzeni Seda, öğretmen masasının üstünde oturup uzun eşek oynayan erkekleri kesiyordu. Sınıfa yabancının girmesinin yasak olduğunu bile bile bunu yapan Eda'ya göz devirip sırama oturdum.

Elimdekileri bırakıp bütün camları açtım buna itiraz eden Eda'yı duymamazlıktan gelip öğretmen masasının yanındaki camı da açıp yerime tekrar oturdum, soğumuş kahveyi iki yudum da içip bisküvi'yi çantama attım. Bunlar insanda iştah bırakmaz.

Tam çantamdan okuma kitabımı çıkartacağım sırada Semih'in "Nora !" demesi ile tahtaya doğru döndüm ve neden beni çağırdığını anladım .Az önceki çocuk kapıya yaslanmış tedirgin bir şekilde bana bakıyordu. Gözlerimi devirip oflayarak tekrar sıramdan kalkıp yanına gittim.

"Yine ne oldu ?" Bir türlü oturamamanın verdiği sinir ile konuştuğumda, ellerini omuz hizasına kaldırdı ve "Sakin ol, sadece bunu vermeye gelmiştim. Düşürmüşsün." dedi. Bana doğru uzattığı şeye baktığımda babannemin beş yaşımda iken bana verdiği, kendi bilekliği olduğunu gördüm.

Ortasında siyah etrafında küçük mavi renkli taşlar olan bir bileklikti. Babaannem bunu verdiğinde bana hiç çıkarmamamı söylemişti. Genelde onu dinlerdim ve çıkarmazdım lakin uyurken taşları battığı ve zarar görmemesi için çıkartıyorum.

Bilekliğe gözlerim parlayarak bakıp elimi hızla öne doğru uzattım. Elini geri çeken çocuğa sorarcasına baktığımda boğazını temizleyerek, "Şimdi düşündüm de.. Benimle kahve içersen belki veririm ?" Dolaylı yoldan ettiği teklife göz devirip dişlerimin arasından tıslayarak, "Ver şunu !" diyerek elimi tekrar attım.

Yine geri çekileceği sırada Poyraz'ın kolunu tutması ile bilekliği elinden aldım ve "Bir daha seni görmek istemiyorum şimdi git ve bir daha gözüme gözükme !" dedim. Poyraz çocuğu omzundan itip, "Hadi koçum başka kapıya !" dedi ve sınıfın kapısını kapattı.

Sonrasında kolunu omzuma atıp, "Kim bu dallama ?" dedi. Sabah ve kantinde olanları anlattığımda sağlam bir küfür edip beni sırama oturttu. Ardından, "Bir daha görürsen ara beni sıçayım ağzına dingilin !" dedi.

Ona sırıttıp, "Tamam be." diyerek omzundan itekleyip ona saydıran eşekleri gösterdim. Onlara doğru dönüp, "Geliyorum lan zırlamayın !" diyerek bana göz kırptı. Ardından gidip eşek oldu..

____

Yorucu geçen okul ve kütüphanedeki çalışmadan sonra nihayet eve gelmiştim. Kapıyı anahtarım ile açıp içeri girdim. Annem mutfakta şarkı mırıldanarak yemek yapıyordu ve babam daha gelmemişti. Zaten bu saatte gelmesi için ancak bir mucize olması gerekir.

Çantamı vestiyere bırakıp anneme bir bakış attım. Bana doğru dönüp gülümseyerek, "Hoş geldin kuzum." dedi. "Hoş buldum annecim. Ne yemek yaptın, çok açım." dediklerime annem gülerken ben ise tencerenin içine bakmaya çalışıyordum.

Annem konuştuğunda ona doğru dönüp merakla dinlemeye başladım. "Mercimek çorbası ve fırında tavuk var. Git elini yıka üzerini değiştir, yarım saate baban da gelir o zaman yeriz." dedi. Ona gülümseyip arkamı dönüp mutfaktan çıktım.

"Bir de fırında sütlaç var." Son anda dediği ile hızla arkamı dönüp yanağına bir öpücük bırakıp, "Hemen geliyorum !" dedim ve koşarak koridorun sonundaki odama girdim.

Odamdaki lavaboya girip elimi yüzümü yıkadım. Ardından üzerimdekileri çıkartıp siyah eşofman takımımı giydim. Okul çıkışında Poyraz ile kütüphaneye gidip, proje ödevini yapmıştık ve ödevim yoktu.

Yarın için çantamı hazırlayıp odamdan çıktım. Bu sırada çalan kapı ile sırıtarak kapayı açtım. Gelen babamın elindeki ekmek poşetini alıp, "Hoş geldin babacığım." dedim. Babam ayakkabılarını çıkarıp, "Hoş buldum kızım." dedi.

Babama gülümseyip poşeti mutfağa bıraktım ardından sofrayı hazırlamaya başlayan anneme yardım etmeye başladım kısa sürede hazırlanan sofraya hep birlikte oturup keyifli bir sohbet eşliğinde yemeklerimizi yedik.

Aynı şekilde toplanan masa ile elimizdeki sütlaçlar ile salona girdik. Biraz saçma türk dizileri izleyip kafa dağıttıktan sonra, yani sütlacım bittikten sonra iyi geceler dileyerek odama girdim.

Yine aynı rüyayı göreceğime emin olduğum bir uykuya daldığımda kendimi oldukça rahatsız hissediyordum.

____

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.