Bölüm 2 – Işığın Çocukları
Bahar, gözlerini kırpıştırarak etrafına baktı.
Burası, denizin altındaki karanlık bir mağaraya hiç benzemiyordu. Tavandan sarkan kristaller mavi ve mor ışıklarla parlıyor, duvarlarda küçük ışık böcekleri uçuşuyordu. Yerde rengârenk çiçekler vardı. Üstelik hepsi suyun altında olmasına rağmen canlıydı.
Az önce kendisine “Hoş geldin.” diyen kız çocuğu gülümsedi.
“Benim adım Lina.”
Yanındaki çocuklar da sırayla isimlerini söylediler.
“Ben Efe.”
“Ben Mira.”
“Ben Atlas.”
“Ben Nehir.”
Hepsi Bahar’la aynı yaşlarda görünüyordu.
Bahar şaşkınlıkla,
“Ben eve gitmek istiyorum.” dedi.
Çocuklar birbirlerine baktılar.
Sonra Lina yavaşça başını eğdi.
“Biz de ilk geldiğimizde öyle söylemiştik.”
Bahar hiçbir şey anlamıyordu.
Tam o sırada mağaranın ortasındaki büyük kristal parlamaya başladı.
Kristalin içinden gökkuşağı renklerinde ışıklar yükseldi.
Lina, “Yaklaş.” dedi.
Bahar ürkek adımlarla kristale doğru yürüdü.
Kristale dokunduğu anda bütün mağara titredi.
Avuçlarının içi sıcaklaştı.
Bir anda etrafında incecik su damlaları dönmeye başladı.
Damlalar havada dans ediyor, Bahar nereye bakarsa oraya gidiyordu.
“Bu… nasıl oluyor?” diye fısıldadı.
Atlas heyecanla gülümsedi.
“Demek senin gücün su!”
Efe avucunu açınca küçük bir alev belirdi.
Mira elini kaldırınca mağaranın içini rüzgâr dolaştı.
Nehir ise yere dokununca rengârenk çiçekler birkaç saniyede açtı.
Lina gözlerini kapattığında mağaranın içindeki bütün kristaller aynı anda parladı.
“Her çocuğun farklı bir gücü vardır.” dedi.
“Mağara seni seçti.”
Bahar, dönen su damlalarına hayranlıkla bakıyordu.
Ama aklı hâlâ ailesindeydi.
“Annem beni merak ediyordur…”
Lina’nın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
“Burada zaman farklı akar.”
“Ne demek o?” diye sordu Bahar.
Lina cevap vermedi.
Sadece mağaranın çıkışını gösterdi.
“İstersen dışarı çıkıp bak.”
Bahar koşarak mağaranın ağzına geldi.
Deniz sakindi.
Ay hâlâ gökyüzündeydi.
Kıyıya doğru yüzmeye başladı.
Sahile ulaştığında ise kalbi bir anda duracak gibi oldu.
Az önce ailesinin oturduğu yerde kimse yoktu.
Evlerin bazıları değişmişti.
Ağaçlar büyümüştü.
Sahilde tanımadığı insanlar yürüyordu.
Tam o sırada uzaktan iki kişinin konuştuğunu duydu.
“Yazık ya…”
“Şu iki yıl önce kaybolan küçük kızdan bahsediyorsun değil mi?”
Bahar olduğu yerde donup kaldı.
“İki… yıl mı?”
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Oysa ona göre mağarada yalnızca birkaç dakika geçmişti…