Aldığı nefesleri sorgularken gece kadar karanlık kahvesini yudumlayıp derin bir nefes aldı. Sakince dolan gözlerini kapattı ve bu geceki uçuşuna odaklanmayı denedi. Hayatının yırtıklarını yamaladığı bu hırçın dünyadaki yaradılış amacı kafasını kurcalayan meselelerdendi. Karanlık odada tek başınaydı duvardan destek alarak yere çöktü, kendisini boğan hislerden ancak böyle kurtulabilirdi.
Kelimelerle ifade edemeyeceği kadar sıkışıktı içindeki hisler. Tıpkı dünya gibi büyük ve bastırılmıştı, derbeder volkanları patladığında kendi mezbahasına dönüşüp rastlayacaktı tüm köşe başlarında ruhunun parçalarına. Kaldığına inandığı tüm cesaretiyle kafasındakilerin silinmesine izin verdi, yalnızca bir müddet için. Kahvesini yudumlayıp düğümlenmiş boğazından hafifçe akmasını bekledi ve tekrar gözlerini yumdu.
***
Aradan yüzyıllar geçmiş gibiydi ve hâlâ orada çökmüş halde bekliyordu neyi beklediğini bilmeden. Kalbinin çukurunda bir kaçış aramıştı görmeyen gözler eşliğinde. Son yudumunu içtiğinde uçuş için çalan itici alarm sesiyle kendine geldi, ayağa kalktı ve apar topar çıktı odasından.
Tik - tak - tik - tak - tik - tak... Zamanla birleşen adım sesleri puslu havaya daha da gerilim katmıştı. Hızlı ve ezberlenmiş adımları yolcu koltuğunda son bulduğunda yapılan anonsla birlikte kemerlerini bağlayıp uçuş için kendini hazır hâle getirmişti. Gökyüzünde dans eden bulutları izleyerek sakin bir seyahat sürdürüyordu. Bulutların üzerine çıkmış, onları izliyor ve yorgun zihnini dinlendiriyordu. Yaşadığı anın tadını çıkarmayı seçmişti ve geleceği düşünmeyi bırakmıştı.
Gecelerin sabahı ve her uzun yolun bir sonu vardı. Zihnini dolduran her sorunun sarmaşığında boğulmayı bırakıp huysuzlukla yerinde kıpırdandı, iç sesini susturmayı dileyerek. Karanlık gökyüzü git gide yerini güneşin kızıllığına bırakırken biten anları tekrar hatırladı, karanlığın bittiği gibi aydınlık da bitecekti ve düzenli bir döngü oluşacaktı evrende.
Hüzünlerin bile yalan olduğu bu dünyadan kaçışı düşündüğü kadar zor olmayacaktı...