Kontrolü kaybettiğimi hissettim.
Uzun süre sonra ilk defa kontrolü kaybettiğimi hissetmiştim.
Ve şu anki yaşadığım, o anki yaşadığımdan kat kat daha büyüktü.
Babam.
Benim babam.
Benim kahramanım.
O an nasıl hareket edildiğini, nasıl işitildiğini unuttum. Kulaklarım çınlıyor,ellerim ve bacaklarım titriyordu. Elimdeki vişne suyu dolu bardak yere düştü. Yerde kan göletine benzeyen bir görüntü oluştu. İçeridekiler sesi duymuş olmalılardı ki bana seslenmeye başladılar.
"Asel?" Dedi Damla. Ardından diğerleri de bana seslenmeye başladı. Ama kulaklarım çok şiddetli çınlıyordu. Onları duyamıyordum. Ayakta durmaya zorlanıyordum. Tam o sırada Barış'ın bana doğru gelmeye başladığını gördüm. Ayaklarımın titremesine daha fazla dayanamayarak kendimi yere bırakacakken Barış beni belimden tuttu. Sonra hemen kucağına aldı. Beni kucağına almadan hemen önce yüzünü ekşittiğini gördüm. Cam parçalarını görmemiş ve onlara basmış olmalıydı. Barış beni odama getirdi ve yatağıma yatırdı. Şu an ne yaşanıyordu, en ufak bir fikrim bile yoktu. Gelen ani haberi hala sindirememiştim. Etrafa malca bakışlar atıyordum. Herkes susmuş, beni izliyordu. Ne tepki vereceğimi merak ediyorlardı. En sonunda Barış sessizliği bozdu.
"Asel..."
Diyebildi sadece. Devamı gelmedi. Söylemek istediği çok şey olduğunu ses tonundan ve adımı ağzında gevelemesinden anladım. Gözlerine baktım. Bu yaşananların birer şakadan ibaret olduğunu, canları sıkıldığı için bunu yaptıklarını söylemesini istedim. İlk defa konuşmasını, beni zorbalamasını bile istedim. Ama susmasını istemedim. O ne yaptı? Sustu.
"Barış. Tüm bunlar şaka, değil mi? Canınız sıkıldı ve benimle uğraşmaya karar verdiniz, değil mi?"
Dedim. Sesimde bir yalvarış vardı. İlk defa böyle konuşuyordum. Barış'ın gülerek ve beni aşağılayarak
"Evet aptal sonunda farkına vardın"
Demesini istedim. O yine sustu. Gözlerim dolmuştu. Hayır ağlayamazdım. Güçsüz gözükemezdim. Barış'ın gözünün önünde değil. Ağlamamı engellemeye çalışırken sulu gözlerle Barış'a bakmaya devam ettim. O ise bir süre bekleyip bana sarıldı. Karşılık vermedim. Algılarım kapanmıştı. Hareket edemiyordum. Barış'ın ne yaptığını bile sonradan hazmedebilmiştim. Barış benden ayrıldı ve bana bakmaya devam etti.
"Asel..."
"Ne var Asel Asel Asel?! Adımı mı ezberliyorsun?"
Diye çıkıştım Barış'a. Barış ona böyle çıkışmamdan nefret ederdi. Hatta bana bağırır, daha fazla zorbaık yapmaya başlardı. Fakat şu anda hiçbirini yapmadı. Bir süre sonra diğerlerine dönüp,
"Bizi yalnız bırakır mısınız?"
Diye sordu. Bu tavır Barış'ın hiç kullanmayacağı bir tavırdı. Bu yüzden şaşırdım. Diğerleri Barış'ın lafını ikiletmeden odadan çıktı. Barış tekrardan bana döndü.
"Asel... Baban..."
"Babam ne Barış? Yine mi iş gezilerine gitti?"
"Asel baban... Kaza geçirmiş..."
Dedikten sonra dünya durmuş gibi hissettim. Çünkü dünya gerçekten durmuştu. Benim için. Sonra aklımda şimşek çaktı. Yolda gördüğümüz araba kazası babama mı aitti? Yanından öylece geçip gitmiştik. İçimi kaplayan kötü hissin bu olduğunu anladım.
"Yalan söylüyorsun."
Dedim her insanın yapacağı gibi inkar ederek. Ama gerçeği ben de biliyordum.
"Özür dilerim Asel..."
Dedi barış. O an babamın öldüğünü anladım. Damla'nın sözünden de anlamıştım ama şaka yapıyor sanmıştım. Bu sefer emindim. Maalesef.
Bunları düşünürken ağlamaya başladığımı fark etmemiştim. Barış yanıma yaklaştı. Bacağı bacağıma değiyordu. Uzanıp gözyaşımı sildi. Hiçbir tepki vermedim. Veremedim. Gözümden bir kaç damla yaş daha akınca Barış bana hiç bırakmak istemiyormuş gibi sarıldı. Ona da karşılım veremedim.
“Barış. Ne kazası?”
Dedim güçlükle. Barış duraksadı ve yavaşça benden ayrıldı.
“Baban… Çok hız yapmış. Sonra kontrolünü kaybedip duvara çarpmış.”
Hayır. Şaka olmalı. Benim babam hız yapmazdı. Pek arabasına binmedim ama biliyorum işte. Hız yapmazdı. Yapsa bile kaza yapacak kadar yapmazdı. Başım şiddetli bir şekilde zonkluyor, ellerim daha şiddetli titriyordu. Nefes nefese kalmıştım.
“Babam. Kaza mı yapmış?”
Dedikten sonra hıçkırdım. Bakışlarımı yere odaklamıştım. Barış elini yanağıma doğru uzattı ve gözyaşlarımı sildi. Bakışlarımı ona döndürdüğümde gözlerinin dolu olduğunu gördüm. Ağlamamaya çalışıyordu. Çaresizce bana bakıyordu. Onun halini görünce daha şiddetli ağlamaya başladım. Barış hiç gecikmeden bana sarıldı. Bir daha hiç bırakmak istemiyormuş gibi sıkı bir şekilde sarıldı. Ben de aynı şekilde ona sarıldığımda Barış saçımı okşamaya başladı.
“Çok özür dilerim Asel.”
Cevap vermedim. Veremedim. Yine. Ağlamaya devam ettim. Barış da sırtımı okşuyordu. Çaresizce ağlamaktan bitkin düşüp bayılmamı bekliyordu. Bir süre kesintisiz ağladıktan sonra gözlerim kapanmaya başladı. Nefessiz kalmıştım ve başım ağrıyordu. Başımın ağrısına daha fazla dayanamayarak gözlerimi kapattım.