Rafael Serena'nın yokluğunu öğrenir öğrenmez bir askerini saraya , daha fazla askeri beraberinde getirmesi için yolladı. Rafael için Serena çok değerliydi. Serena'nın yokluğu hepsini etkilemiş , çok şey değiştirmişti. Saat akşam 7'ye geliyordu. Ve hala Serena yoktu. Isla ağlamıyordu. Çünkü ağlayınca Serena gelmiyordu. Ama umudunu kesemezdi ki. Yaşadığına inanmak zorundaydı. Çünkü onsuz yapamazdı.
Serena önce inanmadı. Biri kaçırıyor, diğeri yardım edeceğini söylüyordu. Ne kadar doğruydu bu? Dalga geçildiğini düşünüyor, ama bir yandan da inanmak istiyordu. Çünkü biri ona uardım etmezse o kendi tek başına kaçamazdı. Bu çok zordu. Daha nerede olduğunu bile bilmiyordu. Daha sonra ona uardım edeceğini söyleyen kadın elinde keskin bir bıçakla Serena'ya doğru geldi. Serena korkuyordu. Hani yardım edecekdi? Ona öyle dememiş miydi. Kadın elindeki bıçakla ani ve hızlı bir hareketle Serena'nın bağlı olduğu ipi kesti. Serena bir ohh çekti. O bıçağın kendine saplanacağını düşünüyordu. Evet , kadın Serena'ya yardım ediyordu. Kapıyı açtı kadın . "Koş. Sokak lambalarını takip et. Sandalları gördükten yaklaşık 100 adım sonra küçük bir ev göreceksin. Onlar seni karşılar. Ama sakın durma!" dedi sadece. Serena ne kadar teşekkür etmek istese de zamanı yoktu. Acaba Bay Rudy o kadına zarar verir miydi? O kadın Bay Rudy'nin neyi oluyordu ? Serena'nın böyle düşüncelere harcıyacak zamanı yoktu. Çok korkuyordu. Güneş batmak üzereydi. Havada değişik bir renk vardı. Güneşin batışının verdiği o mor ve mavi karışımı renk olur ya hani... Ama bu sefer mosmordu hava. Serena koştu, koştu, durmadan koştu. İnsanları gördü. İnsanlar ona garipser bir şekilde bakıyordu ama o aldırış etmedi. Daha sonra sandalların ucu göründü. Yaklaşıyor olmanın verdiği sevinçle koşmaya devam etti. Tam o sırada durmasına sebep olan bir şey oldu. Bir adama çarptı. Uzun boylu şapkalı siyah giyinen biriydi bu. "Senin burda ne işin var küçük kız?" diye sordu adam . Serena cevap vermeden koşmaya devam etti. Soluk soluğa kalmıştı. Kan ter içindeydi. Kenara çekildi. Biraz nefes almak için durdu. Bu küçük yaşında başına gelmeyen kalmamıştı. Neden Aria değil ben kaçırıldım diye düşünmüştü daha önce ama artık öyle demiyordu. İyi ki kendi kaçırılmıştı çünkü Aria tüm bunları uapamazdı. Mesela o bir şekerci görse orada şekerleri yemek için dururdu ve büyük ihtimalle de yakaşanordı. Serena çok şaşırıyordu. Babası askerlerini yollamamış mıydı? Neden hala bulunmuyordu. Kimse onu tanımamış mıydı? Ama o koskoca Dorana Krallığı'nın ilk prensesiydi. Kimse tanımamıştı. Koskoca şehirde bir başınaydı. Acaba annesi ne yapıyordu? Arianın yine hiçbir şeyden haberi yoktur diye düşündü. Acaba savaş bitmiş miydi? Serena tüm bunları düşünürken bir anda havanın o prenses güzeli morunun yok olduğunu, onun yerini kapkara siyah ve koyu lacivert bulutların almış olduğunu farketti. Yağmur çiseliyordu. Ve bunla da kalmamıştı. Hava kararmıştı. Eğer bir an önce o evi bulamazsa yağmurda sırılsıklam olacaktı. Aslında evi çoktan bulmuş olması gerekmez miydi? 100 adım olmuştu Serena'ya göre. Ama bir de o kadının adımlarına göre düşünürsek bence bir 50 adıma daha ihtiyacı vardı. Evet ! Sanorım ev görünmüştü. Kadının bahsettiği gibi küçük tahtadan yapılma bir ev! Serena sevinçten bağırmak istiyordu. Çok yorulmuştu. Hayatında hiç bu kadar çok koşmamıştı. Daha doğrusu neredeyse hiç koşmamıştı. O ne zaman bir yere varmak istese bembeyaz atlar ve en lüks at arabalarıyla götürülürdü. Nihayet evin önüne geldi. Kapıyı tıkladı. İlk tıkladığında açan olmadı. Bir kez daha tıklamayı denedi. Tam o sırada kapı yavaş yavaş açıldı. Kapıyı açan yaşlı , başörtülü, başörtüsünün altından beyaz sacları az da olsa görünen , boynu kamburlaşmış , kısa boylu , yüzünde 2 tane beni olan bir kadındı. Hayır, normalde böyle kadınlardan korkulurdu ama o iyi kalpli birine benziyordu. " Gel bakalım küçük kız. Seni Clara gönderdi değil mi?" diye sordu fakat Serena kendini buraya yollayan kadınla tanışmamıştı. "Bilmiyorum efendim"dedi Serena. "Hayır hayır efendim demene gerek yok , umm düşüneyim, sen bana anneanne diyebilirsin. "dedi. Kendinin hiç torunu olmamıştı. Ama o hep anneanne olmayı çok istemişti. Bu yüzden kendine anneanne denmesini istiyordu. İçeride radyo açıktı. Masada ise 2 kase sıcak çorba vardı. Daha ikisinin de dumanı üstündeydi." Geç otur bakalım karşıma " dedi. Serena hemen oturdu. Açlıktan karnı gurulduyordu. Bu güzel teklife hayır demek olmazdı. Çok güzel bir kızsın , çok canlar yakacaksın dedi yaşlı kadın. çok canlar yakacaksın ne anlama geliyordu bu?
