Demir
Yavaş gözleri açmaya başladım… Düşündüm ki hâlâ okulda, spor salonunda, yerde yatıyorum… Ama altında yumuşak…
Gözlerim önünde siyah tavan vardı… Buruna sigara kokusu geldi.
Ağrıyla inledim, doğruldum.
Sabah dövdüğüm o çocuk, pencerenin önünde bana sırt dönük duruyordu.
Dışarıda ardı ardına yağmur yağıyordu. Yavaşça bana döndü.
“Uyandın… Bende ceset getirdim sanmıştım eve.”
“Sen…” dedim, başlamaya çalışarak.
“Evet, benim.” diye kesti o.
“Ben neredeyim?”
“Sence? Evimde.”
“Neden evindeyim de hastanede değilim?”
“Orada hemen çökerdin… Her şey benim omuzlarıma kalırdı o zaman. Sana vakit harcamak istemiyorum… Sonra bu sorular: polis, öğretmenler, doktorlar… Ben bu boktan çembere girmek istemiyorum.”
Cebinden sigarayı çıkardı ve yaktı.
“Ama şu an bana vakit harcıyorsun… Pek mantıklı değil.”
Benim sözüme cevap vermedi. Dolaba yaklaştı ve oradan ecza çantası çıkardı.
Bana yaklaştı ve eşofmanımı kaldırmaya başladığında, otomatik olarak kolunu sıkıca yakaladım.
O, soğuk gözlerini kaldırdı, kaslarını gerdi. Sonra yan tarafımı bandajlamaya başladı.
Donup kaldım. Gözlerim bir ileri bir geri gitti: önce bandaja, sonra da aşağı bakan yeşil gözlerine…
Allah korusun… Görürse… Olmaz… Olmaz, güvenilmez.
Bitirdiğinde doğruldu ve uzaklaştı. Sonra sigarayı dudaklarından çekip dumanı üfledi…
Tam yüzümde.
“Sana saldıran o piçleri tanıyor musun?” aniden sordu.
Kaşlarımı kaldırdım ve ona şaşkınlıkla baktım.
Buna ne yapacak amk?
“Sanane?” diye kaba bir şekilde cevap verdim.
“Neredeyse ölüyordun, aptal”. Eğer gelmeseydim, başına neler geleceğini düşün.
“Şimdi sana neden teşekkür edeyim?” diye sinirlenerek sordum.
Bir nefes daha çekti ve sonra sırıtarak:
“Fena olmazdı” diye cevap verdi.
“HAYIR.”
“Nankör.”
Dolaba doğru yürüdü ve bana bir tişört fırlattı.
— Git duş al... Cehennem gibisin, tüm kanı yıka. Banyo solda.
Pencereye geri döndü ve sigara içmeye devam etti.
Dışarıda hâlâ yağmur yağıyordu.
Yağmurun sesini seviyorum.
Yataktan kalktım ve neredeyse düşüyordum… Tüm vücudum ağrıyordu.
Banyoya gittim ve kapıyı içeriden kilitledim.
Allahım… Neye düştüm ben?
Ben sessizlik, sakinlik istiyordum… Huzur içinde yeni hayata başlamak…
Ama Aren beni yine buldu…
Beni buldu… Bana bu acıyı tekrar hatırlattı…
Lavaboya yaslandım… Ağlamak istiyordum, ama gözyaşı dökecek gücüm bile yoktu.
Az önce sweatshirt’ümü çıkarıp çamaşır makinesine attım.
Başımı kaldırdım ve aynada kendimi gördüm… Ve gerçekten cehennem gibiydim…
Midem tamamen sargılıydı ve yaranın olduğu yer kanla kıpkırmızı.
Kırmızı, yorgun gözler… Ne kadar tanıdık…
Geçmiş şehirde her gece günümü ölümle bitirmeyi planlıyordum. Tuvalete girip yanıma bıçak alıyordum, damarlarımı açacağımı düşünerek… Ama her seferinde aynı şey aklıma geliyordu: Azra… Ablamda benden başka kimse yoktu. Onun için yaşamak için… Ve böylece bir şekilde bugüne kadar yaşadım.
Neredeyse ölüyordum yine… Aren yüzünden. YİNE O KALTAK YÜZÜNDEN!
Gözlerim, Aren’in bana bıraktığı şeye kaydı… Geçmişin ve utancımın bir hatırlatıcısı: yara izleri.
Omuzlarımda ve göğsümde… Sırtımda daha fazlası vardı.
O zamandan beri vücuduma bakmaktan nefret ediyorum.
Ama alttakilerle, yani kalçalarımdakilerle kıyaslanmaz.
Hastanede uyandıktan sonra ayağa bile kalkamıyordum. Bitti sandım, artık yürüyemeyeceğim…
Duşa girdim ve suyu açtım... Ilıktı…
Keşke o su tüm sorularımı silip atabilseydi. Acı… geçmişin kiri… Ne yazık ki öyle olmuyor.
Buradan sıktır olup gitmeliyim... Bu erkek tehlikeli... Bugün sabah kalpsizce yere yatan erkeğe tekme atıyordu, şimdi de beni kurtardı. Teşekkür ederim tabii, ama gidersem kendimi daha sakin hissedeceğim...
Ablam evde olsa bile... Kızsa, bağırsa, gitsem daha iyi. Kendimi daha iyi hissedeceğim…
Ablam herhalde deliye dönmüştür, kardeşinin nerede olduğunu... Hah... Onun kardeşi geçmişten dersini hala almamış ...
Kendimden tüm kanı yıkadım, duştan çıktım ve bana verdiği tişörtü giydim. Sabah, o uyurken gideceğim
Banyodan çıktığım anda buz gibi bir hava vücudumu sarıverdi. Tüylerim diken diken oldu. Alex hâlâ pencerenin önündeydi. Omzunun üzerinden bana baktı:
"Uzan. Bu gece burada uyuyorsun."
"Ya sen?" diye sordum.
"Ben uyumayacağım."
Nedenini sormadım. Bir şekilde umurumda değildi zaten. Doğruca yatağa uzandım ve gözlerimi kapattım.
Sabah olur olmaz buradan siktirip gidicem.
Gözlerimi açtığımda pencereden lacivert bir gökyüzü görünüyordu. Saat sabahın dördüydü.
Yatağın kenarına doğru kalkmaya çalıştığımda, böğrüme keskin bir ağrı saplandı. Alex, yatağın yanına serilmiş bir şiltenin üzerinde uyuyordu.
Kıyafetlerim sandalyenin üzerinde asılı duruyordu.
Sessizce giyindim, sırt çantamı aldım ve kapıya yöneldim. Tam o anda böğrüme öyle keskin bir ağrı saplandı ki iki büklüm oldum, ama ayakta kalmayı başardım.
Koridorda ilerlemeye başladım, ancak merdivenlere yaklaştığımda, artık dayanamayarak yere yığıldım.
