İçeriğe geç

Kayan Yıldızlar Mezarlığı

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Kayan Yıldızlar Mezarlığı

Bölüm 3

Bölüm 3

Açıkçası okuduğum defterin bir günlük olduğunu anlamam bir kaç dakikamı aldı. Gerçekten tuhaf bir şairanelik ile yazılmış cümlelerde bir çok anı barındığına emindim. Sayfalara dokundukça genç kadının hayatına dokunmuş hissine kapılıyordum. Eğer onun hayatını okuyacaksam ilk sayfasından başlamalı ve tek tek anlayarak okumalıydım. Bu yüzden ilk sayfayı açtım ve okumaya başladım.

" Nereden düştünüz böyle dünyama Bayım? Tam da gökyüzüme güzel bir ip asmış boynuma geçiyorken hem de. Kaybolduğum sokaklarımdan kendi sokaklarınıza sürüklediniz beni hiç tereddüt etmeden. Benden hiç korkmadınız mı Bayım? Oysa en sert bakışımla bakmıştım size. Bana neden gülüp durdunuz Bayım? Ellerinizde ki boyalarla dünyamı boyamak istediğinizi düşünmeme mi güldünüz. Sahi o boyalarla kimin hayatını renklendirecektiniz Bayım? Keşke o renkler benim olsaydı..."

******************

Adımlarını atarken sessiz olmaya çalışıyordu. Minik adımları annesinin odasının önünde durdu. Yavaşça kapıyı açtı ve içeriye girdi. Annesi yatakta öylece uyuyordu.

Annesini görünce gülümsedi. Dikkatli bir şekilde annesinin başucuna gitti ve ellerine bulaşmış olan mavi boyayı annesinin yüzüne sürdü.

" Anne yüzüne gökyüzü bulaştırdım." dedi kıkırdayarak. Bu defa ellerinde ki boyayı boynuna sürdü.

" Anne artık nefeslerinde gökyüzü var. " daha çok güldü.

Küçük çocuk annesini yavaşça gökyüzüne dönüştürdü fakat genç kadın gözlerini açıp gökyüzüne dönüşümünü izleyemedi.

Aradan saatler geçti. Genç kadın yüzündeki maviliklere rağmen solgundu.

" Anne acıktım." dedi önce küçük çocuk. Annesi hiç bir tepki vermedi. " Anne susadım." dedi bu defa. Yine aynı tepkisizlikle karşılaştı.

Bir kaç kez annesini uyandırmaya çalışmıştı fakat işe yaramamıştı. Bir şeyler ters gidiyordu. Bunu o küçücük kalbiyle hissetmişti.

İzlediği bir çizgi film geldi aklına. Genç bir kız tıpkı annesi gibi uyuyordu ve genç bir adam onun kalbine dokununca uyanıyordu.

Küçük çocuk elini annesinin kalbine koydu. " Uyan" dedi. Hiç bir tepki yoktu. Belki de yanlış kelimeyi söylemişti.

Bu defa bir elini kendi kalbine koydu. " Lütfen uyan anne" dedi bu kez. Yine işe yaramadı. Biliyordu. Kötü bir şey olmuştu. Annesi onu hiç cevapsız bırakmazdı.

Hızla yataktan kalktı ve kapıya koştu. Holden geçip çıkış kapısını açtı. Karşı dairenin kapısına tüm gücüyle bir kaç kez vurdu. İçeriden 45-50 yaşlarında bir kadın çıktı.

" Bu ne hiddet Aşil? Kapıyı kıracaksın. "

" Annem. dedi Aşil. " Annem uyanmıyor Sevde teyze."

Kadın şok olmuş bir ifadeyle Aşil'e baktı.

" Na nasıl uyanmıyor Aşil?" Sevde hanım koşarak Aşil'in evine girdi.

"Efsun" diye seslendi bir kaç kez. Çıt yoktu.

" Yatak odasında " dedi Aşil. Sevde telaşla odaya girdi ve yatakta öylece yatan kadını gördü. Maviye boyanmış yüzünün cansızlığı Sevde'yi ürkütmüştü.

Genç kadının nabzına baktı. Nabzı atmıyordu. Korkuyla geri çekildi fakat küçük Aşil'e çarptı. Aşil dolu gözlerle Sevde'ye bakıyordu.

" Annem neden uyanmıyor?"

Sevde çaresizlikle ona baktı ve " Çok yorulmuş. O yüzden uyuyor. Birazdan doktor amcalar gelecek ve anneyi uyandıracak. Merak etme " dedi.

Sevde'nin dediği gibi de olmuştu. Aradan geçen on dakikalık bir zamandan sonra ambulans gelmiş ve genç kadın hastaneye götürülmüştü.

Fakat genç kadın hiç bir zaman uyanamadı.

Annesini toprağa verirken hiç ağlamadı Aşil. Annesi çok yorgundu ve uyuyordu. Bir gün uyanacak ve yine eskisi gibi onunla oyunlar oynayabilecek, beraber resimler çizecek ve duvarları boyayacaklardı.

Küçük Aşil hep annesinin uyanmasını bekledi. Onu gökyüzüne çevirdiğini görmesini istedi hep. Mavinin ona ne kadar yakıştığını görseydi kesin çok mutlu olacaktı annesi.

" Bir gün uyanıp yanıma geleceksen gökyüzü olarak gel anne. Toprağın rengi sana hiç yakışmıyor..."

★★★★★★★★★★★★★★★★★★★★

" Boya için teşekkürleeerr" sesim sokakta yankılanıyordu. Arkamdan deli gibi koşan mağaza sahibi ve önünde asla yakalayamayacağı ben.

" Seni polise vereceğim adi hırsız!"

" Sen halktan çalıyorsun bende senden. Hangimiz daha hırsız?"

Evet ben aldığım boyanın parasını ödememiştim ama o adam diğer insanlardan fazlasıyla alıyordu ve bunun adı da hırsızlıktı.

Ve baştan söylemem gerekiyor. Ben hırsız değilim. Sadece param yok o kadar.

Arkamda ki adam gittikçe yaklaşıyordu. Anlaşılan sağlam bir duvara çarpmıştım. Elimden geldiğince hızlı koşuyordum fakat aramızda ki mesafe iyice azalıyordu.

Sanırım ilk söylediğim cümleyi düzeltmem lazımdı.

" Arkamda deli gibi koşan mağaza sahibi ve önünde yakalayabilme potansiyeline sahip olan ben."

" Arkana bakarsan düşersin Aşil. Arkana bakma Aşil." dönüp arkama baktım. Aramızda ki mesafe tekrar açılmıştı ve bu iyiydi.

Koşarken girdiğim sokak baya kalabalıktı. Hızımı düşürecek fakat yakalanma ihtimalimi arttıracaktı.

Kalabalıkta koşmak cidden zordu ve arkamda ki adamı göremiyordum. Durup etrafıma baktım. Lanet peşimi bırakmıyordu. Altı üstü sekiz kutu boyanı aldık be adam!

" Pardon, bakar mısınız? Sueda apartmanının nerede olduğunu biliyor musunuz?"

" Seni adi hırsız " bu adam benim peşimi bırakmıyordu. Bana çok yakındı ve önümde yerden bitme bir kız bana bakıyordu.

" Nerede olduğunu biliyorsanız lütfen söyleyin. Acilen babaannemin yanına gitmem gerekiyor."

Biraz iyilik melekliği yaparak bu adamdan kurtulabilirdim belki de.

" Elimi sakın bırakma Ufaklık"

" Ne?"

Kızın elinden tutup koşmaya başladım başladım. Kız çığlık atıyor bir yandan da kurtulmaya çalışıyordu.

" Lütfen yolu açın bu kızın babaannesi ölüyoor. Onu son kez görmesi gerek. Lütfen büyük bir miras konusu var şuan. Kadın ölüyoor."

Etraftakilerin hiç bir şey anlamadığına kalıbımı basarım fakat yolu açmaları işime yarıyordu. Kızı da peşimde sürüklesemde sonuçta adamdan kurtulabilirdim.

Ne kadar koştuk bilmiyorum fakat en sonunda sokaklarımdan birine girdiğimde rahatladım.

Duvara yaslanıp nefeslerimi düzeltmeye çalıştım. Başımı aşağıya eğip kendime kısa bir süre tanıdım.

Başımı kaldırmamla yüzüme tokat yemem bir olmuştu.

" Ne vuruyorsun be manyak? Canım acıdı."

" Sen ruh hastası falan mısın? Sadece adres sordum ve beni getirdiğin yere bak. "

Bu bücürün eli çok ağırdı.

" Babaannesi öldü de ne demek? Nasıl böyle bir şey söylersin! " Kızın sesi tüm sokakta yankılanıyordu.

Elini kaldırdı. Yine bana vuracaktı. Bileğini tutup vurmasını engelledim.

" Acıyor bacım acıyor. Yakışıklılığıma zeval getireceksin."

Ufaklık ellerini kısa saçlarının içinden geçirdi. Sakinleşmeye çalışıyordu ya da bana tekrardan vurmak için güç topluyordu bilemiyorum.

" Şuan neredeyiz?" diye sordu sakin bir şekilde.

" Şuan benim sokaklarımdasın."

" Ne saçmalıyorsun sen? Bu sokağın bir adı yok mu?"

" Aşil'in sokaklarına hoş geldin ufaklık" dedim ve gayet samimi olduğunu düşündüğüm bir gülümseme yerleştirdim yüzüme.

Bana ters ters bakıp gözlerini devirdi.

Cidden mi? Gayet havalı bir hareketti. Buna düşmen gerekiyordu ufaklık

" Babaanneme gitmem lazım. Sokağın ismini söyle. Taksi çağıracağım."

" Sokağın ismini kendin bul. Küstüm sana ben. İstemiyorum konuşmak. "

Ufaklık sinir krizi geçiyormuşçasına bir kahkaha attı

" Hasta mısın lan sen! ☄️.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Çok güzel olmuş parmaklarına sağlık çok güzel yazmışsın devamını dilerim 👍👍 tebrikler başarılar diliyorum 👏🤗🤗 bide eserime destek olursan sevinirim ☺️☺️☺️