Kulaklarım uğulduyordu. Gözlerimin önünden kesik görüntüler geçiyordu. Ölmüş müydüm? Nerede olduğumu anlayamıyordum, boşlukta hissediyordum. Gözlerimin önünden geçen kesik görüntülerden kurtulduğumda etrafıma bakınma ihtiyacı hissettim. Sanki ışığın hiç uğramadığı sonsuza kadar zifiri karanlığa mahkum edilmiş bir yerdeydim. Karanlığın içinden bana yaklaşan kişiyi görünce korkup geriye doğru kaçmaya çalıştım.
Haraket edemediğimi fark edince korkum ikiye katlandı.
Bedenim korku ile titredi. Önümde durup bana doğru eğildiğinde bulanık görünmeyen tek şey, bir yakut kadar parlak kırmızı gözleriydi. Gözlerine odaklanmışken sesini kafamın içinde duymayı beklemiyordum.
"Umarım sana verdiğim şansı iyi kullanırsın Lilyum."
Daha ben söylediği şeyi anlamaya çalışırken soğuk bir rüzgar hissettim. Tüm bedenim soğuktan titrerken bilincimi kaybetmek üzere olduğumu biliyordum. Ansızın yüzümü bulan elleri esen rüzgardan bile soğuk olmasına rahmen yüzüme değdiği an yandığımı hissettim. Gözlerim kararıp bilincimi kaybetmeden önce hissettiğim son şey alnıma değen ve tüm soğuklara inat sıcacık olan dudaklarıydı.
-Onun yakut gözleriyle karşılaşmak için bin kere ölmem gerekseydi bin kere ölürdüm.