Uçaktan indiğimde boş bir sandalyeye oturup ilk önce ne yapacağımı düşünmeye başladım. Önce eve ardından merkeze gitmem gerekiyordu. Aklımda yüzlerce soru vardı. Babam o gün neden evdeydi, neden ölmüşlerdi, tehlikede miydim?.. Bunları düşününce yine içim sıkıldı. Ama şu an konu bu değildi, eve gitmem gerekiyordu. Babamın Bebek'teki villasına doğru yola koyuldum. Bu ev çok büyüktü, bir sürü odası vardı. Sadece annemlerin, Atlas'ın ve benim değil, Emirhan'ın, Kaan'ın ve İreminde kendi odaları vardı. Hemen kendi odama çıktım. Üzerimdekileri çıkartıp üzerime oversize bir sweat altımada bir tayt giyindim. Yatağa uzanıp telefonu açtım "Gereksizler" grubuna yazılanları okumaya başladım.
Kaan:
Irmak Allah aşkına şaka yaptım falan de.
İrem:
Lütfen az önce kalkan uçaktaydım deme.
Emir:
Irmak cevap ver.
Kaan:
Tamam bizde gidiyoruz.
Kaan:
Sonuçta nereye gittiğini biliyoruz.
İrem:
Abi biraz yalnız mı bıraksak kızı acaba
Emir:
Ne alaka gidelim işte
İrem:
Bence şu an çok abartıyoruz
İrem:
Sonuçta yaşadığı şeyler kolay atlatılır şeyler değil
Kaan:
Tamam ama bu bizi hayatından çıkarması gerektiği anlamına gelmez ki
Emir:
Irmak cevap ver ya da bir dahaki uçakla İstanbul'dayız
Hemen bir cevap yazmazsam beni rahat bırakmayacaklardı. Kısa bir mesaj yazıp kurtulmalıydım.
Irmak:
Ben şu an evdeyim , gayet iyiyim gelmenize gerek yok.
Irmak:
Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var.
Kaan:
Orada havalar iyi mi?
Emir:
Kaan siktir git konu o mu?
Emir:
Şimdilik peşinden gelmiyor olmamız peşini bıraktığımız anlamına gelmez Irmak en yakın zamanda oradayız
Kaan:
Emirhan çok agresifsin sakin ol kardeşim kendine zarar
Emir:
Başlatma sakinliğine
Mesajları okumaktan sıkılmıştım ve çok acıkmıştım. Mutfağa indim ve buzdolabının açıp yiyecek herhangi bir şey var mı diye baktım ama beklediğim gibi bomboştu. Pizza yemeye karar verdim. Hemen telefonumu açıp sipariş ettim. O kadar yorgundum ki pizzayı beklerken uyuyakalmışım. Zilin çaldığını duyunca korkuyla yerimden sıçradım. Pizza söylediğim sonradan aklıma geldi ve kapıya yöneldim. Pizzayı alıp mutfağa geçtim. Pizzayı yedikten sonra merkeze gitmeye karar verdim. Babamın ölmeden önce çalıştığı MİT'i (Milli İstihbarat Teşkilatı) arayıp araç göndermelerini istedim. Araç geldiğinde çoktan hazırlanmıştım. Gönderilen araca bindim ve yola çıktık.
***
Merkeze vardığımızda iki üst düzey ajan yanıma geldi ve beni Bora Başkan'ın yanına götürdüler. Bora Başkan bana nasıl olduğumu sordu.
"Gerçeği mi söyleyeyim yoksa duymak istediğinizi mi?"
Cevap vermesine zaman bırakmadan "Babam o gün neden evdeydi? Neden öldüler? Tehlikede miyim?"diye soruları ardı ardına sordum.
Durmam için elini kaldırdı ve sonra "Kızmakta haklısın."dedi
"Haklı olmak istemiyorum haklı olmak ailemi geri getirmiyor."diye bağırdım.
"Sakin ol bütün sorularına cevap vereceğim. Öncelikle babanın o gün evde olmasının sebebi sizi götürmekti."
"Nereye?"dedim merakla.
"Tehlikedeydiniz ve sizi güvenli bir yere götürecekti."
"Peki planındaki sorun neydi, ne ters gitti?"
"Babanın ekibinde bir köstebek varmış. Merak etme köstebek yakalandı ve ..."
"Ona en ağır cezayı ödetin, hatta ben ödeteyim."
"Bizzat ben emir verdim hiç şüphen olmasın. Ve evet tehlikedesin. Seni bizim merkeze almaya karar verdim."
"İstemem kalsın."dedim çünkü içeriden bir köstebek çıkmıştı. Ve daha fazlası olmadığına inanmam imkansızdı.
"Madem merkeze gelmeyeceksin en azından İstanbul'da kalacaksın ve benim kaydını yaptırdığım okula gideceksin."
"Tamam İstanbul'da kalmak ile ilgili sıkıntım yok. Zaten o eve dönmek istemiyorum. Okul konusuna gelince umurumda değil."
"Umurumda değil diye bir şey yok Irmak. Okul okuyacaksın baban senin okumanı isterdi ve sen bana babandan emanetsin. Seni yazdırdığım okulun sahibi Ata Bey'i yakından tanıyorum. Gayet güzel bir okul."
Hiç istemediğim halde sordum."Okulun adı ne?"
"Kaya Koleji."
"Gitmek zorunda mıyım?"
"Evet 10/B sınıfındasın. Kitapların ve forman yarına gelmiş olur. Yarın başlarsın."
"Sizden bir şey isteyebilir miyim?" Başını salladı.
"Arkadaşlarımı koruması için ajan görevlendirebilir misiniz?"
"Tabi ki en güvenilir olan ajanlarını göndereceğim."
"Yaptığınız şeyler için teşekkürler Bora Bey."
"İyi günler kızım. Ben sana okulun konumunu atacağım."
Sadece gülümsedim yani denedim diyelim. Odadan çıktığım gibi Kaan'ı aradım. Kaan'ı aramamın en büyük sebebi Kaan hiç bir şeyi umursamazdı yani kızmayacak biri varsa o da Kaan'dı. İlk çalışta açtı.
"Irmak sen ne yaptığını sanıyorsun. Ne demek arkanı dönüp gitmek. Irmak bak hepimiz çok sinirliyim. Ne zaman geliyorsun?"
Kaan'ın böyle çıkışmasını beklemiyordum. Eğer o bu kadar kızdıysa Emirhan'ı düşünemiyordum bile.
"Üzgünüm Kaan ama ben Bora Bey'le görüştüm. Bana bir okul ayarlamış. Bundan sonra İstanbul'da yaşayacağım."
"O zaman beni neden aradın Irmak?"
Kaan'ın böyle bir şey demesini hiç beklemiyordum. Resmen artık beni arama demişti. Neyse ki her şeye alınan biri değildim ve bu cümleyi ani bir sinirle söylediğini anlamıştım.
"Haber vermek için ve bir de Bora Bey'den sizi koruması için ajan..." o sırada arkadan Emirhan'ın bağırdığını duydum.
"Sen Irmak'la mı konuşuyorsun?"
"..."
"Ona söyle hemen gelsin ya da biz gideceğiz."
Şu an Emirhan'la konuşmak istemiyordum çünkü eğer konuşursak kavga ederdik ve şu an Enirhan'la kavga etmek isteyeceğim son şeydi. O yüzden hemen telefonu kapattım ve cebime attım. O sırada yanımda bir araba durdu. İçinde Ayça Abla vardı. Ayça Abla Babamın ekibindeydi onu yıllardır tanıyordum. Bana dönüp
"Irmak kızım seni ben evine bırakacağım gel hadi bin." dedi.
Arabaya bindim. Aklımda bir kaç soru daha vardı ve sanırım cevap Ayça Abla'daydı.
"Ayça Abla babamla birlikte yaptığınız son görev neydi?"
"Irmak kızım sen boş ver bunları yeni okulunun için heyecanlı mısın bakalım? Ben gördüm okulunu kocamandı." dediği cümle beni o kadar sinirlendirmişti ki "Ya Ayça Abla bana şöyle davranmayı kes artık karşında 4 yaşında çocuk yok. Benim ailem öldü farkında mısın?" diye resmen bağırdım. Yüzü cevap verecek gibi ciddileşti.
"Irmak biliyorum öğrenmeyi çok istiyorsun ama söylemem yasak, kesin talimat."
"Bora Bey'in talimatı değil mi?"
"Irmak bak eve gelmişiz hadi iyi akşamlar."
Gerçekten eve gelmiştik ve ben hiç bir şey öğrenememiştim ayrıca acıkmıştım da aklıma buzdolabının boş olduğu geldi. Aslında Ayça Abla'dan isteyebilirdim ama sorularıma cevap vermemek için çoktan gitmişti. Harika bu kadar şey arasında bir de markete gitmem gerekiyordu. "Şimdi marketle kim uğraşacak?" diye kendi kendime söylenerek en yakın markete doğru yürümeye başladım. Market yaklaşık 300 metre uzaktaydı. Bu sırada Bora Bey okulun konumunu attı ev ile arasında 10 dakikalık yol vardı. Her gün taksiyle uğraşmayacağım için mutluydum. Yavaş yavaş, olanları olacakları, düşüne düşüne yürümeye başladım. Markete vardığımda normalde 3 dakikada geleceğim yolu 10 dakikada geldiğimi fark ettim. Bunda yolu 3 kere karıştırmamın etkiside vardı tabii. Neyse önce meyve sebze sonra hazır yiyecek aldım çünkü yemek yapacak halim yoktu. Sıra atıştırmalıklardaydı. Atıştırmalık reyonuna yöneldim. Tam o sırada yanımda biri market arabasıyla çarptı ve özür bile dilemedi. Zaten moralim eksilerde geziyordu sinirlenmeye yer arıyordum.
"Önüne baksana hayvan!" diye bağırdım.
Bir anda bana döndü benim yaşlarımda bir erkekti. Saçları kıvırcık ve kumraldı. Gözleriyle kahverengi.
"Bana mı dedin?"
"Aynen nasıl biliyorsun kendini aferin."
"Kendi işine bak kızım seninle uğraşamam." dedi. Sonra kendi kendine "Manyak mıdır nedir?" dedi.
"Ya şuna bak hem suçlu hem güçlü, sussana oğlum."
Arka reyondan bir kız çıktı. O da benim yaşlarımdaydı. Resmen hayvan çocuğun aynısının kız versiyonuydu. Muhtemelen ikiziydi. Hayvan çocuğa dönüp "Efe özür dileyeceğin yerde çok uzattın." diye kızdı. Efe dediği -bana göre hâlâ hayvan- çocuk kıza dönüp "Sanane Yaren git işine." diye kızdı ve gitti. Yaren bana dönüp "Sen onu takma bazen saçmalıyor böyle." dedi. Gülümsedim ve sorun değil dedim. O da gülümsedi ve Efe'nin peşinden gitti. Şu Efe denen çocuğa o kadar sinir olmuştum ki atıştırmalık almadan çıktım marketten ve eve doğru yürümeye başladım. Eve vardığımda kapıda bir kaç koli gördüm. Hemen Ayça Abla'yı arayıp haber verdim. Ayça Abla kolilerin okulla ilgili olduğunu ve onun koyduğunu söyledi. Eve girip kolileri açtım. İçinde bir not vardı.
"Irmak kızım okul için gerekli her şey kolilerde, formalarında içinde. Yarın okula gitmiş olmanı istiyorum."
yazıyordu. Demesi kolay bend rahatça okula gitmek isterdim ama olmuyordu işte. Ailemi kaybedeli tam 50 gün oldu. Evet belki de olanları açıklamamın zamanı geldi. 28 Temmuz Pazar günü -doğum günüm- Emirhan, Kaan, İrem ve ben doğum günümü kutlamaya çıktık. Çünkü bildiğim kadarıyla babam işinden dolayı evde olmayacaktı. O yüzden sabah İrem'lerle akşam annemle ve Atlas'la kutlayacaktım doğum günümü. Yani en azından planım buydu ama eve geldiğimde hepsi ölüydü. Nasıl öldürdükleri anlamıyordum. Nasıl kıyabilmişlerdi aklım almıyordu. Birimi öldürmek gerçekten bu kadar kolay mıydı? Bunları düşününce yine ağlama krizimin geldiğini anladım ve hava almak için bahçeye çıktım. Bu pek te doğru bir karar değildi, yine anılarım gözümün önüne geliyordu. Mesela burada babam, annem, ben, Atlas, Kaan, İrem, Emirhan ve Emirhan'ın kardeşi Rüzgar hepimiz birlikte su savaşı yapmıştık. Babamla ben takım olmuştuk ve kazanmıştık. Bunları düşününce artık kesin olarak ağlamaya başladım. Odama koştum ve kendimi yatağa attım.
***
Ağlarken uyuyakalmışım, uyandığımda sabah olmuştu. Saate baktığımda hemen yataktan fırladım. Dersler başlayalı 15 dakika olmuştu ve ben daha yataktan bile çıkmamıştım. Hemen elimi yüzümü yıkayıp kolilerenden çıkan formayı giyindim, çantamı alıp çıktım. 10 dakikalık yolu koşarak 5 dakikada geçtim ve okula vardım. Nefes nefeseydim. Okul Ayça Abla'nın dediği gibi kocamandı. Güvenliğe müdürün odasını sordum. 2. kattaydı. Hızlıca çıktım. Müdürün kapısında
"Okul Müdürü Kuzey Çiçek"
yazıyordu. Nefesimi toplayıp kapıyı tıkladım ve içeriye girdim.
"Hocam kusura bakmayın ben Irmak Özer. Bu okula yeni kayıt yaptırdım."
"Irmak kızım hoşgeldin bende seni bekliyordum. Gel otur." Masasının karşısındaki koltuğa oturdum.
"Sana biraz okulumuzdan bahsedeyim. Okulumuzun belli kuralları var bu kurallara uyarsan sıkıntı yaşamayız. Ben sana kuralların hepsinin yazılı olduğu bir kitapçık vereceğim. Senin bu kurallara uyacağına dair imza atman lazım."
"Tamam hocam bana fark etmez." Elime bir kitapçık birde kağıt verdi. Kitapçığı okudum. Kağıdı imzaladım ve geri verdim.
"Irmak son olarak seçmeli dil ve seçmeli kulüp derslerimiz var. Onlarıda seçmen gerekiyor."
"Daha sonra seçsem olur mu?"
"Tabi ki olur. Artık sınıfına gidebilirsin sınıfın 10/B. Dersin edebiyat." Sonra duraksadı. "Hatta seni ben götüreyim. Hem seni yeni sınıfınla tanıştırmış olurum." dedi.
Başımı sallamakla yetindim. Odadan çıktık. Kuzey Hoca'nın arkasından yürümeye başladım. 10/B sınıfını gördüm. Kuzey Hoca kapıyı çaldı.
"Özgür Hocam böldüğüm için üzgünüm ama sınıfımızda yeni bir arkadaşımız katıldı."
"Tabi hocam buyurun."
"Irmak gel kızım. İşte yeni sınıfın."
İçeri girdiğimde şok oldum çünkü markette çarpıştığı hayvan çocuk Efe ve ikizi Yaren sınıftaydı.
"Oha lan bu ne arıyor burada?" dedi Efe.
Özgür Hoca "Sözlerine dikkat et Efe." diye uyardı Efe'yi.
"Irmak istediğin yere oturabilirsin kızım." dedi Kuzey Hoca. Bende camın yanındaki boş sıraya oturdum. Efe'yle aramda bir sıra vardı ve bana salak salak bakıyordu. O an içimden geçen tek şey
"Umarım onunla uğraşmak zorunda kalam."
oldu. Cama döndüm ve dışarıya baktım. Nedense içime garip bir his doğdu. Yeni hayatımın tam olarak burada başladığını hissettim.
"Merhaba Yeni Hayat"