İçeriğe geç

KAYIP RENKLER

Bölüm 1 · 7 dk okuma

KAYIP RENKLER

Bölüm 1

RENKSİZ

"En büyük suçlar , en masum insanlara yapılmıştı. Kader , insanların sonuçlarına katlanamadığı her şeye atfettiği birer yanılsamaydı..."

Ressamların ruhlarını tuvallerine sıçrattığına inanırdım. Sanki ortada bir suç mahali vardı ve suçlu çok uzaklaşmış olamazdı.İnsanlar, bu monoton hayatı fırça darbeleriyle deşmedikçe nasıl özgür kalırlardı ? Hiç anlamıyordum. Her insan, bana göre bir ressamın fırçayı tutuşu gibi hayatını tutmalı ve nasıl isterse o şekilde yön vermeliydi. Sanki herkes bir kitap kahramanıydı da kim kendisine ne rol verilmişse onun dışına çıkmadan yaşam sürüyor , sonrada "Bu benim kaderimmiş" diye kendince yakınıyordu. Suçu kadere, ona veya şuna atmak ne kadar da kolaydı. Gökyüzünde yıldızların var olduğunu biliyorduk ama hangimiz bir yıldızla konuşmuştuk ki ? Bahanelerimiz, nedenlerimiz , bitmek bilmeyen bir hırsımız vardı. Hayata mı küskündük yoksa yaşamak için bu kadar mücadele ve hırsla dolmuşken boşa kürek çeken bir kayıkçı mı oluverip çıkmıştık ?

Yaşam ki , oysa o içinde derinlik barındıran , yüzeylerde nefes aldıran, diplerinde yoğunluğa bulayan ; uzaktan masmavi, yakından duru bir beyaz... Biraz sen, biraz ben.. Renklerin cümbüşlüğü ile elde edilen safi bir renk gibi yaşam; içinde her renk var ama tek bir renk gibi pürüzsüz..

Kırlangıç mahallesinde sıradan bir gün daha...

Egzotik olan dansımı yapmadan bir dakika evvel uzunca ağlamış , gözyaşlarım kurumadan sadistçe gülüp açtığım şarkıya kendimce estetik hareketler sergiliyordum (dışarıdan bakıldığında deli ayini yapıyor gibi görünebilirdim ! ) Neyse ki hakkımda ne düşündükleri mühim değildi. Neden ağladığımı bile unutmuştum. Bu ergenlik dedikleri şey miydi? Yani hissettiklerim, yaşadıklarımdan fazla mı geliyordu? Ahh... Gerçekten bilmiyorum . Her mevsim renk değiştiren bir dünyada tek bir renk elde etmeye çalışıyordum sanırım. Sanki bir film senaryosunun olay mahalindeki bir ağaçtım , birileri yaslanıyor, serinliyor, dallarımda sallanıyor ve meyvelerimi tüketiyor ama ben ne dur diyebiliyorum ne kaçabiliyorum. Sessizce rüzgarın gelip yapraklarımı okşamasını bekliyorum sanki. Biraz hissetmek ve biraz ses çıkarabilmek için tek şansımın bir rüzgarı beklemek olması ve o rüzgarın bir fırtınaya dönüşüp dallarımı koparması gibi sürükleyici, iç yakan bir senaryo, karşılıyor sonra beni. Bir anda silkelenip kendimi bir ağaç olarak benzetmeme tebessüm ettim. O sıra aşağı kattan annemin sesi yükseldi küçük meskenime ,

"Meva ! Çık artık şu hapishanenden ! Yemek vakti küçük mahkum..."

"Umarım küçük mahkum , büyük mahkum olarak gelişimini tamamlamaz." diye mırıldanarak merdivenlerden inmeye başlamıştım. Son basamak kalmıştı ki anlımın ortasında bir ıslaklık hissetmemle çığlığım eş zamanlı gerçekleşti. Yüksek sesle,

"HATAYDI ! BENDEN SONRA BİR ÇOCUK DAHA BU EVE DAHİL EDİLMEMELİYDİ!" diye bağırdım.

O sıra benim yaramaz küçük kardeşim ( Kıkır kıkır gülüyor) , " Meva ! Şu haline bak ! Aynı ıslanmış bir sıçana benziyorsun !" diye karşımda adeta muntazam bir iş yapmış ve bu benzetmesinden oldukça tatmin bir şekilde duruyordu. Elindeki su tabancasıyla karşımda küçük bir Hitler duruyordu sanki.

" Sen şimdi bittin Alparslan !!"

"Annecimm!!." Koşarak annemin yanına , mutfağa doğru kaçmaya başladı. Ben ise kızıl gözlü bir Siyah Kuğu olup çıkmıştım. Peşi sıra koşturup mutfağa vardığımda,

"Ne oluyorsunuz böyle ! Meva ! Allah aşkına yine neyi paylaşamıyorsunuz ?"

"Anne bana su fırlattı!" Derken Alparslan , annemin arkasına sığınmış, " Yanlışlıkla oldu . Vallahi." Dedi.

Hiç inanmamış bir surat ifadesiyle yüzüne bakmaya başladım. Annem duruma el atarak,

" Alparslan, sanırım bu su tabancası elinde bir savaş aracı oldu oğlum . Ne dersin ? İstersen şansını zorlama ve sürekli birilerine sıkıp durma yoksa bu son oynayışın olur !"

Alparslan, "Annecim, yemin billahi bir daha yapmam, söz. Yeter ki alma, lütfen!" Diye yalvardı.

"Ablandan özür dile sonrada ellerini yıkamaya gidiyorsun küçük bey."

Canı sıkılmış vaziyette, "Özür dilerim.." diye mırıldandı.

"Tamam, peki. Bu seferlik affedeyim bari" diyerek pis pis sırıttım. Bana soğuk bakışlar atıp ellerini yıkamak üzere mutfaktan çıktı.

Annem , "Meva, anneciğim ." diye seslenene kadar dalıp gittiğimin farkında değildim bile. Odaklanmaya çalıştım ki bu oldukça zorlaşıyordu benim için. Bana bir şeylerden bahsetmeye başlamıştı. Ders notlarım çok düşükmüş, böyle giderse sınıfta kalırmışım, derste başarılı olamayan biri gerçek hayatta nasıl mücadele edebilirmiş, öğretmenlerim benim ilgisiz ve içe kapanık olmamdan şikayetçilermiş.... Bir sürü şey. Çoğunu dinlememiştim bile. İçine girdiğim o delik genişledikçe genişledi. Çıkış yolu neredeydi? Neredeydim ? Aman Allah'ım! (Nefes seslerim sıklaşmıştı) Çok fazla nefes almak için çırpınmazdı hiçbir kalp. Yetersizliğin çırpınışlarıydı bunlar.

Bir şeyin yere düşüp kırılma sesi ve annemin bağırışları çalındı kulaklarıma. Babam; sanırım koşarak gelen oydu. Küçük kardeşim Alparslan'ı gördüm sonra. Kapının eşiğinde durmuş, korkulu gözlerle bana bakıyordu. Gülümsemek istedim, gerilen tüm kaslarıma rağmen yapmak istedim ama bir güç beni tutuyordu. Sanki biri arkamdaydı, nefes sesleri ensemdeyken beni benden çalmaya çalışıyordu. Dur demek istedim. DUR YAPMA !..

Artık nefeslerim sekteye girmiş, gözlerim kapanıyordu. Annem ve babam beni tutuyor, bağırıyor ama ben artık seslerle birlikte görüntülerin bulanıklaştığı bir andaydım. Kendimden geçmeden önce tek hatırladığım Alparslan'ın yanağındaki bir damla gözyaşıydı. O damlanın içindeydim sanki. Olduğumdan daha büyük , sıkıştığım için hareketlerim kısıtlanmış ve boğulmak üzere...

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

Bahar havası, içim kıpır kıpır ve kahkahalarım kulaklarıma çalındıkça daha çok gülmek istiyorum.

Nefes nefese ve kesintisiz gülücükler saçan küçük Meva'yım. Bu görüntü oldukça yabancılaşmış olsa da beni karşılayan gerçekliğin buruk hüznü var içimde. Ben oradayım; yani ergen Meva ve hiç mutlu değilim. Küçüklüğümle göz göze geldiğimde o da anlamış gibi sessizleşiyor ve dümdüz olan dudakları bir anda çığlık çığlığa bağırmak için açılıyor. Korkuyorum. Her yer simsiyah olmuşken uzaklaşan ben miyim yoksa karşımdaki küçük Meva mı bilmiyorum. Konuşmak, sakinleştirmek ve her şeyin yolunda olduğunu söylemek istiyorum ama ağzımdan tek bir kelime dahi çıkmıyor. Gittikçe uzaklaşıyoruz birbirimizden. Tutmak istiyorum onu ama o kadar fazla bağırıyor ki kulaklarımı kapamak zorunda kalıyorum. Sessiz Meva ve Gürültücü Meva.. Biri diğerine karşı mahcup. Diğeri ise ondan ölesiye nefret ediyor..

"Sana dedim. Ona fazla yüklenme , daha da kötü olur dedim . Değil mi!"

"Bana bağırma Hüsrev. Şuan sırası mı ? Görüyorsun ki hastanedeyiz. Meva uyansın..."

"Anne, baba." İkisi aynı anda ,

"Meva!"

"Kızım ! Canım benim!" Diye seslendiler. Sanırım kavgalarını erteleyebilmiştim. Şuan ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu ama pek iyi şeyler olmamış gibiydi. Boğazım acıyordu ve sadece " Su.."

Diyebilmiştim. Annem hemen su şişesini uzattı bana. İçecek halim dahi yoktu. Neyse ki ben söylemeden suyu içmem için tutmuş, endişeyle bana bakıyordu. Şöyle bir etrafı süzdüğümde gördüm ki hastaneydim. Babam da karşımda durmuş endişeli gözlerle bana bakıyordu. Onu ve annemi endişelendirdiğim için içim burkuldu. Suçluluk yine damarlarımda gezmeye başlamıştı. Az da olsa içebildiğim su boğazımı biraz olsun yumuşatmış, annem belki yine içerim diye başucumdaki komidine su şişesini koymuştu. Gözlerimi hastane örtüsüne dikmiş, suçlu bir çocuk gibi duruyordum. Odada garip bir sessizlik vardı. Kimse bir şey söylememeye yemin etmiş gibiydi. Bana ne olduğunu pek hatırlamıyordum. Sadece Alparslan'ın üzülen çehresi gözümün önünden gitmiyordu. O sıra doktor içeri girmiş, gülümseyen bir ifadeyle bana bakmaya başlamıştı.

"Bakıyorum uyanmışsın küçük hanım." Diyerek tebessüm etti. Bende biraz olsun yerime gelen sesimle, "Bir rüyadan uyanmış gibiyim" dedim tebessümle.

" Ufak bir panik atak krizi gibi duruyor . Tahlillerinde bir sıkıntı gözükmüyor. Serum bitince gidebilirsiniz. Geçmiş olsun"

"Teşekkür ederiz doktor bey."

"Ne demek görevimiz. Sadece, daha önce hiç psikolojik destek aldın mı Meva?"

"Hayır." Diye mırıldandım.

"Hım.. Bu ilk mi oluyor bilmiyorum ama belki altında daha derin şeyler olabilir. Bu yaşlarda kendini bulmakta zorlanıyor olabilirsin. Eğer istersen bir psikologdan yardım alabilirsin. Her şeyi içine atarak çözemezsin." Diyerek , babacan bir şekilde gülümsedi.

Annem , "Aslında haklısınız. Meva' ya daha öncede söyledik ama kabul etmemişti. Bak Meva, doktor beyde öneriyor. Belki bu sayede fikrin değişir. Ne dersin?"

"Düşünürüm." Dedim kısık ve soğuk bir sesle.

Annem hevesi kaçan bir yüzle susup baş sallamakla yetindi. Doktor bey odada daha fazla kalmaması gerektiğini düşünüp tekrar geçmiş olsun diyerek çıkmıştı. Babam sessizce durmuş, dalıp gitmişçesine boşluğa bakınıp duruyordu. Bir anda başını bize çevirip, " Ben çıkış işlemlerini gerçekleştireyim. Sizde hazırlanıp aşağı inersiniz." dedi.

O sıra içeri giren hemşire kolumdaki bitmiş serumun ucunu çıkartıp , "Geçmiş olsun." Diyerek odadan çıktı. Bende yavaşça kalkmaya çalıştım. Annem yanıma hızlıca gelip kolumdan tuttu.

" Nasılsın ,annem ? İyi misin ?"

"İyiyim anne. Eve gidersem daha iyi olacağım. Alparslan nasıl?

"O iyi. Sen merak etme. Biraz korktu tabi haliyle ama şu an oyuna dalmıştır çoktan. Leyla teyzenlere emanet ettik."

"Bir an önce evimize gidelim anne. Burası çok renksiz.."

EVETTT! İLK BÖLÜM SİZLERLE..BEĞENMEYİ VE O GÜZEL YORUMLARINIZLA BENİ MEST ETMEYİ UNUTMAYINIZ. BU YOLCULUĞUMUZDA BERABER İLERLEYELİM İSTİYORUM. ÇOK DEĞERLİ MAHKUMLARIMA SEVGİLERLE..>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.