"Sonrasında ne oldu İlay hanım anlatmak istermisiniz?" diyen psikoloğa umursamaz sesimle,
"Sonrası mı?
Ah sonrası tamamen boktandı!" dedim.
Canan hanımın hafif boğaz temizlemesiyle kafamı ikiyana sallayıp konuşmama devam ettim.
"Bu olanlardan yaklaşık bir saat sonra eşim, ah pardon eski eşim Kağan eve gelip beni hiç dinlemeden döverek evden kovdu. Yaşadığımız sitedeki herkesin bakışları altında şahane bir dayak yedim anlayacağınız." dedim duygudan yoksun sesimle.
Elindeki kağıda birşeyler karalarken başını kaldırıp
"Peki ailenizin tepkisi ne oldu İlay hanım. Sonuçta..." derken ben konuşmaya başladım.
"Beni iş ortaklığı için kurban etmişlerdi, evet.
Onlar da pek farklı davranmadılar.
Annem, babam ve abime ne zaman durumu açıklamaya çalışsam videodan bahsetmeye çalışsam ya bana tokat attılar ya da dinlemediler.
Onlarla yaşadığım iki ayın sonunda babamın
'Kızım olduğun için senden utanıyorum. Ölümün bile bu saatten sonra beni üzemez' sözlerinden sonra dayanamayıp evi terkettim.
Sonrasında da babam beni evlatlıktan reddetti zaten!"
Kahretsin!
Yaşadıklarım ve babamın kulağımda çınlayan sözleri sinirden ellerimin titremesine sebep olsada başka hiçbir duygusal etkileşim yapmıyordu artık.
Canan hanımın dikkatle beni izledikten sonra tek kaşını kaldırıp konuşmaya başladı,
"Lütfen açık konuşalım İlay hanım, bana karşı dürüst olmanız size yardımcı olmamı kolaylaştıracaktır.
Koskoca iki aydan bahsediyorsunuz. Eğer isteseydiniz gerçeği anlatacak fırsat bulabilirdiniz!" dedi.
"Ah çok dikkatlisiniz. Evet. İsteseydim hekesin gözünde kocasına ihanet eden bir orospu olmak yerine gerçeği söyleyebilirdim hatta kanıtlayabilirdim. Lakin o zaman evlilik adı altındaki mahkumiyetim devam ederdi.
O pisikopattan kurtulmuşken oraya tekrar dönmek aptallık olurdu.
Öyle değil mi?" dedim. Cevap vermeden önündeki kağıda yine birşeyler yazmaya başladı.
"Bu yaşananların üzerinden ne kadar zaman geçti?
Ve atlatabildiğinizi düşünüyormusunuz? " dediğinde olduğum yerde dikleştim. Bu konu giderek sıkıcı olmaya başlamıştı. Neredeyse bir saattir kahve içemeyişimin bedeli olarak ellerim titremeye başlamıştı.
"Yaklaşık olarak 10 ay geçti. Hayatım gayette düzenli gidiyor. Bir ev arkadaşım var Ercüment biraz kaçıktır ama iyi anlaşırız kendisiyle. Eski hayatıma dair hatırlamak istediğim anılarım bile karanlık benim, yani atlatmak zor olmadı. Emin olun." dedim
"Hmm." deyip homurdanmaya başlayan ve tekrar önündeki kağıtlara gömülen doktora artık dayanamayarak
"Afedersiniz ama işimiz daha uzun sürecekse bir kahve molası versek!" dedim.
"Hmm" derken şüpheyle tek kaşını kaldırdı. Gözleri üzerimde dolaşıp hafif ritimle titreyen ellerime odaklandı.
"Kahve içmediğiniz içinmi elleriniz titriyor İlay hanım?" dedi sorgularcasına
"Ihm aslındaaa... Yani bilmiyorum..."
"Günlük ne kadar türk kahvesi tüketiyorsunuz?"
Ah yine soru-cevap oyununa başladık!
"Ortalama 20 fincan. Tabi arada abartıp 25 fincana çıktığım oluyor." dedim yaramazlık yaparken yakalanmış çocuklar gibi.
Ne diyebilirdim ki bazen dahada arttığı oluyordu.
Gözlerini irileştirerek bakıp
"Ne kadar zamandır bu kadar çok kahve içiyorsunuz!"
"Çok olduğunu düşünmüyorum! Son 5 aydır biraz daha fazla içmeye başlamış olabilirim. Hem küçücük bir fincandaki kahve ne kadar zararlı olabilir ki?"
"Hmm İlay han kahve uyuşturucuların en tatlı ve en güzelidir." dedi naif sesini dahada yumuşatarak.
Bu narin ses tonuyla en gaddar insanın, sülalesine küfür etse karşısındaki hiç tepki veremezdi ayol.
"Canımcım ufacık tefecik fincandaki kahve en fazla ne yapabilir. Siz doktorlar herşeyi neden bu kadar abartıyorsunuz ki." dedim ben de kibar olmaya özen göstererek.
"Pişirilmiş kahvede yüksek oranda kafein bulunur, bu günlük iki ya da üç fincanı geçmediği sürece rahatsızlık vermez, ki günde bir fincandan fazlasınıda önermiyorum. Sizin günlük tüketiminizde bir hayli fazla.
Ve hergün düzenli içilince miğdede ekşime,boğazda yanma, uyarıcı etkisinden dolayı gerginliğe, asabiyete, uykusuzluğa ve kaygıya sebep olabilir."
"Yani ben tüm gelmişimi geçmişimi boşunamı anlattım!" dediğimde ciddi ifadesini bozmadan konuşmaya başladı.
"Aslında boşuna anlatmadınız.
Kahveye olan aşırı düşkünlüğünüzün sebebi bir biriyle bağlantılı. yaşadığınız tramvayı unutmak için, kahve içmeyi tutunduğunuz bir dal olarak görüyorsunuz.
Kahvenin faydaları olsada bundan böyle kahveden uzak duracaksınız İlay hanım."
"Uzak duracaksınız derken?" gözlerim irileşirken burnuma mis gibi kahvenin kokusu dolmaya başlamıştı. Yanında bitter çikolata ve orta şekerli türk kahvem.
Ha taze çekikmiş olacak tabiki.
Bu kadın narin ve güzel olsada şuan nefret edebilirdim!
Neredeyse yarımsaat boyunca kahve içmenin zararlarından bahsedip bırakmama yardımcı olacak şeyleri sıralamıştı.
Bunların en başında yeşilçay vardı.
Birkaç gün sürebilecek baş ağrısı, depresyon, baş dönmesi, kaygı olabileceğini söylemiş yavaş yavaş bırakmamın doğru olacağına kararvermişti.
Günde beş fincan olan kahve limitim şimdiden içimde biryerlerin paramparça olmasına sebep olmuştu.
Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Moralim bozuk ve şimdiden asabi olmuştum.
"Anlaştığımızı düşünüyorum İlay hanım bir dahaki randevumuz...." derken kapı paldır küldür açılıvermişti.
İçeri giren adam odaya kısaca göz gezdirdi.
Yoh amına! Bu temizlikodasında hemşireyi beceren adam!
Gözaltlarında kırmızı halkalar dikkat çekiyordu.
Canan hanımla gözgöze geldiğinde suratına samimi gibi görünen gülümseme yerleştirdi.
Tabi bana iğrenç gelmişti.
"Ah pardon. Hastan olduğunu bilmiyordum, dışarıdayım ben." deyip birde üzerine doktora çapkınca göz kırptı.
İğrenç!
Adam dışarı çıktığında tiksintiyle yüzümü buruşturdum.
"Problem nedir İlay hanım?" doktor Canan meraklı gözlerle limon yemiş gibi buruşan suratıma bakıyordu.
"Problem yok. Yani şu içeri giren adam! Belli ki arkadaşınız... Biraz önce aşağıda bir kadınla beraberdi de! Yani biraz uyguzsuz vaziyetteydiler." dedim başımı iki yana olumsuz anlamda sallayarak.
Doktorun ilk başta gülen suratı bir anda soluvermişti.
"N-nasıl. Başka bir kadın? Yani konuşuyorlarmıydı? Uygunsuz derken?" dedi.
"Hayır. Hmm nasıl anlatsam... Tesadüfen temizlik odasına girmiştim kadının kim olduğunu bilmiyorum ama yerdeki yaka kartında Sevilay Giritli yazıyordu.
Şimdi buradan çıkan erkeğin kucağındaydı ve daha fazlasını yapıyorlardı. Hem adamın göz altlarındaki kızarıklığı farketmediniz mi? Resmen sexs yaptığı gözlerinden anlaşılıyo... "
dr Canan'ın bembeyaz olan suratı ve dolmuş göz pınarları dikkatimi çekince sözlerime pardon dedikoduya son verdim.
Bazen fazla geveze oluyordum!
"Pardon ama problem nedir Canan hanım?"
'O-o benim kocam. Levent! Sevilay... En yakın arkadaşım..." dedi sesinin titremesine engel olamadan. Konuşurken gözlerindeki yaşlar isyan etmiş yanaklarını ıslatarak süzülmüşlerdi.
Sözün bittiği yer burası oluyordu.
"Hassiktir!"
💙💙💙
"Kız boşver tüm erkekler aynıdır. Asıl önemli olan penisi büyükmü, yoksa küçükmü tatlım? Eğer küçükse üzülmene gerek yok, kaybın büyükse de beraber üzülelim canımcım." dedi Ercüment.
"Ne önemi varki?"
"Tatlım sen söyle. Merakettim."
"13"
"Ne 13 santimlik bir penis için üzülmene değermi!
Ayol sırf penisi küçük diye ayrıldığım sevgililerim oldu.
Tabi performansını beğenmediklerimden de ayrılmışlığım var ama konumuz bu değil. Bu aşağılık adam varla yok arası aletiyle, senin gibi güzel bir kadını elde etmiş birde üstüne seni aldatmışsa..."
"O'nun aletini keselim." dedim sorarcasına kaşlarımı kaldırarak. Ve şahane yeşil çayımdam bir daha yudumladım! Cidden iğrençti.
"Abartmayın isterseniz." dedi Canan espiri yaptığımızı düşünerek. Oysa Ercü ve ben gayet ciddiydik!
Canan kocasının aldattıdığını öğrendikten sonra yıkılmış perişan olmuştu.
Bende duyarlı bir insan olarak yalnız bırakmamıştım.
Aradan geçen iki gün sonrasında da evimize davet etmiş Ercüment ile tanıştırmıştım. Ve sanırım büyük bir hata yapmıştım!
Öncesinde benim adamı bastığımı öğrenen Ercü ise adamın performansının nasıl olduğunu, penisinin boyunun uzun olup olmadığını hangi pozisyonda sexs yaptıklarını, sexs süresini ve bir sürü soruyu sıralayıp sorarak beni yeterince bıktırmıştı.
"Beni hiç sevmemiş olması en acı vericisi bu! Ben bir sürü belge imzaladım. Bütüm mal varlığım onun üzerinde!
O belgeleri imzalarken hiç tereddüt dahi etmedim.
Ve ben ne yapmam gerektiğini bilemiyorum!" diyen psikolog Canan'ın susmasıyla,
"Nasıl yani?" dedi Ercü.
"Beni sevdiğine inandım. Hani derler ya aşk gözümü kör etmişti. O, o bana çok kibar davrandı! İnanabiliyormusun etrafımdaki herkes O'nunla evlenmemem gerektiğini söylerken ben aileme karşı gelip aşkıma sahip çıktım!..." dedi, sesi titrerken ellerini gelişi güzel havaya kaldırıp salladı.
"...yalan aşkıma sahip çıkmışım meğer.
Ben sevildiğimi zannettim!...
Kos koca beş ay boyunca sevildiğimi sandım!..." derken elleri titriyor göz yaşları yanaklarından ard arda süzülüyordu.
Sevmek sadece acı vericiydi.
Aşk bile bile acıya razı gelmekti.
Sürekli beni duygusuzlukla suçlayan Ercüment'in aksine, duygulardan arınmanın beni mutsuzluktan koruduğunu düşünüyordum.
"Aşık olmak gibi bi aptallığı yapmasaydın! Bir daha sevme, aşık olma! Bu hatayı bir kere yaptın ve bir daha yapma!" deyiverdim içimdeki düşünceleri dışıma yansıtarak. Ercü gözlerini devirirken Canan iç çekip derin bir nefes aldı ve sanki beni hiç duymamış gibi konuşmasını sürdürdü.
"Bana gül yapraklarıyla süslenmiş masa hazırlamıştı evlenme teklif ederken.
Çok romantikdi. Büyülenmiş gibiydim, etrafdaki kırmızı mumlar... Ahh... Ben ona nasıl evet dediğimi hatırlamıyorum bile. Çok sevmiştim! Yanılmışım."
" İnanamıyorum mumlarla daha güzel şeyler yapabilirdiniz!" diyen Ercü'ye aldırmadan konuşmaya başladım.
"Bak adam bir mumlu masa hazırlamış tüm varlığına el koymuş. Ayol madem mum romantizmi çağrıştırıyor Tohomas Edison romantizm katilimi? Adam ampulü bulmakla hatamı etti canımcım?" dedim duygudan uzak sesimle. Aşk meşk gibi saçmalıklar hakkında konuşmaktan bile sıkılıyordum.
"Mum romantizmin değil, şehvetin temsilcisidir tatlım." dedi Ercü bilmiş bir edayla ellerini havaya kaldırırken. O'nun en çok mumlu fantazileri sevdiğini bilmeyen Canan kaşlarını merakla kaldırdı. O nun merakını farkeden Ercü heyecan ile konuşmaya başladı. Canan'ın ağlaması merakı ile bölününce Ercü'nün konuşmasına engel olmadım.
Bizim sexs içerikli muhabbetlerimizden Canan'ın rahatsız olmamasını umuyordum. Çünki Ercü her konuyu sexse bağlayan bir kapasiteye sahipti!
"Bebeğim mumlar romantizm için değil şehvet, tutku ve heyecan içindir. Romantizm karşıtı değilim ama birlikteliklerimde önem verdiğim şeyler arasında romantizm arka sıralarda kalıyor.
Öncelik tutku, değişik fantaziler, şehvet, romantizmin ardından gelen şehvet..." derken cilveyle göz kırptı.
Sesini etkileyici bir tona sokup ellerini geniş göğüslerinde hafif dolaştırıp Canana bakarak konuşmasını sürdürdü.
"Düşünsene dört ayak pozisyondasın sırtında sıralı birkaç mum duruyor. Sen zevkin en yoğun halini bedeninin her bir zerresinde hissederken, eriyen mum senin şehvetten alev almış derine temas ediyor... Zevk acıdan üstündür şekerim. Bedenin hazzı yaşarken uçmayı gerçek anlamda yaşarsın. Yani mumu romantizm için değil şehvet için kullanmayı da denemelisiniz!" derken yüzünü buruşturup tiksintiyle gözlerini önce benim ardından Canan'ın üzerinde gezdirdi.
"Ama kime anlatıyorum ki değilmi?
Biriniz sexs yapmaktan uzak bir hormonsuz!
Diğeriniz ise romantizmin sahte aldatıcılığına inanan saf aşıksınız!"
"Benim hormonlarım gayet düzenli çalışıyor!" dedim atarlanarak.
"Öylemi canımcım! En son ne zaman sexs yaptın?" dediğinde birkaç saniye düşünüp cevap verdim.
"Evliyken. Sanırım bir yıldan fazla bir zaman oluyor." dedim ciddiyetle.
Kaşlarını kaldırıp kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı.
"Tatlım ben gerçek anlamda sevişmekten bahsediyorum.
Ve şunu unutma tatlım tecavüz sexs değildir." dedi.
Bu kadar üzerime gelmesinin tek sebebi, benim hayatıma birilerini dahil etmememdi.
Hiç bir erkeğe karşı bir istek, çekim hissetmiyordum.
Hormonsal ihtiyaçlarımı kendim karşılamak zorunda kalsamda, bedenimi tanıdığım için hazzın en üst noktalarına ulaşmakta zorlanmıyordum.
Yani neden bir erkeğe gereksinim duyayım ki!
Kocamı ise hiç istememiştim. Onu, dokunuşlarını, herşeyi bana haz değil, işkence gibi geliyordu.
Ben ondan uzak durmak istedikce bunu farkedip cezalandırmak için daha çok canımı yakıyordu.
Tecavüz atlatılabilir bir tramva değildi!
Heleki size bu vahşeti yaşatan kişiyle evlendirilmek aklınızdaki görüntüleri silmenize hiç yardımcı olmuyordu!
Her gece tekrar tekrar tecavüze uğruyordunuz.
Alışılabilir gibi görünsede öyle değildi işte...
Benim sessiz kalmamdan sıkılan Ercü derin bir nefes koyuverdi. Aklına birşey gelmiş olcak ki yüzüne sinsi gülümsemesi yayılıdı.
"Canan şekerim senin küçük bir hediyem var." diyen Ercü heyecan içerisinde ayağa fırladı. Odasına doğru ilerlerken bizi salonda yalnız bırakmıştı.
"Ercü... Çok eylenceliymiş." derken gülümseyen Canan aynı içtenlikle gülümsedim. Yaşadığı hayal kırıklığı taze olsada üstesinden gelebilecek kadar güçlü bir kadındı.
"Öyledir." dedim.
"Ne hediyesi bu şimdi?" dediğinde aklıma gelen şey olmamasını diliyordum.
"Bilemiyorum aslında. Dün O'na senden sözettiğimde ihtiyacına uygun bir hediye alacağından bahsetmişti." dedim.
Ercü, hediye almayıda, vermeyide çok severdi. Ama hediyeleri genellikle erotik şhoptan alırdı....
Düşüncelerim, dar pantolonunun içinde kalçalarını kıvıra kıvıra odaya giren Ercümenti ile bölünmüştü.
"Eveeett. Tatlım madem artık yalnızsın hayatına yeni birileri girene kadar lazım olabileceğini düşündüğüm küçük bir... Hmm aslında büyüğüde var içinde ama neyse tatlım. En iyisi açıp bak..." dedikten sonra kırmızı kalpli kutuyu Canan'ın kucağına bıraktı.
Merakla kutuyu açtığında iki tane paket olması Ercü'nün alacağı hediye konusunda kararsız kalıp, ikisini birden aldığını gösteriyordu.
Canan'ın paketlerden birini açtığında elindeki hmm... şeye... bakarak gözlerimi sinirle yumdum.
Kırmızı ruj şeklindeki titreşimli vibratöre anlamsız bakışlar atan Canan'ın yanakları kızarmıştı.
"Diğerinede bakabilirsin. Hem o daha büyük." diyen Ercü gururlanarak Canan'ın vereceği tepkiyi izliyordu.
Diğer kırmızı zarf şeklindeki uzun paketin içinden çıkan şeffaf titreşimli dildo ile gözlerimi devirdim.
Kim daha yeni tanıdığı birine böyle bir hediye alırdı ki!
"Tatlım beğeneceğini umuyorum.
Gerçek deri hissi uyandırıyor hemde 25 santim.
Tabi ben bunu kullanmadım ama bir keresinde yaptığım gurup sexsde sarışın bir bayanda kullanmışlardı ve şekerim kadının attığı çığlıkları duymalıydın.
Ee sende boşanacağına göre en temel ihtiyacın bu bence. Orgazmsız yaşam düşünülemez canımcım!" dedi.
Elindeki yapay penise uzun uzun bakan Canan zoraki gülümseyerek
"Teşekkür ederim canım! Böyle bir hediye beklemiyordum doğrusu!" derken elindekileri kutunun içine tıkıştırdı. Bana dönüp,
"Tatlım sen sexs oyuncağından memnunsun değilmi?" diyen Ercüment'i kuş gibi boğazlamak istiyordum. O ise merakla cevabımı bekliyordu.
Canan, utancını atmış bana gülümserken,
"Sanane Ercüment!" dedim sinirle.
"Utanma şekerim. Kendime yeni oyuncaklar aldım görmek istermisiniz kızlar?" diyerek merakla ikimize bakarken
Canan ile aynı anda
"Hayır!"
"Hayır!" dedik.
"Siz bilirsiniz şekerler..." dedikten sonra Canan'a bakarak konuşmasını sürdürdü
"...ee sen ne yapacaksın tatlım.
Bi karara varabildin mi?" dedi Canan, artık ağlamadığı için tekrar konuyu açarak.
"Aslında yapacağımız şey belli canım. O şerefsizden intikam alacağız!" dedim Canan'ın konuşmasına fırsat vermeden.
"İntikam almayı gerektirecek bir şey yok ki? Belki ben... Ben Sevilay'dan haha çirkinimdir, belki o Levent'i daha memnun edebiliyordur... Yatakta. Hem belki beni hiç sevmemiştir." diyen Canan'a ben uzaylı görmüş gibi bakarken, Ercü uzaylı penisi görmüş gibi bakıyordu. Öylesine şaşkın kala kalmıştık.
İlk şoku atlatan ben olmuştum.
"Eğer bir erkek, kadının gözleri kızarana kadar ağlamasına sebep oluyor, sana kendini eksik hissettirip kendini o şırfıntı ile kıyaslayacak kadar aciz düşürüyor ise o erkeği, en büyük acılar ile cezalandırmak gerekir..." dedim.
Ercü arada sırada takındığı ciddi ifadesini yüzüne yerleştirip konuşmaya başladı,
"Tatlım bu mendebur seni hiç sevmemiş.
Seni dolandırmak için duygularınla oynamış!
Ve seni aldatmış.
Eğer duygusal olarak bu kadar yıpranmasaydın 'boşver karaktersizi' derdim şekerim.
Ama şu ağlamaktan bitap gözlerin bile o şerefsize iyi bir ceza vermek için yeterli!" dedi.
Ardından kendimi tutamayıp tekrar ben konuşmaya dahil oldum
"Tatlım mutsuz olduğun yerden uzak durmalısın-ki değer görmediğin zaman kendinden şüphe etmemelisin -bu senin değerini bilmeyen hayvanın problemi olmalı, boyun eğmemeli, sana yapılan haksızlığa göz yummamalısın, olmuyorsa zorlama tatlım sen şahane bir kadınsın. O piç seni üzmüş, değerini bilememiş olsada sen kıymetlisin bunun ilk önce sen farkında olmalısın." dedim.
"Sen kocandan... Pardon. Eski kocandan intikam almışmıydın İlay?" dedi Canan bana yönelip. O kadar söylediğimi şeyin içinde bunamı takılmıştı bu kadın!
Kocasını affetmek için ufacık bir umuda bile ihtiyacı vardı belli ki.
"Benim o karaktersize karşı hiçbir duygum yoktu." dedim ciddiyetle
"Ya nefret?" dediğinde hiç düşünmeden,
"Nefret en güçlü duygulardan biridir canım. Aynı durumda değiliz yani.
Senin kocana karşı duyguların olmasaydı bu kadar önemseyip üzülmezdin, bu kadar yıpranmazdın." dedim tespitte bulunarak.
"Haklısınız. Peki intikamdan kastınız ne?" dediğinde Ercü ile bir birimize bakıp gözlerimizi kısıp sinsi sinsi gülümseyerek, iki numaralı hain bakışlarımızı attık.
Bu ikimizinde aklında benzer şeyler olfuğunda attığımız bakışlardı. Ercü kaşlarını kaldırıp beni işaret etti. Bu ilk benim konuşmam için verdiği işaretti. Canan bana daha dikkatli bakarken konuşmaya başladım.
"Aslında aklımda ufak bir şeyler var.
O karaktersizi su dolu bir havuza atalım ve..." elim ile köşede arz-ı endam eden 8 tane etcil piranamın olduğu akvaryumu işaret ettim,
"...içine bebeklerimi gönderelim. Bakalım iyi anlaşacaklarmı?
Hem başımız belaya girmez." dedim hafiften kötü kadın kahkahası atarak.
Canan yüzünü buruştururken Ercü sağ elini yumruk yapıp baş parmağını okey işareti yaparak kaldırdı.
"Gayet güzel plan canımcım belki bu vahşi yaratıklar bir işe yaramış olurlar." dediğnde o da gülüyordu.
"Yaratık deme bebeklerime. Alınıyorlar." dedim. Gözlerini devirmekle yetinsede piranalarımı sevmediğini biliyordum.
Canan ise kafasını iki yana sallayıp, bu planı onaylamadığını belli edince susup bardağımdaki iğrenç yeşil çayımın son kalanını yudumlarken, Ercü konuşmaya başladı,
"Bu şerefsizi kaçıralım, seni dolandırdığı için ellerini keselim, ağlamana sebep olduğu için gözlerini oyalım, yalan söylediği için dilini keselim, kalbini kırdığı için kalbini yerinden sökelim, hatta seni aldattığı için o küçük penisini keselim..." diyen Ercü'nün söylediklerine yürekten katılıyordum.
Ama aklıma küçük bir pürüz takılmıştı.
Komiser Cihan Sadık! Eğer birdaha karakolluk olursam belamı sikerdi!
"Biraz makul şeyler önerebilirmisiniz?" dedi Canan.
Aklımda gelen fikirle gülmeye başladım.
"Bebeğim şahane bir fikrim var. Bir erkeği doğduğuna pişman etmek istiyoruz. Canını değil erkeklik gururunu öldürelim." değimde ikisininde şaşal bakışları arasında dahiane fikrimi öne sürdüm.
Erkekler, kadınlara döktürdüğü gözyaşlarının bedelini ödemeliydi.
Şimdi kötü kadın kahkahamı atabilirdim işte...
...Lavekar...