yıllar boyunca farklı şehirlerde yaşadığımız en yakın arkadaşımla aynı okula gitmeyi sonunda başarmıştım. ama hesap edemediğim şeyler vardı. mesela okul açıldıktan henüz 2 hafta sonra onun kayıp ilanını göreceğimi bilmiyordum.
daha kötüsünü ise o gün kan çanağı olmuş gözlerimle okula gittiğimde gördüm. yani babam beni zorla okula getirdiğinde. "daha üçüncü haftanın başında devamsızlık yapamazsın,carlos. bu okula gelmek için başımızın etini yedin. paşa paşa gideceksin. anladın mı?"
bu okula gelme sebebimi kaybetmeseydim dedikleri doğruydu.
ağzımı açmamak için zor dururken okul duvarına da ares'in kayıp ilanının asıldığını,ve birinin üstüne saçma sapan karalama yapmış olduğunu gördüm. ares'in fotoğrafını öyle görünce mideme kramp girdi.
ben arabadan inerken bile babamın dik dik beni izlediğini hissettim. muhtemelen ben içeri girene kadar orada bekleyecekti. belki gider de kurtulurum diye ona el salladım ama işe yaramadı. normalde zorlardım, bir şekilde okulu asardım ama halim yoktu.
yazıyı unutmaya çalışarak okula girdim. iki gündür ağlamaktan kafam allak bullaktı. bugün de aynısını yapmayı planlıyordum ama babam her zamanki gibi karakterini ortaya koyarak ağlamamın aptallık olduğunu söyledi ve beni okula getirdi. artık bunlara şaşırmayacağım diyorum ama babam git gide daha katlanılmaz hale geliyordu.
az da olsa kendime gelmek için kantine gidip kahve almaya karar verdim. gece neredeyse hiç uyuyamamıştım. sabaha doğru uykum geldi fakat ares sürekli rüyalarıma giriyordu. sürekli onu düşünmekten kafayı yemiştim. ares'in kendi kendine kaybolmadığını,birinin ona bir şey yaptığından adım kadar emindim. bunun bir kanıtı yoktu belki ama hislerim yalan söylemezdi. ares'e kesinlikle bir şey olmuştu. bazen yaşayıp yaşamadığını merak ediyordum. sonra kendimi bunları düşünmeyi bırakmaya zorladım çünkü boğazım düğümleniyordu.
ben düşüncelerimden uzaklaşmaya çalışırken stella'nın yanıma gelip omzumu dürtüklediğini fark etmemiştim. normalde yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirip özür dilerdim ve ne istediğini sorardım ama donuk ve anlamaz gözlerle ona bakmakla yetindim. sabah sabah yanımda ne işi vardı bunun? ben bir şey demeye fırsat bulamadan stella ağlamaklı bir sesle konuştu.
"ares'e olanları duydun,değil mi?"
pekala,bu kız düşündüğümden de salaktı.
"maalesef. iki gündür aklımdan çıkmıyor."
uyuyamadığımı bilmesine gerek yoktu. gerçi gözlerimden anlaşılıyordu ama fark ettiğini sanmıyordum. stella şu an kolumu tutup ares'i ne kadar sevdiğini sayıklamakla meşguldü. kendimi tutamadım ve içimden geçenleri ona söyledim.
"stella,siz ayrıldınız."
ona hakaret etmişim gibi gözlerini belerterek baktı bana. eh,söylediklerim yalan sayılmazdı. yaklaşık 1 hafta önce stella'nın kıskançlıkları yüzünden kavga etmişlerdi ve ares ondan ayrılmıştı. ayrıldıklarından beri ares'in peşini bırakmamıştı. okulda onu hep yakınlarımızda görüyordum. stalker desem abartmış olmazdım. stella'nın bana bir cevap vermesini bekledim ama bana ağlamaklı gözlerle bakmaya devam ettiğini görünce konuşmamı devam ettirdim.
"bak,son zamanlarda aranızın pek iyi olmadığını ikimiz de biliyoruz.."
dediklerimi duyduğu an benden biraz uzaklaşarak dehşetle bana baktı ve birden sözümü keserek bağırdı.
"ama onu seviyordum!"
harika,kantinin yarısı bize bakıyordu. ben durumu nasıl toparlayacağımı düşünürken kurtarıcı meleğim geldi ve stella'nın tavrını umursamadan beni kolumdan çekiştirerek kantinin dışına çıkardı. kendisinden ne kadar nefret etsem de stella'dan kötü olamaz diye düşünerek beni sürüklemesine izin verdim ama yanılmışım.
"adın katile çıksın falan mı istiyorsun yoksa sadece ilgi mi seviyorsun?"
bu it kaç dakikadır bizi izliyordu? kaşlarımı çatarak ona baktığımda göz devirerek daha kısık sesle konuştu.
"diyorum ki,ares'in ölümünden sorumlu tutulmak mı istiyorsun?"
"ares ölmedi. ve senin gibi bir pislik dururken niye olanlardan beni sorumlu tutsunlar?
konuştuğumuz şey ciddiydi ama klaus benimle alay edercesine güldü. onu yumruklamak istedim.
"bilirsin...sadece söylüyorum. ares'in eski sevgilisiyle kavga etmen sana pek de iyi bir imaj çizmiyor. anlarsın ya."
"imajım seni ilgilendirmez. ve kavga etmiyorduk."
açıklama yaptığım için kendimi kötü hissettim. sanki ona hesap veriyordum. hiçbir ifademi kaçırmadığı gibi bunu da fark etti.
"insanlar görmek istediklerini görür,carlos."
iç çektim. cevap vermek için kelimelerimi seçerken klaus uğraşacak daha çekici bir kurban bulmuş olacak ki beni orada bırakarak uzaklaştı. dediklerinin tek kelimesini umursamıyordum ama beni böyle kolay kontrol edebilmesi canımı sıkıyordu.
~
o sırada ders zili çalınca mecburen edebiyat sınıfa gittim. en arka sıralardan birine çöktüm ve ders boyunca çantamı yastık olarak kullanıp uyumak istiyordum. ama yanıma david oturunca bunun mümkün olmadığını anladım. edebiyat dersimizin ortak olduğunu unutmuştum. istemeye istemeye kafamı kaldırdım. o da benim gibi üzgün görünüyordu ama bunca şeyin arasında saçını jöleyle şekillendirmeyi de es geçmemişti. ares nasıl oldu da böyle biriyle lisenin 3 yılı boyunca arkadaş kaldı bazen anlamıyordum. yani,david kötü biri değildi ama biraz şeydi...
"bence onu klaus öldürdü."
açık sözlüydü. david bazen ağzını bantlamak istediğiniz türden biriydi. söylediklerine tepki vermemeye henüz alışamamıştım. üstelik bunu söylerken yüzüme bile bakmamıştı. umursamazca çantasını karıştırıyordu. sanki çok normal bir şey söylemişti.
dişlerimi sıkarak konuştum.
"neden insanlar bunu anlamakta güçlük çekiyor bilmiyorum ama ares ölmedi. kayboldu."
hafifçe omuz silkti.
"kaybolan insanlar genelde ölür.
çantasında aradığı kalemi bulmuştu. edebiyat kitabına bir şeyler karalamaya başladı. bu çocuğun gevşekliği beni öldürüyordu. onunla tartışacak gücüm olsaydı keşke ama yoktu. bu yüzden konuyu değiştirdim.
"neden klaus'un yaptığını düşünüyorsun?"
ares'e ne olduğunu bulmak istiyorsam biraz bilgi toplamalıydım ve bunun tartışmasız en iyi kaynağı david'di.
"biliyorsun işte. kavgalılar falan. ayrıca klaus garip biri. bunu yapsa yapsa o yapar."
"tamam ama bunu yapanın okuldan biri olduğu ne malum?"
ilk defa kafasını kaldırıp aptalmışım gibi bana baktı.
"okuldan sonra eve dönmemiş. sence başka ne olabilir,sherlock?"
ares'in kafa dinlemek için tatile gitmediğini ben de biliyordum. ama bu yine de sağlam bir kanıt değildi. okuldakilerden şüphelenmek istemiyordum. başkasının yaptığı düşüncesi en azından biraz içimi rahatlatıyordu ama şu an david moralimi yerle bir etmek üzereydi. haklı olması ise daha çok canımı sıkıyordu.
"belki de hepsi bir yanlış anlaşılmadır. sonuçta 2 gündür kayıp. eve giderken bir yere falan düşmüş olamaz mı?"
"düşüp bulunamadığına göre bu senaryoda da ölür. tek fark doğal yollarla olması."
ares bana david'den bahsederken 'okuldan çok yakın bir arkadaşım,onu çok seversin' demişti. şuan david'i sevmek bir kenara,bu gidişle kasabadan ikinci bir kayıp vakası daha çıkacaktı ama benim ellerimden.
david'in hala kitaba saçma karalamalar yapmasına dayanamayarak sordum.
"sen ne olsun istiyorsun?"
"sana biraz gerçekçi olman gerektiğini söylüyorum."
bi hayalperest olmadığım kalmıştı zaten. sadece en iyi arkadaşımın ölmediğine inanmak istiyordum. bu okul ise her dakika inancımı baltalayıp duruyordu. gittikçe david'in haklı olduğuna ikna oluyordum. ama bunu ona belli etmedim. sustum ve dersi dinlemeye çalıştım. bugünü bir şekilde atlatmam gerekiyordu.