İçeriğe geç

Kayıp Anların Melodisi

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Kayıp Anların Melodisi

Bölüm 1

0.1

Yanan sönen ışıkların altında kızarmış burnuyla bana bakan adama doğru yürüdüm. Ne bekliyordu bilmiyorum, ama cevabı öğrenecektim. Koskocaman lunaparkın tam ortasında durup ne yaptığını sanıyordu? "Eda!" Adamın bana seslenmesi duraksamama neden oldu. Adımı bilmesi beni ürkütmüş, geriye sendeletmişti birkaç adım. "Bu da neyin nesi?" sesli bir soru düşünce cümlesi bırakmıştım atmosfere. Şirince gülümsedi. Gamzelerle..."Gelmişsin. Gelmeyeceğini düşünmüştüm." dedi ve bana adımladı. Hayat neden yavaşlamıştı? Bu çocuğu tanıyor muydum? Aslında ona hissettiğim tek şey öfkeydi ancak şimdi heyecan beni ele geçiriyordu. "Gelmeyeceğinden emin olmuştum." diye fısıldadı yanıma yaklaştığında. Uzun sayılabilecek bir boyu vardı. Gamzeli ama kemikli yüz hatları, yapılı denebilecek fit bir bedeni vardı. Yüzündeki kocaman gülümseme benim ifadesiz yüzümle her bir saniye siliniyor ve paniğe dönüşüyordu. "Benim Eda. Pars." İsim bende yankı uyandırsa da tepki veremiyordum. Şu lanet kaza benden geçmişimi tamamen almıştı. Yüzünde hayal kırıklığı oluşmuş adam beni izlemeye devam etti. Kendime gelmek ve silkelenmek adına gözlerimi sıkıca kapattım.

Gözlerim yavaşça yeniden araladım ve etrafımdaki ışıkların parlaklığı başımı döndürdü. Yanımda duran adamı tanımayarak şaşkınlıkla geri çekildim. "Pars mı?" diye fısıldadım, kafamın karışıklığı ve yorgunluğum bir araya gelmiş gibiydi. Pars'ın yüzündeki endişe ve şefkat, içimde tuhaf bir sıcaklık yarattı ama aynı zamanda daha fazla korkmama neden oldu. "Evet, Eda. Pars. Nasılsın?" Aniden, içimde bir boşluk hissettim. Geçmişime dair hiçbir şey hatırlayamıyordum ve bu düşünce beni korkutmaya başlamıştım. Bu hisse ve bir şey hatırlamamaya bu kadar çok alışmışken bir tarafım hatırlamak için yalvarıyordu.

Samimi gözükebilmek adına biraz tebessümle bir adım attım. "Özür dilerim, Ben bir kaza geçirdim. Ve bu kaza sonucu hayatımın altı yıllık bir kısmını hatırlayamıyorum." Karşımdaki adam söylediklerimle biraz tökezleyerek geri adım attı. Şaşkınlık bütün yüzünü ele geçirirken dudakları aralandı, ama söylemekten vazgeçip arkamdaki bedene odaklandı. Bende bakışlarımı onunla beraber döndürdüm. Melisa elinde su şişesiyle bize doğru adımlıyordu. Henüz bizi fark etmemişti. Elimi havaya kaldırarak dikkatini üzerime çektim.

Melisa benden çok yanımdaki bedene odaklanıp adımını hızlandırdı. "Pars, burada ne yapıyorsun?" diye sordu. Pars ona bir tebessüm bıraktı, ancak gözleri de odağı gibi hemen bana geri döndü. "Ne kazası bu Eda? Ne zaman gerçekleşti? Hafızanı kaybettiysen neden buradasın?" diye sordu. Aslında neden burada olduğumu ben bile bilmiyordum. Sadece burada olmam gerektiğini tekrarlayıp duruyordum dünden beri. Takvimimde tuttuğum notlar vardı bir de. Neden burada olmam gerektiğini değil burada olmam gerektiğini yazmışım. Bende burada olmam gerektiğini hissediyordum. Ama bunu onlara nasıl açıklayabilirdim ki?

"Trafik kazası geçirdim. Neredeyse 2 ay oldu." dedim saçlarımla üzerini örttüğüm bandajı be kolumdaki çirkin dikişleri göstererek. Her birine gözlerini mümkünmüş gibi daha büyük açarak tepkiler veriyordu ve bu komikti. Bacağımda bundan daha büyük izler vardı. Ensemde aynı şekilde. Bakışlarım yere sabitlendi. "Şu an iyiyim. Kazayı da öncesini de hatırlayamıyorum. Bazen sadece minik kesitler geliyor aklıma, beynime yerleşen bir sızıyla. Neden burada olduğuma gelecek olursak bunu bende bilmiyorum. Neden öyle sordun, hafızanı kaybettiysen neden buradasın dedin. Bunun benim hafızamla ne ilgisi var?" bakışlarımı ona yönlendirdim. "Burada olmam gerekli gibi hissettim. Neden olduğunu bilmiyorum ama bütün takvimlere bile bunu işaretlemişim."

Ayvalık bu soğukta pek çekilecek bir yer değildi. Sıcağı güzeldi ama şu an nisan olmasına rağmen çok soğuktu. Ben buradan hiç kopamamıştım. Ailem gibi beni de büyülemiş ve içine yutmuştu bu küçük yer. Ben çok küçükken 5 yaşındayken buraya taşınmıştık biz. Hayatım burası olmuştu. Küçük bir kreşte çalışıyormuşum. İşim buymuş. Okul öncesi öğretmeniymişim. Bu tam bana göre bir meslek aslında baktığınızda. Hayatımın hatırlayabildiğim kısımlarında çocuk baktığımı biliyorum.

"Burada olman için bir sebep vardı ama şu an bir önemi yok. Biraz oturmak ister misiniz, yorulmuş görünüyorsun Eda." Haklıydı. Yorgun hissediyordum. Belki de burada bile olmamam gerekiyordu. Başımı Melisa'ya döndürdüm. Melisa'nın başı teklifi kabul edecek şekilde onayladı. Yanımızda biraz ilerideki banka doğru yürüdük. Oturduğumuzda, içimi tuhaf huzursuzluklar doldurdu. Pars'ı nasıl tanıdığını beynim anlamaya çalışıyordu, ama her şey o kadar bulanıktı ki. Bir şeyler hatırlamak için zihnimi zorluyordum, ancak sadece belirsiz anılar ve boşluklarla karşılaşıyordu. Pars, sessizce karşımda oturuyor, yüzümdeki karmaşayı gözlemliyordu. belliki durumumu anlamaya çalışıyordu.

Gözlerimi kapatıp iç çektim. Her bir nefes alışımda, geçmişime dair parçaları hatırlama umuduyla doluyordum, ancak boşluk sadece derinleşiyordu. Yanımdaki sessizlik, içsel çırpınışlarımın yankısı gibiydi. Pars'ın endişeli bakışları, Melisa'nın anlayış dolu ifadesi... Hepsi bir arada, etrafımdaki gerçeklikten kopmuş gibi hissettiriyordu. "Bir kaza geçirdiğini söyledin, değil mi?" Pars'ın sesi, sessizliği yarıp içime işledi. Onun bakışları, geçmişimde kaybolmuş anılar arasında bir yol açmaya çalışıyordu sanki. "Evet," diye yanıtladım, boğazımda bir düğüm hissederek. "Ama detayları hatırlayamıyorum. Sadece küçük parçalar var, ve o parçalar bile belirsiz."

Pars'ın yüzünde bir kırılganlık belirdi, belki de kendi geçmişiyle ilgili düşüncelerle savaşıyordu. "Bunu nasıl hissediyorsun? Geçmişin hakkında hiçbir şey hatırlamıyorsun, ama burada olman gerektiğini biliyorsun." dedi. Yüzündeki kırılganlık içime işlemişti. Bu soruları düşünmek bile kafamı karıştırıyordu. "Korkutucu," dedim düşüncelerimi seslendirirken. "Ben korkuyorum. Belirsizlikle dolu bir gelecekle yüzleşmek... Her an, her şeyi yeniden öğrenmek zorunda olduğunu bilmek..." Pars, düşüncelerime daldığımı fark ederek, sessizce karşımdaki oturuşunu dikleştirdi sanki daha dik oturması mümkünmüş gibi. Bakışlarımda dolaşan soruları, sessizce paylaşıyordu sanki.

Melisa sessizce elini omzuma koydu, sessiz bir destek sunarak. Onun sıcaklığı, içimdeki kargaşayı bir nebze olsun hafifletti. "Eda," dedi yumuşak bir ses tonuyla. Kafamı ona çevirdiğimde buğulanan gözlerimi ve yanağımı ıslatan minik iki damlayı o an hissettim. Kendimi hızlı bir şekilde toparladım. Bakışlarımı Pars'a yönelttim. "Sen neden burada olduğumu biliyorsun. Ben neden buraya bu kadar gelmek istedim?" meraklı bakışlarım yerinde biraz kıpırdamasına sebep oldu. "Tıpta da geçer, bazen beyin unutsa bile kalp unutmaz. Koku ve şarkı gibi şeyler aslında kalbin hatırladığıdır" dedi. Gamzeleriyle gülümseyerek bakışlarını gözlerime sabitledi. "Lise sonda buraya bir zaman kapsülü gömdük biz Ada. 20 Nisan 2024 yılında onu açacaktık. Tam 6 sene önce 20 Nisan 2018 yılında buraya gömmüştük." dedi.

Bakışlarımı etrafta gezdirdim. Bu lunaparkın her yeri betondu. Buraya nasıl gömmüştük? Arkada kalan bir ağaçlık kısmı işaret etti. "Oraya gömmüştük. Ama beklemek istiyorum." dedi. Sorgulayıcı bir bakışla tek kaşımı kaldırdım. "Sen buraya kendi bilincinle gelince, beni ve kapsülü hatırlayınca açmak istiyorum." dedi. Başımla onu onayladım. İçerisinde ne olduğunu deli gibi merak etsemde uslu bir şekilde yerimde durmaya devam ettim. Pars, gözlerimi dikkatle süzerken, kapsülün yerine baktı ve gözleri yeniden beni buldu. Belki de onun da içinde bir şeyler hatırlamamı diliyordu. "Eda," dedi, sesi biraz titriyordu. "Yüzün kıpkırmızı oldu. Hava çok soğuk, bence eve gidip ısınmalı ve dinlenmelisin." Haklıydı. Burası gerçekten çok soğuktu ve yüzüme daha çok soğuk çarpıyordu beynimi zorladıkça.

Melis'in yardımıyla ayağa kalktım ve çıkışa doğru ilerledim. Henüz bir arabaya binmeye hazır değildim. Bu yüzden her yere yürüyordum. Melis de benimle her yere yürüyordu ve bu çok tatlı bir hareketti. Hayatta seçemeyeceğiniz bir çok insan olur, ben şanslıydım. Seçtiklerimde de seçemediklerimde de.

Pars sakin adımlarla arkamızdan geliyordu. Onun olduğunu tahmin ettiğim bir arabanın yanında duraksadı. Yürümek için hazır olduğumuzu görünce arabanın yanından uzaklaştı. "Evin yakındı zaten." dedi gamzeli bir sırıtmayla. Evimi bile biliyordu. Minnettar bir bakışla ona yöneldim. "Bunu yapmana gerek yok, Melis bugün benimle kalacak zaten. Yorulma istersen." dedim arabasına bakışım kaymıştı. Güzel bir arabaydı. "Sorun yok. Hatırlasana bunu eskiden de çok yapardık." yüzü kırdığı potla buruşurken pişmanlıkla bezenmiş gözleri bana baktı. Kocaman bir gülümseme bıraktım ona. "Sorun yok. Herkes anlık unutuyor." gülümsedim, sahici olması için çok uğraşmıştım. Hatırlamak... Bana çok yabancıydı şimdi bu kelime. Oysaki benim en iyi olduğum şey buydu. Bneim hafızam fil gibiydi, unutmazdım. Şimdi düşmanımdı.

Evimin önüne geldiğimizde Pars ile vedalaştık. Güzel ve temiz kokuyordu. Hafif ama erkeksi bir parfüm sıkmıştı. Kendi teni çok temiz kokuyordu. Apartmandan içeri girdik ve yukarı doğru çıkarken Pars'ın dışarıda beklediğini gördüm. Katları takip ediyordu yanan ışık ile evimin olduğu katta bakışları sabitlendi. Ona el salladım ve anahtarımı çantamdan çıkartarak eve girmemizi sağladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.