İçeriğe geç

[KAYIP MELEZ]-TUTSAK

Bölüm 1 · 6 dk okuma

[KAYIP MELEZ]-TUTSAK

Bölüm 1

1. BÖLÜM

"Linda dersten sonra bir işin yoksa odama gel." dedi Bayan Veronica. Harika bir fiziği ve kusursuz bir yüzü vardı. Otuzlu yaşların sonunda olmasına rağmen yüzünde tek bir kırışıklık, saçlarında tek bir beyaz yoktu. Belinden aşağıya dökülen koyu kahve saçları ve açık yeşil gözleri ile mükemmel görünüyordu.

"Peki bayan Veronica." diyerek onu onayladım. Ne hakkında konuşacağımızı adım kadar iyi biliyordum. Ders notlarım geçen döneme göre fazlasıyla düşmüştü. Bunun nedenini soracaktı.

Bayan Veronica sınıftan çıktıktan sonra öğrenciler de çıkmaya başladı. Günümü Bayan Veronica ile bitirmeyi seviyordum. Ama hayat adaletsiz olduğu için sadece çarşamba günleri bu gerçekleşiyordu. Haftanın 3 gününü matematik, geri kalan bir gününü yani pazartesi gününü fizik ile bitiriyordum. Bayan Veronica ise çarşamba günleri Edebiyat ile günümüzü bitiriyordu.

"Kütüphaneye gidecek misin?" diye sordu arkamda oturan Sophia. Arkama dönüp ona baktım. Omuzlarının biraz daha aşağısında biten sarı şaçları ve mavi gözleri vardı.

Bilmiyorum anlamında omuz silktim. "Bu hafta fazla mesaiye kalacağım. Durumumu biliyorsun." dedim. Kafasını anlıyorum dercesine salladı. "Eğer bir şeye ihtiyacın olursa beni ara." dedi ve yavaş adımlar ile sınıftan dışarı çıktı.Okulda sevdiğim nadir kişilerden biriydi. İlk sırada Bayan Veronica geliyordu.

Hızla çantamı toparlayıp sınıftan çıktım. Bir alt kata inip çantamı dolabıma koydum. Dün Kütüphaneye gittiğim için kitaplarımı okulda bırakmak yerine eve götürmüştüm. Bu nedenle ise sabah çanta ile gelmiştim. Dolabımı kilitleyip geri üst kata çıktım ve Bayan Veronica'nın odasına geldim. Kapıyı tıklattığımda "gel" iznini duyunca kapıyı yavaşça duvar boylu boyunca raflarla kaplıydı. Sağ duvarda ise birkaç tablo dışında hiçbir şey yoktu. Bayan Veronica'nın oturduğu sandalyenin hemen arkasında ise okulun kapısına bakan büyük bir pencere vardı.

"Buyur geç otur. Ayakta kalma." diyen Bayan Veronica ile odayı incelemeyi bırakıp masanın önündeki koltuklardan birine oturdum. Bu odaya sadece bir defa gelmiştim. O da okula ilk geldiğim gündü. "Eminim seni neden çağırdığımı biliyorsundur Linda." dedi Bayan Veronica. Onu kafamla onayladım.

"Sebebini sorabilir miyim?" diye sordu. Derin bir nefes alıp gözlerinin içine baktım. Neden olduğunu gayet iyi biliyordu. Bu konuyu daha önce öğretmenler odasında da konuşmuştuk. Gözlerime bakınca ne demek istediğimi anladı. Bana hep "Gözler her şeyi anlatır Linda." derdi. Gözler gerçekten de her şeyi anlatıyordu.

"Sana yaptığım teklif hala geçerli." diye bir hatırlatmada bulundu. Daha önce bana para yardımı yapabileceğini söylemişti ama ben reddetmiştim. O ise her defasında ısrarla söylemeye devam, etmişti. "Lütfen bu kez kabul et." dedi. Gözlerime yalvarırcasına bakıyordu. Beni her zaman ölen kızına benzetirdi. Bu yüzden yardımcı olmaya çalışıyordu. Bunu fark etmediğimi sanıyordu ama ben her şeyin farkındaydım.

Teklifine yeniden reddettim. "Kendi paramı kendim kazanabiliyorum." dedim. Bana onaylamaz bir şekilde baktı. "Böyle yapmaya devam edersen sınavları geçemezsin. Sınıf tekrarı yapmak zorunda kalacaksın." dedi. "Elime geçen her fırsatta çalışıyorum, yemin ederim." dedim.

"Yemin etmene gerek yok, sana inanıyorum. Ama bu sefer bu yardımı kabul etmen gerek. Eline geçen fırsatları dinlenerek kullanabilirsin." dedi. Bunun farkındaydım ama gururuma yediremiyordum. Yıllardır hiç kimseden para almamıştım. Kendimi bildim bileli hep çalışmıştım.

"Yarın doğum günün, değil mi? Yarını fazla mesai yaparak mı yoksa birkaç arkadaşınla deniz kenarında bir kafede mi geçirmek istersin?" diye sordu. Her zamanki gibi haklıydı. Ama artık alışmıştım. En son yıllar önce yetimhanede bir abla doğum günümü kutlamıştı. Yıllardır doğum günü bilmeden yaşamıştım. Hatta yarının doğum günüm olup olmadığından bile emin değildim.

"Lütfen parayı al. Söz bir daha seni bu konuda darlamayacağım." dedi. Sesi yalvarır gibi çıkmıştı. Ne diyeceğimi bilemeyerek çaresiz bir şekilde "Tamam." dedim. Gözleri bir anda parladı. Gülümsedi ve oturduğu sandalyeden kalkıp masanın köşesine eğildi. O tarafa bakınca küçük bir kasa olduğunu gördüm. Şifreyi girip içinden bir miktar para aldı ve kasayı geri kapattı. Ardından parayı bana uzattı. Çekinerek parayı aldım ve cebime sıkıştırdım.

"Benden çekinmene gerek yok, sadece yardım etmeye çalışıyorum." dedi. Ona hafif bir tebessüm ile karşılık verdim. "Söyleyecek bir şeyiniz yoksa artık çıkabilir miyim?" diye sordum. Kafasıyla beni onaylayınca oturduğum koltuktan kalktım ve odadan çıktım. Okuldan ayrıldığımda kafamı kaldırıp odasının penceresine baktım. Her zamanki gibi okuldan gidişimi izliyordu.

Otobüs durağına kadar yürüdüm. Durağa vardığımda biraz bekledikten sonra gelen belediye otobüsüne binip arkadaki boş koltuklardan birine oturdum. Biraz ilerledikten sonra yanıma bir teyze oturdu. Bir süre "Gençlik bitmiş." konuşmasını yaptıktan sonra nihayet sustu. Ah şu teyzeler, her yerde aynılar.

Evimin yakınlarında olan durakta inip eve kadar yürüdüm. Oturduğum apartmana gelince kimseye görünmeden kendimi eve atmayı başarabilmiştim. Karşı komşum olan yaşlı huysuz teyze beni ne zaman görse lafa tutarak zamanımı çalıyordu. Üstelik sürekli evlilik tavsiyeleri vererek beni gıcık ediyordu.

Eve girdiğim gibi kendimi salondaki koltuğa attım. Yorucu bir günün ardından güzel bir uyku gibisi yoktu. Bu gün işe gitmeyecektim. Bu hafta izin almayı düşünüyordum. Bir süre bu konuya kafa yorduktan sonra nihayet kendimi uykunun kollarına bıraktım.

°°°

Ateşler heryeri esiri altına almış, çığlıklar göğü inletiyordu. Yerde kanlar içinde yatan insanlar, ailelerinin onlara sarılıp ağlamasına bile izin vermeyen düşmanlar, perişan halde olan aileler. Etraf mahşer alanına dönmüş, insanlar kanla başla mücadele ediyordu. Kimisi ailesi için, kimisi krallığı için, kimisi ise sevdiği için. Ama bunların hepsini birden yapan biri vardı.

Hera yeni doğmuş bebeğini kucağına almış, bir ağacın arkasında saklanıyordu. Gözyaşları yanaklarını esir almıştı. Steve ise hem kadın ve kızını, hem krallığını, hemde karşısında kucağında onun çocuğunu taşıyan karısını koruyordu. Ailesi daha demin gözleri önünde katledilmişti. Ne ağlayabiliyor, ne de üzülebiliyordu. Çünkü buna bile izin verilmiyordu.

"Götür onu! Onun peşinde olduklarını biliyorsun, neden hala duruyorsun?" diye kızdı karısına Steve ancak o da biliyordu, karısında adım atacak güç yoktu. "Onu bana ver, ben götürürüm. Ben gelene kadar şu kayanın arkasında saklan ve ses çıkartma." diye tembihledi karısını ve kızını kucağına aldı. Herşey o kadar ani olmuştu ki daha bu sabah doğan kızına bir isim bile koyamamıştı.

Cebinden bir çakı çıkardı ve kadının eline tutuşturdu. "Al bunu ve biri sana zarar vermeye çalışırsa, bunu ona saplamaktan çekinme." dedi ve koşarak kadının yanından uzaklaştı. Karanlık Ormana girdiğinde korksa da bu korkunun yersiz olduğunu biliyordu. Şuanda kucağında olan bebek yıllar önceki kehanetteki bebekti. Kimse ona ve kızına zarar veremezdi.

Sonunda gelmek istediği yere vardığında soluk bile almadan konuşmaya başladı. "Kızıma bakman gerekiyor." dedi karşısındaki yaratığa. Beyaz ve gri renginde olan derisi ay ışığında parlıyordu. Gözlerinin mavisi insanı dondurmak istercesine o kadar soğuktu ki insan bakmaya çekiniyordu.

Ejderha konuştu. "Ben onu koruyamam, güçlerimi yıllar önce kaybettim." dedi. Steve kafasını hızlıca iki yana salladı. "Eğer başka çaren kalmazsa onu dünyaya gönder." dedi ve başka hiçbir şey demeden hızla ordan uzaklaştı. Hedefi karısının yanına gidip onu korumaktı ama beklediği manzara bu değildi. Karısı göğsünde bir hançer ile yerde kanlar içinde yatıyordu. Nefes almıyordu çünkü uzun süre önce ölmüştü.

Steve gözyaşları içinde yerdeki ölü bedene sarıldı. Tamda bu sırada gözleri göğsündeki hançere takıldı. Parlak taşlarla işlenmiş, özel yapım bir hançerdi. Steve hançeri gördüğü an karısını kimin öldürdüğünü anladı ve o kişiden bir kez daha nefret etti. Eli cebine gitti genç adamın. Orda olan bıçağı çıkardı ve karısına son kez "Seni Seviyorum." diyip bıçağı kalbine sapladı. Tam orda hayatına son verdi ve bedeni kollarının sarmış olduğu bedenin üzerine düştü...

Terler içinde zıplarcasına uzandığım yerden kalktım. Gördüğüm şeyin rüya olduğunu anlayınca az da olsa rahatladım. O kadar gerçekçiydi ki sanki o olanlar gerçekten yaşanmış gibiydi.

Elimin tersi ile alnımdaki terleri sildim. Gözüm bir anlığına saate takıldı, 23:52'yi gösteriyordu. Sadece 8 dakika içinde 20 yaşıma basacaktım. Saat tam 00:00 olana kadar gözlerimi saatten hiç ayırmadım. Ardından odama gidip yatağıma yattım ve başka kabus görmemeyi dileyerek uyudum.

__________

___________

_________

____________

Kehanet: Eski bir krallığa bir bilgin gelmiş. Bilginin sözlerine göre; Bundan yıllar yıllar sonra bir Melez çocuk doğacak. Bu çocuk herkesten güçlü olacak ve bütün krallıklar onun önünde diz çökecek.

Bu sözleri duyan krallar tahtlarının ellerinden alınacağını düşünerek krallıklarında Melez çocuk doğurulmasını yasaklamış. Ancak yıllar sonra bu yasak çiğnenerek dünyalar güzeli bir çocuk doğmuş. Kehanettiki çocukmuş bu çocuk.

______________

Okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim. Umarım sevmişsinizdir.

1268 kelime

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.