İçeriğe geç

KAYIP PRENSES

Bölüm 9 · 7 dk okuma

KAYIP PRENSES

Bölüm 9

Bölüm 9: Nestoy

Bölüm 9: Nestoy

"Kralı çok önemsiyorsunuz sanki babanızmış gibi.."

____________________

Kolumdaki yanıkların sızlamasıyla ayağa kalkıp üstümü çıkardım ve dünden bugüne yenileri getirilmiş olan merhemleri yanıklarıma sürmeye başladım. Her sürdüğümde nefesimin kesilmesine alışmıştım. Sürdüğüm merhem yaramın üstünden kaybolunca korsemi ve kabarık elbisemi giydim. Bugün Nestoya gideceğim için en az kabarık olan kahverengi etekli bir elbisemi giymiştim üst kısmı ise hem krem rengiydi hem de doğum lekemi kapatıyordu. Dizime kadar uzun olan kahverengi ayakkabılarımı da giydim. Bunları babam Nestoydan almıştı çünkü topuklu şeylerle antrenman yapmak veya rahat olmak biraz zordu. Saçlarımı açık bırakıp taradım ve kilitli olan kapımı açıp odamdan çıktım. Kapımı tekrar kilitledikten sonra leydilerle kahvaltı ettiğimiz yemek odasına girdim ve herkese günaydın dedikten sonra yerime oturdum. Herkes gelmişti Gloria hariç.

Amia bana dönerek sessizce konuştu.

"Lord Falcon ile sohbet ettik ancak lord Louisden hoşlandığımı dile getiremedim." dediğinde gülümseyerek ona döndüm.

"Bu sizin kararınız leydi Amia, ancak lord Falconun sevgisinden şüphe etmeyin lütfen." diyerek sessizce konuştuğumda kafası karışık bir şekilde gülümsedi.

Gloria içeri hızlıca girip karşıma oturdu ve giydiklerime baktıktan sonra konuştu.

"Yolculuk mu yapacaksınız leydi Catherina? Kabarık elbise giymemişsiniz." dediğinde olumlu anlamda başımı salladım.

"Evet leydi Gloria, ailemin yanına yani Nestoya bir süreliğine gideceğim." dediğimde heyecanla konuştu.

"Bende gelmek isterim. Ailenizle tanışmak bir onur olur." dediğinde Amia konuştu.

"Kuzenim Gloria, lütfen başka zaman kendiniz gidip görün ailesini. Eminim ki ailesi kızları leydi Catherina ile vakit geçirmek ister." diyerek Gloriaya döndü.

"Üzgünüm leydi Catherina, düşünemedim. Can sıkıntısından saçmaladım." diyen Gloria normale göre fazla alçak gönüllü idi.

"Leydi Gloria bir sıkıntınız mı var?" diyen uzun zamandır sessiz olan Aissaydı.

"Aslında ben pren-" konuşurken onun cümlesini kesen Gloria'nın ikizi Golda olmuştu.

"Gloria aslında en sevdiği elbisesi yırtıldığı için üzgün. Değil mi Gloria?" diyerek büyük bir şekilde gülümsedi.

Gloria huzursuz bir şekilde ikizini başıyla onayladı ve tabağındaki kahvaltılıkları çatalı ile döndürmeye başladı.

Bende güzel bir kahvaltı ettikten sonra odama gidip Ida'nın hazırlamış olduğu büyük çantayı elime aldım ve beni at arabasında bekleyen Ida'nın yanına yani Sarayın bahçesine doğru yürümeye başladım. Bir yere gitmek için bu Krallıkta yaşayan herkes kralın imzasının olduğu bir kağıt ile başka bir yere gidebilirdi. Yani babamın gittiğimden haberi vardı. Sarayın bahçesine çıktığımda Aissa beni bekliyordu. Büyük çantayı yere bırakıp ona döndüm. Bana kocaman gülümseyip dolu gözleriyle konuştu

"Ailen ile özlem giderdikten sonra buraya dön olur mu? Ben seni çok özlerim." diyerek sıkıca kollarını bana sardığında bende ona sıkıca sarıldım. Kuzen olduğumuzu ben biliyordum ama o bilmeden beni kardeşi gibi görüyordu.

Ayrıldığımız da yanımıza gelen Louis ile Aissa gülümseyip Saraya ilerledi.

"Louis, ailemin yanına bir kaç günlüğüne gitmem lazım. Ben burada yokken kralı koru olur mu? Yediği şeyleri kontrol et birde içtiklerini ha birde hiç yanlız kalmasın. Sen onun yanında ol." dediğimde üzgünce gülümsedi.

"Kralı çok önemsiyorsun sanki babanmış gibi." dediğinde gergince güldüm.

"O, benim babam değil ama Nestoydaki ailemi koruyor. Ona borçluyum." dediğimde bana utanarak baktı.

"Sarilabilir miyim?" dediğinde onu başımla onayladım.

O Aissanın aksine sıkıca değilde incitmemek için yavaş bir şekilde sarıldı sonuçta yanıklarımın olduğunu biliyordu.

"Merak etme, bir kaç güne geri döneceğim." dedim gülümseyerek ondan ayrılırken.

"Bekliyor olacağım." dediğinde ona veda edip yere bıraktığım çantamı yanıma alıp at arabasına bindim. Ben ve Ida farklı arabalarla gidiyorduk çünkü onun bindiği araba önden gidecek ve yolu kontrol edecekti. Benim bindiğim at arabasına babam ısrarla asker koydurmak istesede karşı çıkmıştım çünkü buna gerek yoktu kendi de bunun farkındaydı.

At arabasına bindiğimde iki gün sürecek bu yavaş yolculuk için tek gelmemin daha iyi olduğunu yine anlamış olmuştum. Ida'nın bindiği at arabası ilerlerken bizde arkalarında ilerliyorduk. Uzun bir süre arabada tetikte beklemiştim. Kimse olmadığından emin olunca giydiğim elbisenin kollarını sıyırıp merhem sürmeye başladım. Bu yanıklar Nestoya gittiğimde azalmış olurdu buna emindim.

Birden arabanın durmasıyla merhemli kolum arabanın tahta kısmına çarpmıştı ve şu an çok acıyordu. Saatlerdir sorunsuz ilerlerken şimdi sınırdan çıkmaya yakın durmuştuk. Acıyan kolumu boş verip sıyırdığım elbisemin kollarını tekrar eski haline getirdim ve arabanın tahta kapısını açıp aşağıya indim. Ormanlık bir yerdeydik ve atları süren adamın sesi çıkıyordu. Belimdeki hançeri kavrayıp elimi belimde bıraktım ve arabanın at kısmına yavaşça yürüdüm. Atların yanında dün gördüğüm siyahlar içerisindeki ela gözlü olan adam vardı ve atları süren adam ile tartışıyordu. Belimdeki elimi çekmeden onların yanına yürüdüm.

"Ne oluyor burada?" diyerek atları süren adama baktım.

"Leydi Catherina, bu adam arabaya binmek istiyor. Bizim geldiğimizi fark edince önden giden korumalar geri dönecektir lütfen yerinize geçin siz." dediğinde çatmış olduğum kaşlarımla bu sefer siyahlar içinde olan adama döndüm ve onun dibine girecek kadar yanına yürüdüm.

O ne yapacağımı anlamaz bir şekilde bana bakarken gözlerinin rengi ela diye mı diye kontrol etmeye başlamıştım. Gözleri elaydı. Gözlerini kontrol ettikten sonra çok yakın durduğumuzu anlayıp iki adım geriledim ve atları süren adama döndüm.

"Sorun yok, gidebiliriz." dediğimde atları süren adam çimenlere endişeli bir şekilde bakıyordu.

"Leydi Catherina, kolunuz!" diyerek endişe ile bana baktığında koluma bakmıştım. Yanık olan yere çarptığım için kanamış ve bir kaç damla çimene damlamıştı. Kolumu arkama gizleyip konuştum.

"Bir sorun yok, elimi kestim. Hadi gidelim artık." diyerek arabaya bindiğimde ela gözlü adamda peşimden gelmiş arabaya binmişti. Atları süren adam ise yola devam etmişti.

Çantamdan bir bez çıkartıp kolumdaki elbiseyi sıyırdım ve bezi koluma sıkıca bastırdım. Kan dursun diye yaptığım şey canımı acıttığı için dişlerimi sıkıyordum.

"Yardım edeyim mi?" diyen karşımdaki adama döndüm.

"Hayır, ben hallediyorum. Ayrıca sen neden gelmek istedin? Nestoya mı gideceksin?" derken hâlâ yaramla ilgileniyordum. O ise yarama bakarak konuşmaya başladı.

"Sonunda her şey açığa kavuşacak ve Nestoyda benim kim olduğumu da öğreneceksin o yüzden geldim yani." dediğinde ona baktım. Sahi sesi birine çok benziyordu.

"Sanki sesini önceden duymuştum gibi ama çıkaramadım. Tanıdığım biri misin?" dediğimde görmesemde gülüşünü duymuştum.

"Bunu Nestoyda konuşuruz. Dün odana merhem getirdim sürmedin mi?" dediğinde şaşkınlıkla ona baktım.

"Odama mı girdin?!" dedim yüksek sesimle.

"Merak etme odana geçmedim sadece Ida'ya verdim. Baban çok meşguldü bunun için. Ayrıca odana girecek kadar saygısız değilim, leydim." dediğinde şaşkınlığım artmıştı.

"Benim babam Nestoyda, bu yüzden merhem getiremez." dedim sakinliklle.

"Heyecanlandın sanki. Yanakların pembe oldu. Babanın ve senin kim olduğunu biliyorum yani heyecan sebebin buysa sır tutan biriyim, endişelenme" dediğinde kalbimin heyecandan yere düşeceğini sandım bir an. Babamın ve benim gerçekte kim olduğumu bilmesi demek çok kötü bir durum demekti.

"Burada anlat! Kimsin?" derken artık sinirliydim.

"Anlaşma yapalım, ben sana kim olduğum ile ilgili ipucu vereyim ve Nestoya gidince kim olduğumu öğren olur mu?" dediğinde başka şansım yoktu.

"Senin annen ben küçük iken hayatımı kurtardı." dediğinde kafam karışmıştı.

Bu cümleden başka bir şey söylemeyeceğini anladığımda tekrar koluma döndüm.

Kan olmuş bezi bırakıp merhem sürdüm ve giydiğim elbisenin eteğinden bir parçayı ağzımla yırtıp yarama sıkıca sardıktan sonra düğüm atmaya çalışıyordum, karşımdaki adam elimi kumaş parçasından çekip benim yerime yarama sıkı bir düğüm attığında acımıştı ama acımı unutmak için başka şeyler düşünmeye çalışıyordum.

Hava kararmıştı ve karşımdaki adama güvenim olmadığı için gözüme uyku girmiyordu. O ise benim aksime rahatça karşımda arabanın minderine yaslanmış uyuyordu, bunu ela gözlerinin kapalı olmasından ve düzenli nefes alıp verdiğinden anlamıştım. Aslında tam şu an kafasındaki siyah maskeyi çıkarabilirdim ama o bunu bile bile bana güvendiğin söyleyip uyumuştu.

Birine güvenmek bu kadar kolay olmamalıydı. Çantamda olan kuşak yardımıyla saçlarımı tepeden toplayıp dışarıyı izlemeye başladım.

_________________________________Yazardan

Ela gözlü adam bir süre dinlendikten sonra sessizce gözlerini açtığında karşısında elindeki elmayı yiyerek dışarıyı izleyen ve saçları özensizce toplanmış olan Catherinaya baktı bir süre. Catherina hâlâ ona güvenmiyordu bunun farkındaydı ama kırılıyordu. Catherina belki Nestoydan sonra ona güvenir diye düşünüyor kendini bu şekilde rahatlatıyordu. Catherinanın ona döneceğini anladığında tekrar gözlerini kapatıp bekledi bir süre. Sonra ses çıkmayınca tekrar açtı gözlerini ama gördüğü şeyin onu bu kadar sevindireceğini bilmeden açmıştı gözlerini. Catherina ela gözlü adamın tam karşısında uyuyordu ve kıvrılmış gittikçe küçülmüştü uyumak için. İnceledi bir süre onu, uzun kızıl kirpiklerini, yüzünde dağılmış olan hafif belirgin çillerini ve yüzüne dökülen her saç telini izledi bir süre. Catherina bu adama Camellayı hatırlatıyordu ve adam her seferinde Camellaya olan borcunu ödemek için Catherinaya hep dikkat etmişti ama şimdi farklıydı onun için, bir borçtan daha fazlasıydı.

Bölümlerin anlatım tarzları güzel mi? Çok arafta kaldım. Lütfen düşüncelerinizi belirtin.

Gününüz, Güneş gibi parlasın belki benim günüme de yansır ve günüm Ay gibi parlar.

Ben yazarınız ARTEMİS. 1320 kelime.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.