Harry ve Percy sabah kalktıklarında gizlice Hermione'den konu hakkında bilgi almaya çalıştılar. Sonuç olarak kan testi için Gringohts'a gitmeleri gerekiyordu. İşi saklamak kolaydı. Hogwarts mektupları geldiğinde zaten oraya gideceklerdi. O zaman Harry, Percy'nin kendi kasasını bulması için kan testi yapılması gerektiğini söyleyecek ve kendisi de buna eşlik edecekti. Sonrası kolay işti. Sabah kahvaltısı sırasında bekledikleri haber geldi. Birlikte kahvaltı yapıyorlardı. Percy de biraz yemek yiyordu. Derken bir peçeli baykuş içeri girdi. Grili, beyazlı, kahverengili bir baykuştu. Baykuşu görünce Percy biraz üzülür gibi oldu ama moral bozmamak için aklını başka şeylere odaklamaya çalıştı. Hermione ona mektubunu verdi. Diğerleriyle aynı yılda yani beşinci sınıftaydı ancak dersleri daha yoğun olacaktı çünkü beş yıl atlamıştı. Hermione," Yeni bir dersimiz var, Asasız Savunma Sanatları. Sizce nasıl olacak?" Diye sordu. Ron" Asasız savunma mı? Kulağa çok saçma geliyor," dedi. Percy " Hey dostum asasız büyü yapabilirsin hatırlatırım ayrıca," Kılıcı Dalgakıran'ı çıkardı," Bunlarla da dövüşebilirsin," dedi. Ron yutkundu sonra," Bu yılı burnumuzdan getirecekler," dedi. Herkes buna güldü. Bayan Weasley " Hadi bakalım bu kadar makara yeter. Şimdi Diagon yoluna gitmeliyiz," dedi. Bir süre hazırlandıktan sonra hepsi bir şöminenin önünde tek sıra olmuştu. Percy'nin aklı karışmıştı. Diagon yoluna gitmek için şömineden mi geçmek gerekiyordu? Derken Fred Bayan Weasley'nin elindeki kavanozdan biraz toz alıp şömineye attı. O eski şöminede yeşil alevler patlamışken Fred alevlerin içine geçip" Diagon yolu," dedi. Sonrasında alevler arasında yok oldu. Bu bir kaç sefer daha devam etti takii sıra Percy'e gelene kadar. Bayan Weasley " Sakın korkma canım," dedi. Percy kavanozdan biraz tozu avucuna aldı. İki adım atıp şömineye yaklaştı. Derin bir nefes aldı ve tozu şömineye fırlattı. Alevlerin içine girmek hiç hoşuna gitmeyecek gibiydi. Özellikle bir Poseidon çocuğu olduğu için. Percy şömineye bir adımla girdi. Açıkçası alevler hiçbir şey hissettirmiyordu," Diagon yolu," sonra kendini bir sokakta diğerlerinin yanında buldu.
Önünde tıklım tıklım,binlerce binanın olduğu, taş zeminli bir sokak kıvrıla kıvrıla gidiyordu. Binlerce pelerinli insan, tuhaf bitkilerin, hayvanların, kalın kitapların ve envai çeşit şeyin olduğu dükkanlarda alışveriş yapıyordu. Harry, Percy'nin omzuna vurup," Hadi önce başka bir yere gidiyoruz," dedi ve onu beyaz görkemli bir binanın önüne yönlendirdi. Önünde yunan tapınaklarında olduğu gibi sütunlar vardı. Hermione " Karşında Gringohts, sihirbazlar bankası," diye takdim etti. Percy diğerlerinin ardından altın varaklı kapılardan geçti. Kocaman bir salonda desklerde altın tartan, elmas sayan goblinler vardı. Percy kristal avizenin altında durdu. Hemen ardından bir anda bütün goblinler onun etrafında toplanıp önünde eğilmeye başladı. Ne percy ne de diğerleri bir şey anlamışken gobinler," Büyük kahraman Percy Jackson," gibi bir şeyler mırıldandılar. Percy ise sürekli goblin dilinde," Yapmayın, lütfen çok yanlış bir andayız. Eğilmeyin," Diyordu. Neyseki goblinler atlar gibi değildi. Hemen bundan vazgeçtiler. Harry yanına gelip," Az önceki olayı sorgulamaycağım ama artık test için uzaklaşalım, sonra kasalara gideriz," dedi. Harry arkasındaki kafası karışık gruba," Ben Percy'ye kasasını bulması için teste kadar eşlik edeceğim," diye seslendi. O sırada Percy goblin dilinde durumu iza ediyordu. Sonuç olarak Griphuk adında bir goblin onları özel bir odaya aldı. Bu oda birazcık daha grinin tonlarıyla düzenlenmiş bir odaydı. Tepede cam bir tavandan sarkan sarmaşıklar, ortadaki bir kaidenin üstündeki taş kuş banyosuna damlayan gümüşi sular ve yansıyan o ışık. Bir tek koro eksikti. Griphuk bir hançer çekti ve " Efendi Percy'nin kanı bu hançere değecek ve yedi damla kanını bu suya akıtacak," dedi. Percy söyleneni yaptı ve mavi bir duman havaya fırladı. Griphuk bir parşomeni bu dumandan geçirdi. Harry de aynı şeyi yaptı. Griphuk " Sonuçlar baykuşla bir kaç gün sonra gönderilecek," dedi ve gitmeden önce Percy'nin kulağına bir şey fısıldayıp ona bir parşomen parçası verdi. İkiside odadan çıkıp holde onları bekleyen gruba katıldı.
Hermione biraz muggle parasını büyücü parasıyla değiştirdi. Önce Weasley'lerin sonra da Harry'nin kasasına gittiler. Harry kasasından çıktığında Percy'yi goblin'e bir kağıt verirken buldu. Bu o kağıttı. Goblin" Şimdi Efendi Percy'nin kasasına gidiyoruz," dedi. Percy'nin kasası çok daha aşağılardaki eski ve önemli ailelerin oradaydı. Bu kasalar genellikle kendi koruma mekanizmalarına sahip olurdu. Bazıları yaratıklar bazıları ise muhafızlarla. Ancak Percy'nin kasası alışılmışın dışındaydı. Ortasından üçlü yaba geçen omega harfi altındandı ve çift kanatlı, altın varaklı, kristal kapının ortasında duruyordu. Goblin " Bu kasa ilk defa girecek herkesi test eder. Eğer bu ailenin varisysen testleri geçer ve dostlarını hayatta tutarsın ya da hepinizi öldürmek zorunda kalırım. Evet, ilk sınav;kan testi," dedi. Sözleri gerçekten ürkütücüydü ve eğer Percy bir testi dahi geçemezse herkes ölecekti. Buna rağmen Percy elini kapının üstündeki altın sembole koydu. Kapı bir anda parlamaya başladı. Percy ise bağırıyordu. Elinden dumanlar çıkıyordu ve parlıyordu. Altın elini yakıyordu. Bayan Weasley " Ne yaptığını sanıyorsun! O daha çocuk!?"Diye haykırdı. Goblin ise sakin bir ses tonuyla " Yaşadıklarının yanında az kalır," dedi. Gerçekten Percy büyük ölçüde dayanıyordu. O elini tuttukça kapı belliki ısınıyor ve gözlerini kör edecek şekilde parlıyordu. Hermione "KAPIYI AÇ PERCY!"diye bağırdı. Percy kapıyı daha kuvvetli itti. Kapı yavaşça açılmaya başlamıştı. Hermione'nin sözleri ona güç vermişti. Bir süre sonra artık Percy'nin dayanacak gücü kalmamışken kapılar sonuna kadar açılmıştı. Percy'nin bedeni geriye doğru düşmeye başlamışken Bay Weasley onu tuttu. Hepsi etrafında toplandı. Gözleri kapalıydı ve eli yanmıştı. Bayan Weasley asasını çıkardı ve yarayı daha iyi bir hale getirip sardı. Bir şişenin içinde su belirmesini sağladı ve bu şişeyi Percy'nin dudaklarına dayadı. Bay Weasley Percy'nin başını yukarıda tutarken Bayan Weasley ona suyu içirdi. Aniden Percy gözlerini kırptı. Tekrar o deniz yeşili gözleri ortaya çıkmıştı. Çok yorgun görünüyordu ama yerinde doğruldu ve biraz yardımla ayağa kalkabildi.
Goblin, " İkinci test; Fırtına testi," dedi ve kimse daha ne olduğunu anlamadan bir fırtına Percy'yi çekti. Percy o zaman gördüğü en büyük fırtınanın ortasındaydı. Üstelik en kötüsü bu fırtınanın onu kontrol etmesini zorlaştıracak şekilde fırtına ruhlarından oluşmasıydı. Normal bir rüzgar olsa çok daha kolay olurdu. En kötüsü ise bu fırtınanın onu savurması ve her savurduğunda bir şimşeğin ona çarpmasıydı. Percy'nin odaklanması gerekiyordu ama bir fırtınanın ortasında oradan oraya savrulurken odaklanmak en son düşüneceğin şey oluyor. Percy bir kez odaklanmayı denedi ama bir kez daha bir yere savruldu. Bu şekilde sonlanan bir kaç olumsuz sonuçtan sonra artık kendini çaresiz ve bir çıkmazın içinde gibi hissediyordu. Nereye giderse gitsin hiçbir çözüm yoktu ," Bazen hiçbir yol yok dersin," dedi kulağında yankılanan bir ses. Bu onun sesiydi," Annabeth," Fırtınanın ortasında rüzgar bilge kızını gösterdi ona. Rüzgardandı. Bulutlar prenses bukleleriydi, kara bulutlar gri gözleri. Yerden belkide yüzlerce metre üstteyken ellerini yanaklarına koydu, o da aynısını yaptı. Uzun bir süre birbirlerine baktılar böyle. Annabeth " Yıkılmak, vazgeçmek istersin bazen," dedi. Gözünden akan bir damla yaşı sildi," Bazen pes etmek istersin, her şeyi geride bırakmak, işte o zaman bir dakikalığına yavaşlayıp," sağ elini yumuşakça kara saçları arasında gezdirip elini anlına koydu," Burayla değil," anlındaki elini kalbinin üstüne koydu. Percy de kendi eliyle elini onun elinin üstüne koydu," Burayla düşünmelisin, işte o zaman hep bir çıkış yolu bulursun," dedi. Bilge kızı kaybolurken Percy orada aynı pozisyonda kaldı uzunca bir süre. Kalbiyle düşünmeliydi. Aklına dostlarıyla olan en güzel anıları getirdi. Bir sahil kenarıydı. Güneş bedenlerini ısıtıyor, dalgalı okyanusla tezat oluşturuyordu. Leo kollukları onun kaslarıymış gibi hava atarken, Piper patates kızartmalarını bereket boynuzundan çıkarıyordu. Derken Percy dışarıdaki bütün uğultuyu unuttu. Gerçekten bir sahil kenarındaymış gibi hissetmeye başladı. Bütün mutlu anıları onunlaydı. Eski mutlu çocuktu. Sadece küçük bir çocuk.Derken Chiaron'un sesi duyuldu," Sen asla sadece bir çocuk değildin Percy," işte o zaman Percy bütün rüzgarı bir top gibi eline hapsetti. Gerçekliğe döndüğünde dizlerinin üstüne çökmüştü, ellerine baktı ve ayağa kalkıp haykırdı," Berbat bir kaderim olmuş olabilir ama bu ona boyun eğeceğim anlamına gelmez!" O vakitten sonra Percy her testte daha güçlüydü. Anılar ona acı veriyor olabilirdi ama onlar sayesinde kurtuluyordu. Cevaplar hep orada saklıydı. Percy bu sayede bütün testlerde ayakta kaldı.
Kasalar açıldığında gerçekten de onca mücadeleye değmişti. Her türlü para birimi oradaydı. Dolarlar, altınlar, büyücü paraları tepeleri, savaş ganimetleri, elmaslar ve başka her türlü şey. Duvarları o zamana kadar görülen en güzel halılar kaplıyordu. Renkler öylesine canlıydı ki sanki bir fotoğraf gibiydi. Dünyada görülen en güzel kaleydi bu motif. Hatta o kadar güzeldi ki Hogwarts yanında harabe gibi kalırdı. Oda da aynı zamanda birbirinden farklı insanların tabloları vardı. Harry, Percy'ye çok benzeyen bir adamın tablosuna yaklaştı. Elinde bir üçlü yaba tutan bu adamın kafasında deniz kabuğu işlemeli bir taç vardı. Üstünde ise antik Yunan kıyafetleri . Harry alttaki pirinç künyeyi okudu," Poseidon Olimpia," . Percy, paraları keseye koyarken," Olimpia ailesi eskiden biraz resmiydi. Şimdi görmelisin sen onu, sıradan bir balıkçıdan farksız," dedi. Derken binlerce takının olduğu bir duvara yaklaştı. Bir kaç kolye ve yüzüğü incelerken Ron" Takı mı bakıyorsun?" Diye sordu. Percy bir yüzüğü incelerken omuz silkti. Bir anda elindeki yüzük bir kılıca dönüştü. Kılıcı elinde tartarken" Silah arıyorum. Dalgakıran iyi bir silah ama ulaşamayacağım bir yere düşünce geri gelene kadar yedek bir silah iyi olur," Kılıcı elinde çevirdi, keskinliğini ve düzgünlüğünü kontrol etti ama memnuniyetsizlikle yerine geri koydu. Böylece sadece bir miktar altınla geri döndüler. Harry, Percy'yi gizlice Bayan Weasley'nin çantasına bir para kesesi koyarken yakaladı. Percy ona göz kırpıp işaret parmağını dudağına dayadı. Harry de ona başını salladı.
İlk olarak Madam Malkin'in Her Duruma Uygun Cübbeleri'ne gidildi. Hepsinin yeni cübbelere ihtiyacı vardı. Percy sehbanın üstünde sürekli kıpırdandı. Hermione" Neden kıpırdanıyorsun Percy?" Diye sordu. Percy gözlerini devirip tek düze bir sesle" Sadece fiziksel temastan hoşlanmıyorum," dedi. Hermione gülüp" Evet ama cübbenin düzgün olması için yerinde kalman gerek," dedi ve anında Percy" CÜBBE Mİ?!" Diye haykırdı. Hemen ardından sehbadan indi ve kaçmaya başladı. Hepsi onu sürükleyerek dükkana getirdi ama kapıya tutundu," Hayır! Romalıların toga dedikleri çarşaftan sonra hayatta öyle bir şey giymem. Ben düz yolda zor yürüyorum o şeyi nasıl giyeyim," ama sonunda ölçüleri alındı ve dükkandan ayrılıp alışverişe devam edildi. Percy için gerekli bazı eşyaları aldıktan sonra evcil hayvan almak için bir dükkanın önünde durdular. Percy, korkuyla dükkandan bir adım uzaklaşırken " Buraya girmeyeceğiz değil mi?" Diye sordu. Hermione " Girmek zorundasın. Okul için bir baykuş, kurba veya kedi alman gerek," dedi. Percy " Kurbağalar beni huylandırıyor, Kediler benden hoşlanmıyor, baykuşlar benden nefret ediyor. Sıradaki dükkan ne?" Gitmek üzereyken Hermione onu omuzlarından tutup" Ne dedim? Zorunlu!" Dedi. Ve bir kez daha itişmeye başladılar. En sonunda Percy sürüklenerek dükkana savruldu. Percy dükkanda dolaşırken bir anda dükkanın sahibi " A Bay Jackson. Sizin için zaten bir hayvan ayrıldı," dedi. Hemen ardından ağzında bir mektup taşıyan beyaz altın uçlu tüyleri olan gri gözlü bir Anka onun omzuna kondu. Gerçekten mükemmel güzel bir ankaydı. Percy ağzıdan mektubu aldı ve açtı.
Sevgili Perseus Jackson
Kızım için seni suçlamadığımı bilmeni istedim. Aynı zamanda artık baykuşlar seni gördüğünde sana saldırmayacak. Tabii hala anlaşmada sıkıntı olacak. Kızıma yaşamak isteyeceği en güzel hayatı yaşattığın için teşekkürler. Bu Anka benden sana her baktığında onu hatırlatacak bir hediye. Hogwarts'ta seni büyük bir sürpriz bekliyor.
Bol şans ve kendine iyi bak
Athena Olimpia
Percy mektubu bitirdikten hemen sonra yere yığıldı. Bu bir geri dönüş kriziydi. Kendini krize sokmamak için çok uğraştı ma hiç bir şey işe yaramadı. Gözleri karardı ve bir kez daha Tartarusla başbaşa kaldı. Kimse ona ne olduğunu anlamamıştı. Bir an mektubunu okuyordu sonra yere yığılmıştı. Titrerken ve kesik kesik nefes alırken vücudunda yaralar açılıyordu. Bedeni kasılmıştı. Yerde anlayamadıkları bir şeyler mırıldanıyordu. Arada haykırıyor bazen ise bağırmamak için dişlerini sıkıyor ya da dudağını ısırıyordu. Belki de dakikalarca orada yattı. Acı içinde kıvrandı ya da bağırdı. Derken gözlerini açtı. Bedeni artık kasılmıyordu. Nefeslerini düzenlemeye çalışırken birkaç defa kanlı öksürdü. Hermione ilk kendine gelendi" Percy hastaneye gitmeliyiz," dedi. Percy başını sallayıp " Hayır, su beni iyileştirir," dedi. Yerde doğrulup sırtını duvara yasladı. Biraz sonra havada su damlaları belirip onu iyileştirmeye başladı. Giysileri üstündeki kan ve yeni yara izleri dışında eski haline dönmüştü. Ron," Az önce ne oldu?" diye sordu. Percy yere bakıp " Önemli değil. Sadece bir geri dönüştü," dedi ve ayağa kalktı. Ginny," Önemli değil mi? Az önce kan içindeydin,"diye haykırdı. Percy "Sadece bir an için! Ben iyiyim, " dedi. Hemen ardından parmaklarını şıklattı ve üstünde temiz kıyafetler belirdi. Az önce olan olayı unutmaya karar verip okul kitaplarını almaya gittiler. Percy onlara göre daha fazla kitap almak zorunda kalmıştı çünkü beş yılı birden okuyacaktı.
Nihayetinde sıra asaya gelmişti. Daha önce asasız büyü yapabilen kimse ile karşılaşılmadığı için zorunlu ya da zorunlu olmadığı bilinmiyordu ama yine de Oliwanders'a gidildi. Dükkan tozlu raflarla kaplı, havasız ve ışıksızdı. Açıkçası biraz da terk edilmiş gibiydi. Ama Percy'i hayrete düşüren bir şekilde bir yaşlı adam belirdi. " Oh Hekate mirası. Bay Jackson sizi burada görmek büyük bir onur," dedi. Percy sanki eski bir dostmuşçasına elini sıktı. " Sanırım bir asa almam gerekiyor," dedi. Sonrasında her müşterisine yaptığı gibi ölçülerini aldı. Ancak üç saat geçmesine rağmen bütün asaların yaptığı tek şey toz olmak olmuştu. Bir asa daha kül olduktan sonra" Üzgünüm Bay Jackson ama bu en güçlü asamdı. Gücünüz o kadar kudretli ki hiç bir asa dayanamıyor," dedi.Percy başını salladı ve herkes Diagon yolundan ayrıldı.