Evden çıkmamın üzerinden 2 saat 42 dakika, buraya oturup ağlamaya başlamanın üzerinden 2 saat 34 dakika geçti. Ağlıyordum çünkü evden kovulmuştum. Hem de hayatında duyduğum en saçma sebepten ötürü. Asker olmak için hayalim, asker olmak ve bir time katılmak. Hayalimin peşinden gidecektim. Ailem karşı çıkmasaydı... İstemediler asker olmamı. Ölürsün dediler. Kararlıydım, vazgeçmedim. Ama onlar benden vazgeçti. İlk babam saldırdı, "Kızım biz seni kendi ayaklarını ölüme git diye mi doğurduk?" dedi. Sonra annem başladı konuşmaya, "Kızım başka meslek mi, kalmadı askerlik nereden çıktı öldürecek misin kendini?" dedi. Son noktayı abim koydu, "Siktir git nerede asker olursan ol. Bir daha bu evi adımını dahi atmayacaksın. Dışarıda yaparsın artık askerliğini. Biz de mezarına gelir tükürürüz anca!" diye bağırdı. Önce tokat attı. Ben daha metal tadını yeni hissetmişken saçından sürüklemeye başladı. Kapıya kadar sürükledi. Sonra da kapıyı üzerime kapattı. O zamandan beri oturuyorum burada. Daha 17 yaşındayım. Nereye giderim...
Ben bunkarı düşünürken bir el dokundu omuzuma. Kafamı kaldırdım tatlı bir kadın bana bakıyordu. "Neden ağlıyorsun güzel kızım?" diye sordu sevecenlikle. Daha çok ağlamaya başladım. "Evden kovdular beni..." dedim. Afalladı ama bu çok kısa sürdü. Merakla, "Neden kovdular seni gecenin bu saatinde?" dedi. İlgili duruyordu. Güvenebilirdim. "Asker olmak istedim ben. Asker olup mesleğimin başında durmak istedim. Onlar istemediler. Kendini öldürürsün dediler. Eğer asker olacaksan bu evde kalamazsın dediler. Kovdular evden..." dedim. Ağlamam azalmıştı. Tebessüm ettim kadına. Ben bugün bir şey öğrendim. Yalan söylemeyi. Duygularla... Kadın bana tebessüm ederek konuşmaya devam etti, "Bak kızım sana yardım edebilirim. Tek yaşıyorum ben. Benimle yaşayabilirsin. Güvenmeyebilirsin de. Sana kalmış bir şey. Ama içtenlikle söylüyorum. Eğer istersen kapım sonuna kadar sana açık. Bak benim çocuğum olmuyor. Sana kızım gibi bakabilirim. İstersen annen bile olabilirim." dedi. İtiraz ettim olmaz dedim. Kadınla çok ısrar etti el mecbur kabul ettim. Daha ne gelebilir ki başıma dedim daha ne kadar kötü bir şeyle karşılaşabilirim.
Kadının adının Rana olduğunu öğrendim. Çok tatlıydı sevecendi. Gerçekten bana kız gibi davranıyordu. Hiçbir şeyin esirgemiyor istediğim her şeyi alıyordu. Parada sıkıntım yok demişti. Gerçekten öyleydi. Bir haftadır Rana abla ile ev için eşya alıyorduk. Gittiğim her yerde ifadesizdim. Boş bakıyordum. Hatta çok konuşmuyordum. Bu hafta yeni bir şey daha öğrenmiştim: İfadesizlik... Her şeye herkese karşı ifadesizdim. Sadece Rana ablanın yanında ifadesizliğimi bozuyordum. Sadece onun yanında kendim olabiliyordum. Sadece ona gerçek Esra'yı gösteriyordum. O bundan sonra hayatımı adayacağım tek kişiydi. Güvenebileceğim tek kişiydi. Öyle olmasını istiyordum. Öyle de olacaktı...
