Varkaus, Finlandiya - 23 Şubat 1995
Kar fırtınası tüm şiddetiyle sürerken, yirmili yaşlarının sonlarındaki bir kadın rüzgârın önündeki yaprak gibi titriyor, çelik kapıya sanki hayatı buna bağlıymış gibi vuruyordu. Kapıya her darbeyle birlikte soğuktan kasları sızlıyor, solgun parmak eklemleri kızarmaya başlıyordu.
"İçeride olduğunu biliyorum, Sergio!" Sesi titrerken bağırdı.
Nihayet kapı açıldığında, içeriden yayılan sıcaklığı, yeni pişmiş yemeklerin iştah açıcı kokusunu ve bir çocuğun neşeli kahkahalarını duyunca derin bir rahatlama hissetti.
Fakat içeri adımını bile atamadan, nasırlı ve güçlü bir el omzuna kondu ve onu durdurdu.
"Ailem içeride. Neden buraya geldin?" Adamın sert sesi kadını savunmasız bırakmıştı.
"Sergio..." Bir zamanlar sevgiyle andığı bu isim artık dilinde zehir gibi hissediliyordu.
Yine de karnında taşıdığı hayat için çabalamak zorundaydı.
"Baba olacaksın."
Ne beklediğinden emin değildi ama kendisini buz gibi sert betonun üzerine itilmiş halde bulmayı kesinlikle beklemiyordu. Hele o güzel zümrüt yeşili gözlerdeki memnuniyetsiz ifadeyi hiç. Kadın toparlanmaya fırsat bulamadan içeriden başka bir ses yükseldi.
"Aşkım, kim o?"
Adamın bir ailesi olduğunu biliyordu. Güzel bir eşi ve harika bir çocuğu vardı.
Ama yine de başka bir kadının ona "aşkım" diye seslenişini duymak kalbini acıtmıştı. O kadına karşı böyle bencil duygular beslememeliydi.
Yine de Sergio'nun onu içeri davet edeceğini, karısından ayrılacağını ve birlikte mutlu bir hayat yaşayacaklarını ummaya devam etmişti.
Sergio arkasını dönüp içeri seslendi:
"Ah, sadece adres soran bir kadın. Endişelenme."
Sonra yeniden ona döndü. Bakışları öylesine sert ve acımasızdı ki, kısa bir an için o gözler dışarıdaki kar fırtınasından bile daha soğuk görünmüştü. Kadın ise, tek bir açıklamaya ihtiyaç duymadan adamın ne düşündüğünü anlamıştı.
Kalbi paramparça halde arkasını dönüp kaçtı.
Sevdiği Sergio şefkatli, sevgisine karşılık veren bir adamdı. Karşısındaki kişi ise onun âşık olduğu adam değildi.
Sergio'nun onu gerçekten terk ettiğini, buz gibi sokaklarda kaderine bıraktığını kabullenemiyordu.
Sessiz gözyaşları donmuş yanaklarından süzülüyordu.
Aşk ve nefret birbirinden tamamen farklı görünse de aslında şaşırtıcı derecede benzerdir. Kontrolsüz nefret gibi aşk da insanı kör eder, sağır eder, hislerini köreltir. En kötüsü ise düşünmeyi engellemesidir. Güvendiğiniz insanlar gerçek yüzlerini görmenize izin vermezler. Gerçeği ancak her şey ortaya çıktığında ve ihanetin acısını yaşadığınızda anlarsınız. O zamana kadar ise sürekli kendinizde hata ararsınız. Belki de bu yüzden âşık bir insanla bir bağımlı arasında düşündüğümüzden daha fazla benzerlik vardır.İkisi de kendilerini mutlu eden o küçücük şeye tehlikeli derecede bağımlıdır.