Yine sıkıcı bir pazartesi sabahı. Öğrenciler hafta sonu uykularından alınmış birer zombi gibi canlılık göstermeye çalışıyorlar. Sıradaki ders ingilizce, her zaman favorim. Çoğu zaman yeterli dercede bildiğim için ihtiyacım olmadığımı düşünürüm. Öğretmen sınıfa girdi, çantasını masaya bıraktı. Sınıf susmak bilmiyor, hocanın sınıfa girmesini umursamıyor. Öğretmen tahtanın önüne, tam sıramın karşısına doğru yürüyor ve sınıfın susmasını bekliyor. Dersin başlamadını hiç istemeyen öğrenciler kendilerince şakalar yaparak kahkalar atıyorlar. En son pes edip herkez ayağa kalkıyor ve her hafta duymaktan ezberde kalan o diyalog duyuluyor.
-"Good afternoon friends! "
-"Good afternoon teacher! "
-"How are you? "
-"Fine thanks, and you? "
-"Fine thanks, sit down please."
Herkesin sırasında oturma sesi duyuldu bazıları hemen konuşmaya başladı bazıları ise kafasını sıraya koyup rüya alemine daldı bile. Yine uyuyorlar ve hoca uyarmak zorunda kalıyor. Ben de farklı değilim ama ayakta kalmak için çaba gösterebiliyorum.
-"Seo İn Guk yeni dizi çıkaracakmış duydun mu? "
-"Evet kesinlikle harika olacak."
-"Gençler sessiz olun! "
Aynı diyalog hiç değişmez. Ama havada hafif bir koyuluk var her zamankinden farklı. Bir şeyler farklı. Anlayamadığım bir şekilde kalbim hızlı çarpıyor nefes alışım hızlanıyor. Bir şey mi yapmayı unuttum acaba? Bu tür anlarda genelde hep bir şeyleri yapmayı unuturum ama bu sefer içimde bir boşluk değil, doluluk var. Ağır bir taş gibi göğüs boşluğuma bastırıyor, bastırıyor ve boşluğu dolduruyor. Bu taş tüm boşluklsrı dolduruyor olmalı ki kulaklarım, gözlerim ve nefesim de ağırlaşıyor. Bu sırada sanki hayal kuruyormuş ya dagözüm dalmış gibi gözükeyim diye tek bir noktaya odaklanıyorum.Evet hep yaptığın gibi sakla kendini.Kimse farketmemeli. Fark etseler de umursamazlardı. Önemli veya popüler değilim. "Önemli değilim, önemli değilim, önemli değilim, önemli değilim, önemli de-, önemli, önem-, ö-" Aklımı dağıtmak için kurduğum cümleler gerçekten de aklımı dağıtıyor. Hatta öyle dağıtıyor ki kelimeler aklımda kalıyor. Gözüm yavaşça kapanıyor.
-"Uyandı! "
-"Uyandı mı? "
-"Şefi çağırın!Kız uyandı "
-"Ne tür bir yaratık bu? "
-"Kanatları yok gibi ha? "
Yavaşça bir perde aralanıyor. Siyahlık gitgide azalıyor. Bana bakan 1'li, 2'li ve 3'lü gözler görüyorum. Mavi,beyaz ve kırmızı renktler. Bir dakika. 3 göz mü? Kırmızı göz? Gözümü hızlıca daha çok aralamaya çalışıyorum. Daha çok ve daha çok. Gözüm çok uzun zamandır kapalı olmalı ki açmayı zorlaştırıyor. Tenimi yakan güneş ışığı gözümü de yakmaya başlıyor. Bunun güneş olduğuna emin miyiz? Etrafımdaki insan... Hayır yarstıklara bakıyorum. Nerdeyim? Etraf yeşil ve ormanları andırıyor. Ama... Biraz farklı, bu bitkileri daha önce hiç görmedim. Etrafın tam büyüsüne kapılıp oturur pozisyona gelmiştim ki... Tuhaf bir yaratık önüme konuyor. Evet konuyor. Kocaman kanatları var. Öyleki yukarı bakmama bile gerek kalmadan uzun bir şey olduğu anlaşılıyor. Kafamı yavaşça yukarı kaldırıyorum artık güneş yok, onu kapatıyor. Eminim onun da sırtı yanıyor. Geniş omuzları var, mavi gözleri, beyaz saçları ve beyaz kocaman kanatları dikkat çekiyor. Daha dikkatli baktıkça;beyaz teni var, vüzuduna yapışan küçük noktalı kanartmaları ulunan bir alt giyiyor, üstünde sanırım bir şey yok, keskin bir çenesi ve benim dünyamca çok güzel bir burnu var. Benim dünyam. Çünkü kimse bana buranın dünya olduğuna inandıramaz. Hayır. Ne yapıyorum ben! Sanırım onu dikkatlice süzdüğümü fark etti.
-"Neye bakıyorsun tuhaf yaratık! "
-"Tuhaf yaratık mı? Sen kendine bak bu pantolon ne ahahahaha. "
O gülmedi sanıdım biraz sinirlendi. Beyaz kaşları çatıldı.
-"Nesin sen? "
-"Asıl sen nesin? "
-"Soruma cevap ver! "
-"Ben Maisie. "
-"Adını değil ne olduğunu soruyorum! "
-"İnsan? "
Doğrumu cevap vermiştim. ne demek neyim? İnsanım elbette tıpkı onun gibi değil mi?
-"İnsan? O da ne? Yeni bir tür? Nerden geldin? "
-"Dün-ya-dan? "
-"Dünya diye bir yer yok burda. Doğruyu söyle! "
Ne demek dünya diye bir yer yok. Benimle dalga mı geçiyorlar. Eğer bu bizim sınıfın şakasıysa tebrikler güzel prodiksiyon. Kafam atmaya başladı. Dalga geçer gibi hah! Hızlıca ayağa kalkıp her zamanki gibi üstünlük taslayacaktım ama boyu neredeyse benim iki katım. Ama bu beni durduramaz değil mi?
-"Ne demek dünya diye bir yer yok! Siz dalga mı geçiyorsunuz? Eğer bu bir şakaysa burnunuzdan getiririm! "
İşaret parmağımı dev yaratığa doğrulttum. Kafasını geriye yatırıp küçük gören gözlerle bana baktı ve yalanımı yakalamış gibi kaşını kaldırdı. Çekici görünüyor... Görüntüsü diğerlerine göre daha normal. En azından iki gözü var değil mi? Bunu yaparken yavaşça sesimi kısıyorum. Sanırım onu sinirlendirmemeliyim. Yandaki yaratıklara bir göz işareti yapıp bana bakıyor. Adamlar hareketlenip yanıma yaklaşıyorlar,sanırım bittim. Biri kolumdan tutuyor diğeri sırtımdan. Hareket edemiyorum. En azından çırpınabiliyorum değil mi? Küçük bir çocuk gibi. Rezil oldum.
-"Hey napıyosun! Kolunu bırak, sen de sırtımı! "
İlk başta kolumu tutana baktım. Pembemsi bir teni var. Eli tenimi yakıyor, ben hareket ettikçe kolum kızarmaya devam ediyor. Yukarı baktığımdaysa... Tek gözü var. Bu nasıl mümkün olabilir. Gözleri beyaz ve siyah karışımı. Ama gri değil etrafı beyaz içi ise siyah çizgilerden oluşuyor. Gür siyah kirpikleri var. Bana baktıkça yok olmak istiyorum, fazlasıyla rahatsız edici. Sırtımı tutana bakıyorum. Koyu bir teni var, kırmızı gözleri ve griye kaçan saçları... Dokunuşu soğuk bir hissiyat veriyor. Sanki elini buz dolu kovaya daldırmış gibi. Bunun ise üç gözü var. Diğerinin gözünü mü çalmış? Bu düşünce beni biraz güldürüyor ama bana bakan 6 göz arasında çok uzun sürmüyor. Beni sürüklemeye başlıyorlar zorla. Ellerini daha çok bastırınca daha çok canım acıyor. Sürüklerken ağzımdan sadece"ne oluyor? "" bırakın beni! "" bırakın beni! "" nesiniz siz? "Bu son dediğime biraz güldüler. Aptala güler gibi. İlerledikçe hava kararmaya ve boğuklaşmaya başlıyor. Ağaçlar kurumaya, çiçekler rengini kaybetmeye başlıyor. Havada çürümüş bir koku var. Onlara göre cennet bana göre cehennnem olan yer daha da korkunçlaşıyor. Bacaklarımı daha fazla ileri gitmemek için durdurmaya, yere sürtmeye çalışıyorum ama bu koca adamları durdurmak imkansız. Neredeyse ağlayacağım, tutuyorum. Kolum ve sırtımdaki acıyı hissetmesem kabusta olduğumu düşüneceğim ama hayır. Kafam acayip karışık başım ağrıyor. Yürürken artık direnmiyorum ama yolu izliyorum. Belki sonra geri dönmem gerekir de hatırlarım diye. Belirli bir noktadan sonra hava tamamiyle bulanık ve karanlık oluyor. Adımlarımız yavaşlamaya başlıyor. Sanırım getirmek istedikleri yere geldik. Yavaşladık, yavaşladık... Durduk. Beni sertçe bir çuval gibi yere fırlattılar. Dizlerim ıslak çamurumsu toprağa deyince yüzlerine baktım. Elleri ve kolları yoktu. Bilinçsiz görüniyorlardı. Deminden gayet iyiylerdi. Yüzleri asık, tenleri daha da soluklaşmış. Neler oluyor?
Ayağa kalktım ve etrafa bakındım.
-"Bu tarafta kal! Sakın.Çizgiyi.Geçme! "
Son üç kelimeyi bastırarak söyledi. Tamam, sakin ol. Madem burdayım ve . Bir şeyler bilmem lazım değil mi? Mavi gözlü,beyaz saçlı olana dönüyorum.
-"Adın ne? "
Gerçekten mi,aklına gelen ilk şey bu mu?
-"Heraphim."
-"Tamam, ben de Maisie. Konuşup halledebiliriz. İlk olarak, burası neresi ve ben nerdeyim? "
-"Nerden geliyorsun? "
Kafasını hafif yana eğdi ve kaşını kaldırdı. Hep aynısı.
-"İlk benim soruma cevap ver! "Bir şeyler öğrenmesi gereken benim, o değil.
-" Eclipse, Eclipse gezegenindeyiz. Şimdi sen söyle nerden geliyorsun? "
Diğer iki kişi ruhu çekilmiş gibiydi ama o aynıydı. Hep onun dediğini yapmalarından arada rütbe ve statü farklı olduğu anlaşılıyor.
-"Sanırım bilmiyorsunuz ama Dünya'dan. Buraya nasıl geldim bilmiyorum. En son dersteydim. Sadece bir sayeliğime gözümü kapadım ve burdayım.
-"Dalga mı geçiyorsun? Neredeyse 1 haftadır uyuyorsun! "
-"Ama nası-"
-"Kapa çeneni, senin gibileriNi iyi tanırım! "
-"Ama-"
-"İçeriden bilgi sızdırmaya çalışma küçük vampir, incinirsin. "
-"Vampir? "
-"Burdan çıkma, çıkarsan zaten canın acır. "
-"Canın acır derken-"
-"Aptal gibi davranma, yüzyıllardır bu işteyim"
Aptal değilim. Ama onlar aptal gibi görünüyorlar. Ya da onlar da inanamıyor. Ve vampirler? Burası onların yeri mi? Buranın karanlık olmasının sebebi bu mu? Vampirler hakkında birçok dizi ve film izledim ama onlar sadece hayal ürünü olmalıydı, gerçek değil. Son kes bana baktı ve parmağını şıklattı. Kafaları eğik olan diğer ikisi kafaladını kaldırdılar hâla ruhsuz görünüyorlar. Hepsi arkaladını dönüp gitti. Heraphim önden gidiyordu. Ben de onlara son kez baktım ve kendimi çimdikledim, belki hala rüyadayımdır diye. "Ah" hayır acıyor bu kesinlikle gerçek. Çoğu zaman gerçekçi rüyalar ama bu daha gerçek. Tamamiyle gerçek. Etrafa bakınıyorum. Nerdeyse kurumuş ağaçlara, ürkütücü ve tuhaf kuşlara, bataklık gibi hissettiren toprağa, kurumuş çiçeklere ve karanlık havaya... Kabustaymışım gibi hissettiriyor. Tamam burada öylece . Ama geri de dönemem, bu koca adamlarla zıtlaşmak en son isteyeceğim şey olur ki zaten yaptım denebilir. Ormanın içine girmeye karar veriyorum. Her yer aynı gibi. Ya aydınlık tarafı bulamazsam? İçeri girdikçe hava daha da karanlıklaşıyor ve sisler daha çok artıyor. Korku oyununda gibiyim ama onların en azından bir el fenerleri oluyor.
.
.
.
.
Ne kadardır yürüdüğümü bilmiyorum. Gerçi bu farklı dünyada zaman nasıl işliyor onu da bilmiyorum. Her yer aynı belkide aynı nokta etrafında saatlerdir yürüyorum. Her ne kadar genç olsam da bu kadar eminim çoğu insan katlanamaz. Adımlarım yavaşlıyor, nefesim derinleşiyor. Uyandığımda zaten inanılmaz derecede yorgundum şimdi daha da yordunum. Harika. Sanırım sıkıcı ingilizce dersini buna tercih ederdim. En azından daha kısa sürüyor. Bu daha ne kadar sürecek? Burası zaten yeterince tuhaf kokuyor ama daha farklı bir şeyin kokusunu alıyorum. Daha fazla dolanamam. Kokunun geldiği yöne doğru yürümeye devam ediyorum. Bu koku nerden geliyor? Ağır bir çiçek ve sigara kokusu gibi, çok ağır. Sanki parfüm şişesi kırılmış gibi. Biraz daha kokunun geldiği yöne doğru yürüdüm. Sanırım artık yalnız değilim.Saatlerdir aynı sesleri işittiğimden farklı bir hemen algılayabiliyorum. Bu bir hayvan mı?Yoksa onlar gibi bir yaratık mı? Alında hayvan olmasını yeğlerim. Belkide koku ondan geliyordur? Ama bu teorim pek uzun sürmedi. Ağaçların ve sarmaşıkların altına güzel bir çiçek görüyorum. Sanırım koku ondan geliyor. Yanına yaklaştıköa koku ağırlaşıyor beni gitgide mayıştırıyor. Daha da yanına yaklaştıkça küçük tomurcuklarını, uzun sapını tan tane ve yanında uçuşan küçük sinekimsi yaratıkları fark ediyorum. Belkide gerçekten sineklerdir. Daha da yaklaştım ve zaten çamurla kaplanmış dizimi yere koydum. Çok çekici gelmeye başladı. Kontrolsüz ve istemsiz bir şekilde elimi çanağın etrafına sardım. Yavaşça üzerine eğildim ve yaklaştım. Kokuyu daha çok içime çekebilmek için iyice yaklaştım ve derin bir nefes aldım. Dumanlı ve çiçekli baskın koku. Kendimi kontrol edemiyorum. Kokladıkça göz kapaklarım düşüyor ve kulaklarım sağırlaşıyor. Ellerim ve bacaklarım gücünü yitiriyor. Durmalıyım. Ama artık kontrol bende değil. Kokladıkça daha çok daha çok istiyorum. Daha çok ve... Sanırım tüm gücümü yitirdim. En son gördüğüm karanlık gökyüzü. Göz kapaklarım yavaşça kapanıyor. Yavaşça. Ben.