Yaz tatili boyunca alarm diye bir şeyin varlığını unutmuştum. O yüzden telefonum sabah altıda çalmaya başladığında ilk yaptığım şey onu yastığın altına fırlatmak oldu.
“Beş dakika daha…”
Telefon susmadı.
İkinci alarm.
Üçüncü alarm.
Tam dördüncüsünde pes edip doğruldum.
“Lisenin son yılı…” diye mırıldandım aynadaki yansıma kendime bakarken. “Ne ara bu kadar büyüdük?”
İnsan son senenin daha heyecanlı başlamasını bekliyor. Benim aklımdan geçen tek şey ise yaz tatilinin neden bu kadar kısa sürdüğüydü.
Üniversite sınavı…
Tercihler…
Mezuniyet…
Herkes gelecek planlarından bahsediyordu ama ben hâlâ ne istediğime karar verebilmiş değildim.
Derin bir nefes alıp telefonumu elime aldım.
Her okul açılışında yaptığım ilk şey aynıydı.
Nil’i aramak.
Telefon ikinci çalışta açıldı.
“Efendim…” diye uykulu bir ses geldi.
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Nil.”
“Hı?”
“Bugün okul var.”
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra evin diğer ucundan bile duyulabilecek kadar yüksek bir çığlık.
“NE?”
Kahkaha attım.
“Şaka yapıyorsun de.”
“Keşke.”
“Yok ya… Ben daha çantamı bile hazırlamadım!”
“Dün bütün akşam dizi izlerken hazırlasaydın.”
“Offf…”
“On dakika sonra kapındayım.”
“Hayır! İlk günden geç kalırsak herkes cam kenarlarını kapar.”
“Hadi hazırlan.”
“Tamam tamam! Koşuyorum.”
Telefon kapanır kapanmaz gülümseyerek evden çıktım.
Sabah havası beklediğimden serindi. Sokaklar yeni yeni hareketleniyordu. Birkaç öğrenci telaşla otobüse yetişmeye çalışıyor, veliler çocuklarını uğurluyordu.
Nil’in evine doğru yürürken karşı kaldırımda tanıdık birini gördüm.
Harika…
Ateş.
Her okul açıldığında içimden aynı şeyi geçiriyorum.
Belki bu sene okul değiştirmiştir.
Ama hayır.
Yine buradaydı.
Siyah sırt çantasını tek omzuna asmış, elleri cebinde ağır ağır yürüyordu.
Garip çocuk.
Hani kötü biri değil.
Kimse onun hakkında kötü konuşmaz.
Öğretmenler sever.
Arkadaşları sever.
Ama iş bana gelince…
Sanki dünyadaki en sinir bozucu insan benmişim gibi davranıyor.
Nedenini de bilmiyorum.
Yan yana geldiğimiz anda göz göze geldik.
Bir anlığına bana baktı.
Sonra hiçbir şey demeden bakışlarını kaçırıp yürümeye devam etti.
“Ne tuhaf çocuk…” diye söylendim kendi kendime.
Tam o sırada apartmandan nefes nefese Nil çıktı.
“Yetiştim!”
“Çantan açık.”
“Ne?”
Çantasını kontrol ederken defterlerinden biri yere düştü.
Ben gülmeye başladım.
“İlk dakikadan başladın.”
“Ben böyle mükemmelim.”
Defteri uzatırken istemsizce arkamı döndüm.
Ateş çoktan köşeyi dönmüştü.
Nedense arkasından birkaç saniye daha baktım. Sonra omuz silkip Nil’e döndüm.
“ Hadi hızlan, güzel yerleri kaçırdığımız gibi derse de geç kalmayalım!”
Koşarcasına okula gittik ama zar zor sınıfa vardığımızda hoca da ordaydı.
“Çocuklar daha ilk günden yapmayın böyle! Hadi hızlı, boş yerlere oturun hemen.”
Güzel yerleri kaptırmakla kalmadık hocadan da laf yedik, daha ilk dakikadan keyfim kaçtı.
Sınıf nerdeyse tamamen doluydu ve Nil hızlıca Rabia’nın yanını kaptı
“Nill hayırr, ben nereye oturucam!”
Gerçekten onu beklediğim için geç kaldığım yetmezmiş gibi kalan son güzel yere de kondu!
Hoca sertçe bana baktı
“Yaz, geç kaldığın yetmezmiş gibi hala laf ediyosun. Otur artık!”
“Tamam hocam , özür dilerim.”
Nil’in canına okuyucam! Tek boş yer Ateş’in yanı, şaka olmalı
İstemeye istemeye Ateş’in yanına oturdum. Bana döndü ve yan bir gülüş attı. Bu sene hiç bitmeyecek!
