Bölüm şarkısı:
Tesrs For Fears - Everybody Wants To Rule The World
Hikayeler yüzlerce yıl öncesine dayanıyordu. Daha kralımızın suikasta kurban gitmediği zamanlara... O zaman ben de hikayeye oradan başlayayım. Benimle beraber yüzlerce yıl öncesine gelin krallığımızın ihtişamını ve görkemini kaybetmediği ve herkesin mutlu olduğu zamanlara...
Yaklaşık üç yüz yıl öncesinde krallığımız dünyadaki bütün krallıkların imreneceği kadar güzel ve ihtişamlıydı. Kralımız kral William güler yüzlü, halkını çok seven, merhametli ve çok hoşgörülü bir kraldı hatta bu kadarı bile onun güzel kişiliğini tanımlamaya yetmezdi. Halk mutluluk ve refah içindeydi. Tabi bunlar bizim zamanımızda artık pek olmayan şeyler, artık olmayan bir diğer güzel şey ise her yıl krallığımızın ve kralımızın refahı için yapılan çiçek festivaliydi. Bu festival her yıl krallığın kurulduğu gün tüm ülkenin çiçeklerle kaplanmasıyla kutlanırdı.
Yine herkesin iple çektiği bir festival sabahında tüm krallık ihtişamına ihtişam katan çiçeklerle bezenmişti. Çocuklar sokaklarda farklı bir heyecan ve neşeyle koşturuyordu. Öyle ki muhafızlar bile sokaklarda bir yandan halkla sohbet ederken bir yandan da kalan son dokunuşları denetliyorlardı. Küçük bir kız çocuğu önüne bakmadan koşarken çarptığı muhafızla yere düşüp başındaki çiçekten tacı düşürdü. Muhafız hemen küçük kızın yanına çömelerek kalkmasına yardım etti. Düşürdüğü tacı ise küçük kızın güzel sarı saçlarına bırakarak gülümsedi. Küçük kız karşılık olarak kocaman gülümseyerek başını eğip muhafızdan özür diledikten sonra ileride ona bir şey oldu mu korkusuyla bakan arkadaşlarının yanına koştu tekrardan.
Halkın sesi çalınan çanla kesildiğinde hızlıca bir yol oluşturacak şekilde meydana toplandılar. Bunun anlamı kralın geçit töreninin zamanının gelmiş olmasıydı. Herkes heyecanla tören arabasını beklerken zarif ama bir o kadar ihtişamlı olan araba sonunda yolun başında görünmüştü. Alkış sesleri, ıslıklar ve halkın zayıf gücünün krallarına olan sevgileriyle ortaya çıkan havai fişeklerin sesleri birbirine karışırken, kral başında parıldayan tacıyla gülümseyerek arabasından halkına el sallıyordu.
Tüm bunlar krallık için çok olağan olsa da her sene o günü iple çekiyor ilk günkü heyecan ve coşkuyla kutlanıyordu. İşte krallığı özel yapan şey tam da buydu. Halkının ve kralının mükemmel kişilikleri... Her neyse o zaman çok uzatmadan yavaşça büyük felaketin olduğu zamana geleyim. Geçit töreni bitmiş ve tüm krallığın katıldığı, herkesin iple çektiği o ziyafet başlamıştı. Bu ziyafeti diğerlerinden özel kılan şey ise kralında oturup halk ile yemesiydi. Yemekler hazır olduğunda önce kral olmak üzere herkes mutluluk ve güzel günün verdiği ek neşeyle yemeklerini yemeye başlamışlardı.
İlk çatallar alındıktan sonra ise kralı gören kişiler bir sorun olduğunu anlayarak endişeyle onu izlemeye başlamışlardı. İşte tam o anda kral bir hışımla sandalyesinden kalktığında sandalye yere düşüp olayları fark etmeden sohbet eden diğer insanların susmasına neden olmuştu. Tüm gözler krala çevrilmiş korkuyla onu izlemeye başlamıştı. O ise alnında olan elini yavaşça indirip kaşları çatılmış şekilde Gözlerini halkın üstünde dolaştırdığı sırada herkesten bir 'HİH!' nidası duyuldu kimilerinin gözlerinde korku kimilerinin gözlerinde ise olana inanamıyormuş gibi bir ifade vardı, ama hayır şaşırdıkları şey kralının kaşlarının çatık olması değildi. Şaşırdıkları şey güzel mavi gözlerinin yerini parlak adeta bir yakuta benzeyen kırmızıların almasıydı. Bunun ne demek olduğunu bilenler çoktan dehşete düşmüştü bile. Bende size açıklayayım madem bu; gelmiş geçmiş en güçlü kişilik değiştirme büyüsüdür. Bu büyüye maruz kalan kişi ne kadar iyi biriyse bir o kadar gaddar ve ne kadar kötü biriyse bir o kadar iyi birisi olurdu, bizim kralımıza gelince ise onun kalbinin güzelliğini zaten en başta anlatmıştım yani bu krallığımız için tam anlamıyla bir felaketti hatta ondan da öte bir cehennemin başlangıcıydı. Zaten öyle de olmuştu.
O zamandan beri krallığın ihtişamı ve güzelliği yerini yavaşça karanlığa ve ruhsuzluğa bırakmaya başlamıştı. Bu süreçte kraliçe Lilith kraldan gizli çeşitli eyalet ve krallıklardan belki yüzlerce büyücü getirtip bu büyüyü bozmayı ve kralımızı eski haline döndürmeye çalışmıştı ama bunların hiçbir yararı yoktu çünkü bu büyü yapıldıktan sonra bozması hiç de kolay değildi. Büyünün bozulması için bir çeşit taşa ihtiyaç vardı, bu taşın ismi ise "Doğru sen taşı" olarak bilinen ve bu dünyadan yok olduğu söylenen bir kristal parçasıydı. Zaman geçtikçe kralımızı zehirleyenlerin ışık ve karanlığın çift varislerinin olduğu söylenmeye başlanmıştı. Kimileri onları gördüğünü kimileri ise bunu bilir kişilerden duyduğunu söylüyordu. Yine de daha önce asla böyle bir şey yapmadıkları için herkes çok şaşırmıştı hatta büyük bir kısım buna inanmamıştı. Başka bir efsaneye göreyse olanlardan sonra bir daha asla uyanamayacakları sonsuz, derin bir uykuya mahkum edilmişlerdi. Her neyse devam edecek olursam eğer;
Sonuç olarak taşın aranmasıyla aradan üç yüz yıl geçti. Bu süreçte ışık ve özgürlüğün krallığı olarak bilinen Wanderlust artık karanlık ve yasakların krallığı olarak anılmaya başlanmıştı...
Selam başka bir kitabımla karşınızdayım
Bu kitap yazdığım pardon yazmaya çalıştığım ilk ciddi kitap. Yazım hataları veya noktalama işaretleri hataları için şimdiden çok özür dilerim.
Nasıl ifade edebileceğimi bilmiyorum bu kurgu çok rasgele bir anda dan diye aklıma düştüğünden beri düşünmekten kendimi alamıyorum. Kurgusu olsun olaylar olsun tamamen benim fikrimdir başka bir yerde benzeri ya da aynısı varsa bundan haberim yok.
Her neyse bu kitap için o kadar heyecanlıyım ki umarım okuyup çok sever ve bol bol yorum yaparsınız. Şimdiden destekleriniz için teşekkür ederim.
Umarım bir gün ben de bu kitabı elimde tutmanın verdiği mutluluğu yaşarım. Neyse çok uzattım dediğim gibi umarım okuyup benim gibi çok çok seversiniz.
Sonraki bölümde görüşmek üzere sevgiyle kalın. 🤗🥰❤️

