"İnsan , hiç tanımadığı birini özleyebilir miydi?"
Bu soruyu kendime ilk ne zaman sorduğumu hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey, cevabını yıllardır aradığımdı.
İnsanlar bana hep aynı şeyleri söyledi.
"Baban sen doğmadan önce geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. "
Çocukken bunu duyduğumda tam olarak ne anlama geldiğini bilmiyordum. Sadece okul çıkışında babasının elini tutan çocuklara biraz daha uzun baktığımı hatırlıyorum.
Büyüdükçe alıştım.
En azından alıştığımı sandım.
Artık babamdan bahsedildiğinde üzülmüyor, sadece sessiz kalıyordum. Çünkü anlatacak tek bir anım bile yoktu. Sesini hiç duymamıştım. Gülüşünü hiç görmemiştim. Bana kızdığı ya da omzuma dokunduğu tek bir günü bile yaşamamıştım.
Benim için babam...
Eski bir kaç fotoğraftan ve annemin anlatmaya cesaret edemediği birkaç cümleden ibaretti.
O gün de diğer günlerden farksız başlamıştı.
Alarm çaldı.
Her zamanki gibi beş dakika daha uyumaya çalıştım.
Başaramadım.
Üzerime okul formamı geçirip mutfağa girdim.
Annem çoktan hazırlanmıştı. Masaya kahvaltıyı koyarken bana gülümsedi.
"Geç kalacaksın Aras."
"Her zamanki gibi."
Gülümsedim.
Bu bizim her sabah yaptığımız küçük konuşmalardan biriydi.
Çantamı sırtıma geçirdim, ayakkabılarımı giydim ve evden çıktım.
Henüz bilmiyordum.
O gün eve döndüğümde yıllardır bildiğim her şey değişecekti.

