''Rezan Ağa! Çık dışarı!'' Bir adamın bağırışının ardından çıkan silah sesiyle kötü şeylerin olacağını anlamıştım. Abim elini beline atıp silahı aldığı gibi koşar adımlarla merdivenden inmeye başladı. "Sen odanda kalıyorsun, asla dışarı adımını atmayacaksın." Beni odama gönderdiğinde kendisi de dışarı olan bitene bakmaya çıkmıştı. Odamdaki çekmeceyi açar açmaz önümde duran işlemeli silahımı elime aldım. Jarjörleri hızlıca doldurup profesyonel bir şekilde yerine taktım. Sürgüyü hızlıca kendime çekip çifter adımlarla aşağı indim. Konağın önünde sayamadığım kadar Passat duruyordu, hemen babamın yanındaki yerimi aldığımda herkes şaşkınlıkla bana bakarken babamın gözünde anlayamadığım bir ifade oluşmuştu.
"Kız kaçırmak nedir Rezan Ağa? Sen çocuklarını böyle mi yetiştirisen!" Adamın yüksek çıkan sesi bütün konağı inletecek cinstendi. "Kurê min yapmış bir eşeklik. Civandır, evîndardır. Mazur görün bu hatasını." Babam ortak yolu bulmaya çalışırken adamda hiç öyle bir tavır yoktu. Adam belinden silahı çıkarıp babamın kafasına doğrulttuğunda herkes silahlarıyla ve tüfekleriyle birbirini hedef aldı. Ani bir hareketle İ.Ö. işlemeli silahımı çıkarıp adama döndüm.
"Siz kim olarak Mardin'in ağalarından birisi olan Rezan Özgün'e silah doğrultuyorsunuz?" Evet yürek yemiştim. Adam şaşırarak bana bakarken abim, 'Lüzumsuzsun sen salak..' bakışı atıyordu. "Sen galiba buranın törelerini bilmiyorsun, kadın kısmısısın diye bir şey demiyorum ama babamla düzgün konuşmazsan uçururum kafanı." Sesin geldiği yöne baktığımda benden birkaç yaş küçük olduğunu düşündüğüm çocuğu gördüm. Babası neye sinirlendi bilmiyorum ama kahverengi gözleri koyulaşmıştı. "Lan sen kimsinde kimin kafasını uçuruyorsun? Töre möre dinlemem asarım seni!" Abim de lafa girdiğinde babam, 'Allah'ım ne günah işledim de beni bunlarla sınıyorsun..' dercesine bir hâl aldı.
"Kesin ulan sesinizi! Cihan iti sen kadın kısmına nasıl hitap edilir bilmiyor musun? Hele bir daha böyle konuştuğunu göreyim kim kimin kafasını uçuruyor o zaman görüşürüz." Adamın söylediklerine şaşırmıştım çünkü Mardin gibi bir yerde böyle insanlarla karşılaşmak çok zordu. Buradaki çoğunluk erkekleri üstün görüp kadınları aşağıladığı için kadınlar hiçbir şeye sesini çıkaramıyordu. Benim onlar gibi olmadığım bir gerçekti. Asla altta kalmaya gelemiyordum ve buna karşın yaptığım hareketler ayıp olarak algılanıyordu.
"Madem bu kadar konuştun şimdi kim olduğunu söyle." Gayet sakin bir şekilde sorduğu bu soruya gayet sakin bir şekilde cevap verdim. "İsel. İsel Özgün. Rezan Ağa'nın tek kızıyım."
"Bende Behram Şahin. Şahin Aşiretinin ağasıyım." Behram Ağa kendini tanıttığında yanındaki adamları ve az önce bana silah çeken çocuk şaşırmıştı. "Tek kızısın demek.." Behram Ağa'nın kurduğu bu cümleyle babam aniden ona döndü. "Sakın aklından bile geçirme Behram! Öyle bir şey olmayacak!" Babamın yüksek sesi yerimde sıçramama neden oldu. "Kız kaçırmanın ne olduğunu biliyorsun Rezan Ağa. Ya öldürülürler ya berdel yapılır. Emin ol kızımın ölmesini asla istemem ama töreleri sende biliyorsun bende biliyorum." Behram Ağa'nın söyledikleri kulağımda tekrarlanıyordu. Berdel. Eşlerin karşılıklı olarak alınıp verilmesi.
"Berdel falan olmayacak." Abim, babamın bu sözünden sonra bütün dikkatini bana vermişti. İnsanların ölümüne göz yumamazdım ama vereceğim karar beni ve hayatımı tamamen değiştirecekti. Çağın ile gözlerimiz kesiştiğinde bazı şeyleri bilip benden sakladığını düşünmeye başlamıştım.
"Berdel yapılacak." Kararlı ve keskin bir sesle konuştuğunda herkesin gözü Behram Ağa'nın üzerindeydi, babam şok içinde bana döndüğünde Çağın, "Asıl Film Şimdi Başlıyor." Diyerek mırıldandı. "Töreler ne gerektiriyorsa o olacak, berdel gerçekleştirilecek. Ne Ader Ağa ne de Zühre zarar görecek. Düğün hazırlıklarını başlatın, Şahin aşiretine gelin geliyor. Asil Şahin, Mardin'e dönüyor!" Behram Ağa yanındakilere emir verirken babam kafasını kaldırıp şefkatle bana baktığında silahı belime yerleştirip ona sıkıca sarıldım.
Asil Şahin.
"Gir." Odanın kapısına baktığımda Yekta'nın içeri girdiğini gördüm. "Lan sen kapı çalma adabını bilir miydin?" Yekta benim lafıma cevap vermek yerine kendini koltuğa bıraktı. Odada yankılanan telefon melodisiyle masanın üstündeki telefonumu alıp aramayı cevapladım ve konuşmayı hoparlöre aldım. "Hayırlı olsun lan evleniyorsun." Yine ne saçmalıyordu bu pezevenk? "Ne diyorsun amına koyayım ne evlenmesi, kendine gel Çağın." Yekta'yla gözlerimiz birbirini bulduğunda ikimizde ne olduğunu anlamamıştık. "Bizim Ader varya benim küçüğüm. Zühre'yi kaçırmış." Duyduğum cümleyle kaskatı kesildim. "Siktir lan oradan!" Yekta sanki kendisi evlenecekmiş gibi heyecanlı bir şekilde masaya yaklaştı. "Acun gibi tane tane anlatmasana ulan!" Şerefsiz bilerek böyle yapıyordu. "Berdele karar verildi, sizin aşiret bizim konağın önüne toplandı sonra Behram Amca babama silah çekince İsel belinden çıkardığı gibi babana doğrulttu silahını, sonrada berdele sesini bile çıkartmadı çünkü tam bir mal." İsel. Hiçbir zaman gerçek hayatta görmesem de Çağın'ın fotoğraflarından bir çok kez görmüştüm onu. "Ananın amı! Lan o kız, koskoca Behram Ağa'ya silah mı doğrulttu?" Yekta sanki hiçbir şey olmamış gibi rahat bir tavır sergiliyordu. "He valla kardeşim hatta Cihan'da İsel'e çevirdi silahını sonrasında tabi kesti sesini." Ben hâlâ olayın etkisini atlatamamışken bunlar gayet normal karşılıyorlardı. "Lan aptallar ben burada evleniyorum siz dedikodu yapıyorsunuz, öldürtürmeyin bana kendinizi. Ne yapacağız onu düşünün." Yekta ciddi bir role girdiğinde Çağın'dan da ses gelmiyordu.
"Valla kardeşim Mardin'i biliyorsun, törelere de karşı gelemezsin." Çağın'ın söyledikleriyle daha da gerildim. "Behram amca bugün içinde seni elbet arayacaktır çünkü çoktan düğün hazırlıklarına başladı, tabi düğünden ziyade Asil Şahin'in Mardin'e geri dönmesini de kutlayacaklarını biliyorsun. Bence şimdiden yola çıkmalısınız." Aşiret hayatından uzaklaşmak için İstanbul'da ki şirketin başına geçmiştim ama bu evlilik işi düzeni bozuyordu. "O zaman ben hemen uçağı hazırlatıyorum sende o sırada Behram amca ile konuş." Yekta hızlıca odadan çıktığında ne telefondan ne de benden ses geliyordu. İçimde ne olduğunu anlamadığım bir his vardı, neden kaynaklandığını bilmiyordum ama kendimi huzursuz hissediyordum.
***
''Lan damat kalk artık be!'' Gözlerimi açtığımda Yekta yine pezevenk gülümsemesini yüzüne takmıştı. ''Ne var?'' Ters bir tavırla ona baktığımda, telefonunu cebine koydu. ''Sen damat olacaksın. De hayde gidek Mardin'e!' 'Zevzek zevzek konuşmaktan bıkmıyordu çünkü maldı.
Uçağa bindiğimde biraz daha kafa toparlamaya ihtiyacım olduğunu hissedip gözlerimi kapadım.
İsel Özgün.
Behram Ağaların konağa geldiğimizde burasının bizim bembeyaz konağın aksine siyahlarla kaplı olduğunu gördüm. Zılgıtlar, şarkılar halaylar.. Kafam kazan gibiydi ama bu yüksek sese de engel olamıyordum. Mardin'in yarısının burada olma sebebi Şahin Aşiretinin ağası, Behram Ağa'nın en büyük oğlu Asil Şahin uzun zaman sonra Mardin'e dönüyordu.
Asil uzun boylu ve siyah gözleri olan birisiydi. Yapılı vücudu onu daha çekici gösteriyordu, ona burada bir iki kez rastlamıştım ama abimle olan fotoğraflarından birçok kez görmüştüm. Kendi hayatımı mı yoksa Asil'in hayatını mı mahvetmiştim bilmiyordum.
Duyduğum zılgıt sesiyle sağıma döndüğümde genç bir kız bana doğru geliyordu. ''Tu çawa yî?'' Kürtçe konuşması değil ama nasıl olduğumu sorması beni şaşırmıştı. ''Sen kimsin?'' Etraftaki gürültü yüzünden bağırmak zorunda kalıyordum. ''Ben Berfin. Asil, Zühre ve Cihan'ın en küçükleriyim, bir nevi görümcen oluyorum aslında.'' Dört kardeş ne ulan biz daha üç kişi zor katlanıyoruz.. İçimdeki sesi susturmaya çalışıp konuşmaya başladım. ''Anladım. Kendimi tanıtmama gerek yok biliyorsun zaten kim olduğumu.'' Kıza neden soğuk davrandığımı bilmiyordum. Normalde insanlarla tanışırken iletişimim hep çok yüksek olurdu ama şu anda normal bir zamanda değildik.. ''Böyle davranmanın nedenini anlayabiliyorum. Hiç bilmediğin bir yere gelin gidiyorsun ve aynı zamanda bu berdelle gerçekleşiyor. Törelerden nefret ediyorum. Ama abim geldiğinde sana bir tepki göstermeyecektir, Zühre onun her şeyi..'' Biraz duraksayıp sertçe yutkundu. ''Beni de çok seviyor tabi ki hakkını yiyemem ama Zühre ablam onun için her şeyden önce gelir."
''Madem Zühre onun her şeyi, onu kaçırdığı için Ader'e sinirlenip ona olan öfkesini benden çıkarmaz mı?'' Yüzünde tebessüm oluştu. ''Abim ve ablam birbirlerinden asla hiçbir şey saklamazlar İsel. Ablamla abinin aşkını, Asil abim mutlaka biliyordur, yani öğrendiğinde şoklara uğrayıp sinirini senden çıkaramaz. He diyelim ki sana kötü davrandı..'' Tamamlamadığı cümle yutkunmama engel olmuştu. ''Onu yaşatmam. Pat küt tüfekle patlatırım onun kafasını.'' Eğlenceli bir tavırla kurduğu bu cümle beni de güldürdü. ''Görümceler genelde düşman olmuyor muydu Berfin?'' Bana tip tip baktı. ''Yok canım ben öyle şeylere karşıyım ama benimle alışverişe falan çıkmazsan işler tabi ki değişir.'' Hocam bu kız delirmiş. ''Manyaksın sen.'' Kurduğum bu cümle ona kahkaha attırmıştı. Artık Asil Bey bana kötü davranır mı diye düşünmeme gerek yoktu, sonuçta bana kötü davranırsa onun kafasını patlatacak bir görümcem vardı.. Topluca delirdik. Biz hâlâ gülerken duyduğum silah sesleri kahkahamı çığlığa dönüştürdü.
Berfin önce etrafına sonra bana baktı. ''Korkma İsel. Abim Mardin'e giriş yapmış birazdan burada olurlar galiba, ondan başladılar ateş etmeye.'' Berfin'e döndüğümde, yüzünde beni rahatlatmak istercesine bir ifade vardı.
Gelmiş miydi? Saatlerdir yoldaydı ama biraz daha geç gelebilirdi! Öyle heyecanlanmıştım ki ne yapacağımı bilemedim. Yavaşça yerimden kalkıp konağın bahçesinin kapısına geldim. Herkes havaya ateş ederken arkada çalan Kürtçe şarkının sesi yükselmişti. Kapılar açıldığında buraya doğru gelen altı aracı ve konağın dışındaki kalabalığı gördüm. İkisi yanda eskortluk yaparken birisi arkadaydı. Ortadaki araba mat siyah kaplamasıyla gözüme çok hoş gelmişti. Araç bana on adımlık mesafede durduğunda önce diğerleri indi. En sonda arabanın kapıları açtığında farklı yerlerden iki kişi çıktı. İlk inen kişiye baktığımda onunda gözleri beni buldu. Arkasından Çağın'ın arkadaşı olan Yekta'da arabadan indi. Ben hâlâ ona bakarken o da gözlerini asla çekmiyordu. Siyah gömleği, kaslarını 'Ben buradayım!' dercesine ortaya çıkarmıştı. Ceketi yoktu ama giydiği siyah pantolonu kombinini tamamlamıştı. Herkes onun yanına gelip etrafını sardığında kalabalıktan kurtulup tekrar bana döndü. Yavaşça yanıma yürürken kalbim patlayacak gibiydi. Aynı evin içinde iki düşman olacağımızı da biliyordum ama elimden hiçbir şey gelmezdi. Tam karşımda durduğunda Yekta sanki canlı maç izliyormuş gibi ortamızda durmuş ikimize bakıyordu.
''Evleniyormuşuz. Hayırlı olsun.'' Ha? Öküz. Karşısında öylece kaldığımda ne diyeceğimi bilemedim. ''Hayvan mısın oğlum sen? Mardin'e ayak basınca ağalık hormonları otomatik olarak yükleniyor sana yemin ederim.'' Yekta da benim gibi Asil'in bu tavrına şaşırmıştı. ''Ne deseydim amına koyayım, bak kızın yanında ağzımı bozduruyorsun benim.'' O beni prenses, peri sanıyor.. Derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti. ''İsel Hanım berdeli uygun görmüş, birde silah çekmiş, babama yani koskoca aşiret ağasına racon kesen bir karım var. Harika!'' Karım mı dedi o? ''Biraz daha kibar olabilirsin öküz. Neyse burada seninle ileri geri konuşamıyorum malum ağasın. Aşiretin falan öldürür beni maazallah. O yüzden sonra hesaplaşırız.'' Yekta lafını bitirdikten sonra bana döndü. Elimi alıp dudaklarına götürdüğünde ne olduğunu anlamamıştım.
''Merhaba yengecim, ben Yekta. Belki tanıyorsundur abin ve bu öküzün arkadaşıyım.'' Yekta elimi bırakırken Asil ona ters bir şekilde bakıp eline vurdu. ''Elinin ayarını siktirtme bana, adam akıllı davran.'' Yüksek çıkan sesiyle etrafımızdakiler bize dönmesiyle Asil daha sert bir tavır aldı. ''Dönün lan önünüze!'' Yekta gülerek Asil'e bakarken amacının ne olduğunu yeni anlamıştım. Asil'i kıskandırıp bana daha yakın olmasını istiyordu.
''Kapıda kaldık? Bir bu kadar olduğu gibi Mardin'in diğer yarısı da bahçede.'' Konuşmaya utanmıştım resmen! Asil önden benim geçmemi beklemeden geçince gerçekten bir öküz olduğunu düşünmüştüm. Asil'in konağa girdiğini görenler zılgıt çekerken, adamlar halayı hızlandırıp bağırarak oynamaya devam ettiler. Abim bizi görür görmez ayaklandı. Yanlarına gittiğimizde abim, Yekta ve Asil selamlaşırken Berfin bana bakıyordu. Ben ona döndüğümde anında gözlerini kaçırdı. Babam hiç istifini bozmadan oturmaya devam ettiğinde saygıdan dolayı elini öptüler. Behram Ağa oğlunu gerçekten özlemişe benziyordu hatta gözünün bile dolduğunu fark etmiştim. Önce Berfin'e sonra Cihan'a sarıldı. Cihan'ın kulağına her ne söylediyse kaskatı kesilmesine neden olmuştu. Ader ve Zühre'yi bilerek kalabalıktan uzak ve sessiz bir köşeye oturttuğumuz için Asil onlarla selamlaşmadı. Uzakta oturan Zühre'yi gördüğünde tebessümle ona baktı. Benimde ona baktığımı fark ettiğinde birden gülümsemesi donuklaştı ve tekrar ciddi bir ifadeye büründü. Sağına döndüğünde iki tane kadın duruyordu. Kim olduklarını bilmiyordum ama birisi Ader'e sevgi dolu bakarken birisi nefretle bakıyordu. Yanlarına gidip birisinin sadece elini öpüp selam dahi vermedi ama diğer kadına geldiğinde onunda gözleri dolmuştu.
''Dayê..'' Asil hızlıca kadının boynuna atıldığında kadında ''Kurê min!'' Diyerek onda sarılıp ağlamaya başladı. Bu kadın Asil'in annesi miydi? Peki ya diğeri kimdi? Yekta yanıma geldiğinde bu soruyu ona sormam gerektiğini düşündüm. ''Yekta!'' Yükselen sesten dolayı yine duymakta ve konuşmakta zorlanıyordum. ''Efendim yenge?'' Elindeki mendili sallayıp halaya uygun diz çöküyordu. Halaydayken insanlarla konuşmak.. ''Yengene başlayacağım şimdi!'' Gösterdiğim tepkiye hem o hem de ben şaşırmıştık. Bende kendimden böyle bir tavır beklemiyordum. Boşta olan eliyle ağzına hayali bir fermuar çektiğinde bu hareketi beni güldürdü. ''Asil ve annesinin yanındaki kadın neden öyle nefretle bakıyor?'' Yekta biraz durgunlaşsa da sorumu yanıtsız bırakmamıştı. ''Behram Ağa'nın son karısı yani Cihan ve Berfin'in annesi. Berfin dışında ikisi de Havin anneyi, Asil'i ve Zühre'yi sevmiyor. Daha önce Gülistan teyze birçok kez bizimkileri öldürmeye çalıştı ama öldürmeyen Allah öldürmüyor işte. Şu anda Asil onun oğlundan önce evlenip asıl ağa olacağı için fena kuduruyor.'' Derin bir nefes aldı ve devam etti. '' Behram Ağa'nın iki karısı daha var ve onlara da böyle davranıyor.'' Ha? ''Ne? Ciddi misin sen?'' Verdiğim tepkiye karşılık tok bir kahkaha attı. ''Abin ve ben öğrendiğimizden beri ona İkinci Süleyman diyoruz çaktırma..'' Bu söylediği bu sefer benimde kahkaha atmama neden oldu.
***
Akşama doğru Behram Ağa akşam yemeği için uzun bir sofra kurdurtuyordu. Yardım etmek için ayaklandığımda bir el kolumu tutmuştu. Asil'e baktığımda yine sert tavrını yüzüne takmış bana bakıyordu. "Otur." Emrin olur paşam. "Sebep?" Hangi hakla bana emir verebiliyordu? "Ben öyle istiyorum çünkü, başka sebebe gerek yok." Allah'ım sen bunları bana sırayla mı gönderiyorsun.. "Pardon ağamız kusura bakmayın ama ben ne yapacağıma kendim karar verebiliyorum çok şükür." Alaycı tavrımı beklemiyor olacaktı ki kaşları havalandı.
En son istediğime ulaşıp kızlara yardım ettiğimde, masa kırk aşirete yetecek kadar yemek doluydu. Behram Ağa yavaşça öksürdüğünde birden sessizlik oluştu. "Hayde hepinize afiyet olsun." Yavaşça bardağı alıp suyu içtiğimde Asil'in gözlerinin benim üzerimde olduğunun farkındaydım. Huzursuzca yerimde kıpırdanıp yemeğe odaklanmaya çalıştım fakat şu an midem hiçbir şeyi almayacak durumdaydı.
Yemekler yenildikten sonra uzun bir sohbet sarmıştı masayı. Konuşulanları dinlemiyordum ama az çok düğün hakkında konuştuklarını tahmin edebiliyordum.
Omzuma dokunan elle irkilip arkamı döndüm. "Konuşmamız gerek, kalk."
Normalde emir verdiği için bir ton laf ederdim ama şu an Asil'in benimle ne konuşacağını daha çok merak ediyordum. Yerimden kalkıp yavaşça arkasından yürürken arka taraftaki odalara açılan kapılardan birinin kilidini açtı. Yine önden geçmeme müsaade etmeyip odaya daldığında içimden ona saydırıyordum. Sert bir tavırla bana döndüğünde irkilmiştim.
''Hadi şimdi bana bu yaptığın saçmalığın amacını söyle.'' Sesi o kadar soğuktu ki, sanki düşmanıymışım gibi davranıyordu. ''Amaç? Sen farkında mısın bilmiyorum ama kardeşim ve kardeşin ölecekti. Asıl sen ne saçmalıyorsun?'' Ters tavrım onun yüzünde alaycı bir gülümseme oluşturdu.
''Ben halledecektim. İkisinin de ölmemesini sağlayacaktım! Ama senin bu yaptığın şey her şeyi bozu anladın mı? Ben onların hayatını daha düzenli hâle sokacaktım ama sayende her şey mahvoldu!'' Sesi yükseldiğinde bir adım geriledim. ''Nerden bilebilirim? Bana vahiy yoluyla mı inecekti senin bir planının olduğu!''
''Bana bağırma!'' Bağırma derken bile bana bağırıyordu. ''Asıl sen bana bağırma!'' Elini saçına geçirdiğinde gözlerini sıkıca kapadı.
''Ya yemin ederim çıldıracağım. Neydi bu evlenme merakı falan mı? Hayır madem bu kadar meraklısın başkası mı yoktu kızım sana, ben ne alaka ya!'' Gözlerim kocaman açıldı. Sert bir tokadı yüzüne yapıştırdığımda şokla bana baktı. ''Sen ne yaptığını sanıyorsun!?'' Ağa Bozuntusu. ''Sen önce benimle nasıl konuşman gerektiğini öğren. Yaptığın imayı sikerim senin!'' O kadar sinirliydim ki onu öldürmek istiyordum. Küfür etmemi beklemiyor olacaktı ki kaşları havalandı. Hızlıca yanımdan geçip odadan çıktığında gözlerim dolmuştu. Duyduğum seslerle koşarak bahçeye çıktım.
Rojin beni gördüğü anda koşarak yanıma gelip boynuma kollarını sardı. Onu çok özlemiştim. Sıkıca ona sarıldığımda gözlerimi kapattım. Ayrıldığımızda ikimizin de gözlerinden yaşlar akıyordu. ''Çağın abi anlattı, her şeyi biliyorum açıklamaya gerek yok.'' Abim bu zamanda bana en iyi gelecek kişinin Rojda olduğunu biliyordu. Kız kardeşim gibiydi o yanımdayken bütün sorunlarım çözülüyordu. Rojda'nın arkasında duran kişiyi gördüğümde olduğum yerde donup kaldım. Onun burada ne işi vardı?
Yanıma geldiğinde huzursuzluğa kapılmıştım. Asil bunu fark etmiş olacak ki anlamayan gözlerle bana bakıyordu. Bütün konak buradayken onunla konuşursam oluşabilecek algıları tahmin edebiliyordum ama başka çarem yoktu. ''Evleniyormuşsun.'' Sertçe yutkundum. ''Evet.'' Sesim boğuk çıkmıştı. ''Hayırlı olsun.'' Onu hiç böyle görmemiştim. Yavaşça belimden tutup bana sarıldığında boşta kalan ellerimi boynuna sarmak zorunda kalmıştım. Asil ile göz göze geldiğimizde yüzünde belirsiz bir ifade vardı. Ondan uzaklaştığımda hafifçe öksürdüm. Abime döndüğümde ona minnettarca bir bakış attım.
''Karımın sevgilisi var ne güzel.'' Asil keskin bir sesle mırıldandığında onu ben ve Yekta'dan başka kimsenin duymadığına emindim. Yaman sevgilim değildi hiçbir zaman da olmamıştı. Rojin'in kuzeni olduğu için sıklıkla yanımızdaydı ve bana karşı hisleri vardı.
''Hoş geldiniz öncelikle, sizi burada görmeyi beklemiyordum ama gelmenize çok sevindim.'' Rojin tebessümle bana baktı. ''Hep yanındayım biliyorsun.'' Göz kırptığımda Yekta sanki daha önce onu görmüş ve kim olduğunu hatırlamaya çalışıyormuş gibiydi.
''Hayatının en büyük hatasını yaptın İsel. Sen bunun nasıl bir adam olduğunu bilmiyorsun.'' Herkesin gözü Yaman'a dönmüştü. ''Çok konuşuyorsun Yaman.'' Asil'in tepkisiyle ne olduğunu anlayamamıştım. Birbirlerini nereden tanıyorlardı?
''Çok konuşurum ama boş konuşmam beni bilirsin Asil. Gerçeklerle yüzleşmesi gerek bence İsel'in, sonuçta seninle aynı yatağa girecek olan o.'' Sertçe ona döndüğümde Asil birden silahını çıkardı. Asil'in silah çıkardığını fark eden Yaman da aynı hızda silahını Asil'e doğrulttu. Şokla onları izlerken ne olduğunu anlayamamıştım.
Anlamayan gözlerle Yekta'ya döndüğüm anda bir silah sesi patladı.
Keyifli Okumalar.

