İçeriğe geç

KATLİAM'IN KAYIP PARÇALARI

Bölüm 1 · 8 dk okuma

KATLİAM'IN KAYIP PARÇALARI

Bölüm 1

KATLİAM

"Anne, bizi neden buraya getirdiler?"

Korkuyordum ve kaç yaşına gelirsem geleyim yapacağım şeyi yapıp anneme sığındım. Annem bana cevap vermek yerine sıkıca sarıldı. Sanki o da hissediyordu. Bugün burada bir şeyler olacaktı. İyi olmayan şeyler. Sarılışına karşılık verdiğimde kolları belimi daha sıkı sardı. Bİr süre bu şekilde kaldıktan sonra annem kollarını kendine doğru çekti ve bakıışlarını arkamda bir yere sabitledi. Arkamı dönüp annemin nereye baktığını anlamam çok uzun sürmedi. Babam kalabalığı yararak hızla bizim yanımıza gelmeye çalışıyordu. O bizi koruyabilirdi değil mi? Şu an korunmaya muhtaç bir çocuk gibiydim. Korkuyordum ve fazlasıyla tedirgindim. Etrafıma göz gezdirdiğimde kalabalığın arttığını fark ettim. Bazıları ağlıyor, bazıları ne olduğunu anlamaya çalışıyor, bazıları da tıpkı benim gibi korku dolu bakışlarını etrafa yolluyordu.

Bugün pazardı. Ailemle birlikte güzel bir hafta sonu için plan yapmıştık. Ama zaten hep planlarımızın önüne bir engel çıkmaz mıydı? Ama bunu hiçbirimiz beklemiyorduk işte... Üzerime bir tişört ve altıma rahat bir kot pantalon giydikten sonra hazırdım. Geriye sadece saçımı toplamak kalmıştı. Komodinimin üstünde duran tarağı alıp saçımı taramaya başladığımda aşağıdan, dış kapının sertçe çaldığını duydum. Babam bir işi olduğu için biznden önce çıkmıştı. Onun geldiğini düşüyordum. Ama neden kapıyı böyle alacaklı gibi çalsın ki? Ayrıca yanında evin anahtarı olduğuna da eminim. Odamdan çıkıp hızlı adımlarla merdivenlerden indim. Annem çoktan kapıyı açmıştı. Kaşlarımı çatıp neler olduğunu anlamaya çalıştım çünkü şu an kapıda bir grup siyah üniformaya benzeyen tulum giymiş adam bekliyordu. Ama asıl sorun ellerinde silahlarla beklemeleriydi.

"Bizimle geliyorsunuz. Hepiniz!" Adamlardan biri çoktan içeri girip annemin kolundan tutup çekiştirme başlamıştı. Annem bırakmasını söyleyip kolunu adamın sıkı tutuşundan çekmeye çalışıyordu. Daha fazla dayanamayıp yanımdaki pencerenin kenarında duran saksıyı alıp adamın kafasına vurdum. Saksı kırılmış topraklar yere dağılmış. Adam biraz sarsılırken arkadaşlarından biri hızla yanıma gelip yukarı kaldırdığı eli sertçe yanağımla buluştu. Kafam sağa tarafa doğru düşmüştü. Dudağımdan aşağı doğru sıcak bir şey aktığını hissettiğimd elimi dudağıma götürdüm. Dudağımı kanatmıştı şerefsiz. Yanağım yanıyordu. Ayrıca kulaklarımda feci bir uğuldama vardı. Kafamı kaldırıp bana vuran adama nefret içeren bakışlarla baktığımda onun da yüzünü buruşturup bana baktığını gördüm. Eli beline gittiğinde oradan ne çıkaracağını tahmin edebiliyordum. Belinden çıkardığı silahı annemin alnına dayadığında bana bakarak konuşmaya başladı.

"Şimdi başka sorun çıkarmadan bizimle geliyorsunuz." dedi ve silahı indirmeden annemin kolundan tutup çekiştirme başladı. Annem ise kafasına dayalı silahtan korktuğu için kolunu kurtarmaya çalışmadı.adamlardan biri diğer odalara doğru ilerledi. Sanırım başka biri olup olmadığına bakmak içindi. Diğeri ise gelip kolumu tuttuğunda hala kolumu kurtarmaya çalışıyor bir yandan da bağırıyordum.

"Bırak beni! Sizinle hiçbir yere gelmeyeceğim. Bırak kolumu."

Bağırmalarımın bir faydası olmuyordu aksine kolumu daha sıkı kavramasına neden oluyordu. Evden dışarı çıktığımızda bizim gibi sürüklenen başka insanlar gördüm. Önde giden annem sık sık arkasına dönüp beni kontrol ediyordu. Bir süre yol aldığımızda kasabanın meydanına gelmiştik.

Şu an ise meydan bir sürü insan ile dolmuştu ve her yerde siyah üniformalı adamlar ellerinde silahla başımızda bekliyorlardı. Yani kaçmak imkânsızdı. Tekrar babama baktığımda yanımıza gelmişti. Gözleriyle hem anneme hem bana hasar kontrolü yaptığında gözleri dudağımda durdu. Elini dudağıma götürüp sanki içi acıyormuş gibi gözlerime baktı.

"Keşke sizi bırakıp gitmeseydim,yanınızda olup koruyabilseydim. Hepsi benim suçum." dediğinde hafifçe tebessüm ettim. Ama tebessümümden kaynaklı dudağım acımıştı. Bunu babam belli etmedim. Daha fazla üzülmesini istemiyordum çünkü zaten tüm olanlar kendi suçuymuş gibig davranıyordu. "Olanlar senin suçun değil baba. Kendini suçlama bırak lütf-" Kulakları sağır edecek şekild çalan siren sesi cümlemi yarıda kesmemi sağlamıştı. Siren sesiyle birlikte gelen arabanın sürücü koltuğundan siyah takım elbiseli bir adam indip arka koltuğun kapısını açtı. Bu sefe arabadan beyaz saçlarıyla uyumlu görünen bir adam ve bir kadın indi. Adam beyaz takım elbisesi düzeltip kadının belinden tutarak meydandaki sahneye doğru ilerlediler. Bütün uğultulu sesler kesilmiş bu iki insanı inceliyorlardı. Üniformalı adamlardan biri elinde mikrofonla sahneye çıktı. Kafasını önüne eğip beyaz takım elbiseli adama elinde tuttuğu mihrofonu uzattı ve birkaç adım geriledi. Daha sonra arkasını dönüp sahneden uzaklaştı.

Neydi bu şimdi? Saygı mı? Korku mu? Bu adamlar kim? Niye herkes simsiyah giyinirken bu iki kişi beyaz giyinmiş? Neden bizi buraya getirdiler? Sorulacak o kadar çok soru vardı ki bunlar sadece birkaç tanesi. Düşüncelerimden sıyrılıp gerçeğe dönmemi sağlayan beyaz takım elbiseli adamın sesiydi. Kalabalığın dikkatini çekmek için hafifçe öksürdü. O birkaç saniyede onları inceleme fırsatı yakalamıştım. Adam, beyaz takım elbisesi uyumlu beyaz ayakkabı giymişti. Beyaz saçları v yeni çıkmaya başlayan beyaz sakalları yüzünde yaşının getirdiği kırışıklar vardı. Kadına baktığımda ise beyaz elbisesi, ayağındaki aynı renkli topuklu ayakkabıları v sıkı bir topuz yaptuğı beyaz saçlarıyla fazlasıyla asil g,rünüyordu. Adam konuşmaya başladığında bakışlarımı kadından çekip tekrar adama yönelttim.

"Sevgili halkım." Nereden halkı oluyormuşuz onun? "Biliyorum hepiniz sizi neden buraya topladığımız düşünüyorsunuz. Sİze vakti gelince herşeyi açıklayacağım. Ama önce kendimi ve eşimi tanıtmak istiyorum.Ben Kuzgun Yılmaz," eliyle yanında duran kadını işaret ederek "Bu güzeller güzeli kadın ise benim eşim, Belgin Yılmaz." Kadına doğru bakarak gülümsedi ve benim yüzüm anında buruştu. Herkes sesini çıkarmadan onları izliyor, ne söyleyeceklerini ne yapacaklarını merakla bekliyorlardı. en sonund kalabalıktan bir adam dayanamayıp "Siz kim oluyorsunuz da bizi buaraya topluyorsunuz? Madem topladınız bari nedenini söyleyin. Bir açıklama bekliyoruz." diyerek çıkıştı. Kalabalığın.oğu adama hak vererek onlarda sesini duyurma çalıştı. Annemin ne durumda olduğunu ,ğrenmek i.in yanıma baktığımd onu sessizce karşıya bakarken yakaladım. Birşeyleri kabullenmiştir gibiydi ama sanki kendi de bilmiyordu neyi kabullendiğini. Ona baktığımı fark ederek gözlerini bana çevirdi ve ben sadece boş bakan bir çift gözle karşı karşıyaydım. Bu kadar.abuk pes sttiğine inanamıyordu. Üstelik daha hiçbir şey belli değilken. Daha fazla dayanamayarak g,zlerimi ondann çekip gözlerimle babamı aramaya başladım. Neredeydi? Az,nce yanımdaydı. Şimdi nereye kaybulmuş olabilir ki? Anneme soramayı düşündüm ama onun daha kötü olduğu aklıma gelince fikrimi değiştirdim. Kendimi, bir tanıdığını gördüğüne ve kalabalıktan dolayı geri gelemediğine inandırdım.

Etraftaki sesler yükselmeye başladığında sessiz kalıp olanları gözlemlemeye başladım. gözlerimi kalabalıkta gezdirir korkmuş ve ağlamaktan kıpkırmızı olmuş çocukları, onlara sarılıp korumaya çalışan anne babaları, öfkeyle karşısında durana askerlere ve bizi halkı sana beyaz kafaya hakaret edenleri, onları susturmaya çalışan ünifıormalıları, kendilerini o askerimsi insanların şiddetinden koruamak için karşısındakilere saldıran kasabalıları ve tüm bu olanları dudağında tebessüml izleyen beyaz kafayı izledim. O sırada gözlerim bana bakan deniz rengi gözlerle karşılaştı. Yİrmilerin başınada görülen bu çocuğu daha önce bu kasabadan gördüğümü hatırlamıyordum. Gerçi kasaba da tanıdığım kişi sayısı beş parmağı geçmezdi. İki el ateş edilen silah sesiyle yerimde sıçradım gözlerim hemen siah sesinin geldiği yere, sahneye, kaydı. Kalabalıktan çıkan sesler kesilmiş herkes korku ve endişe içere bakışların etrafa yolluyordu. Sessiz çığlıklarımızı bölen Kuzgun Yılmaz elinde mikrofonu konuşmaya başladı.

"Buraya gelirken sorun çıkarmamanızı dilemiştim. Ama görünen o ki bize itaat etmek yerine karşı çıkmayı tercih ettiniz. Galiba fark etmediniz fakat hayatlarınız bizim elimizde ve siz yaşamak yerine ölmeyi tercih ettiniz." Şimdi anlaşılmıştı işte bizi buraya toplamalarının sebebi. Onlara itaat etmemizi istiyorlardı. Peki ne için? Bizim itaat etmemizi neden istiyorlardı?

Adamın söylediklerinden sonra herkes çocuklarına veya sevdiklerine sarıldı. Anneme dönüp baktığımda o da bana baktı. Gözleri artık boş bakmıyordu. Gözlerinde tek bir şey vardı. Ölüm.

" Merak etmeyin gençler siz bize lazımsınız. Asıl ölecek olanlar aileniz. Aslında ölümü seçmeleri işime geldi çünkü eğer yaşasalardı tamamen bize itaat etmezdiniz." Bizdik değil mi? Aslında onun itaat etmesini istediği kişi bizlerdik. Ailelerimiz değil bizlerdik. Annemin elini tutup buradan kaçabilecek bir yerimiz olup olmadığını anlamak için kendi etrafımda döndüm. Yoktu... Bİnaların çatısına kadar her yerde askerler vardı. Sıkışıp kalmıştık.

" Dostlarım merak etmeyin lütfen. Çocuklarınız bize emanet." dedikten sonra üniformalı adamlara eliyle işaret verdi. "O zaman Katliam başlasın."

Üniformalılar ellerindeki silahları kalabalığa doğrulttuğunda herkes çığlık atıp bağırmaya ve telaşla kaçmaya başladı. Silah seslerini duymaya başladığımda dizlerimin üzerine çömelip gözlerimi sıkıca kapattım ve ellerimi kulaklarıma doğru bastırdım. Her şeyin koca bir kâbustan ibaret olmasını diledim.

En sonunda hiç bitmeyecekmiş gibi gelen silah sesleri sustuğunda titreyen ellerimi kulaklarımdan çekip yavaşça gözlerimi açtım. Çok sıkmaktan net göremeyen gözlerim daha net görmeye başladığında tekrar kapatıp bir daha açmamayı diledim. Annemi kanlar içinde yerde görmek yerine sonsuza kadar görmemeyi istedim.

Yerde dizlerimin üstünde yürüyerek annemin yanına gittim. Kalbinin bir karış altından vurulmuştu. Çok fazla kan vardı. Çok fazla. Ellerimi yarasının üstüne bastırmaya başladım. Annem, yarasına bastıran ellerimin üstüne elini koyup hafifçe sıktı. Gözyaşlarım da tıpkı annemin kanları gibi dinmek bilmiyordu. Gözlerim bu sefer yaşlardan dolayı bulanıklaştı. Kafamı anneme doğru çevirdim. Ağzını bir şey söylemek için açtığında tek çıkan ses acı dolu inlemesi oldu. Acı çektiğini bilmek daha fazla ağlamama sebep oldu. Kafamı eğip gözyaşlarımı koluma sildim. Bir yandan da yarasına bastırmaya devam ettim. " Her şey çok güzel olacak annem. Sakın kendini bırakma." Kafamı kalabalığa çevirip babamı bulmaya çalıştım. Ama görebildiğim tek şey ailesi başında ağlayan çocuklardı. Gözlerim yine aynı kişiye takıldı. Deniz gözlü çocuk on altı ya da on yedi yaşlarındaki genç bir kıza sarılmış onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Tekrar gözlerimi anneme çevirdim. " Babam gelecek ve bizi buradan kurtaracak anne. Her şey çok güzel olacak inan bana." Kafamı öne eğip gözyaşlarımı saklamaya çalıştığım sırada annemin kısık çıkan sesi kafamı kaldırıp ona bakmama sebep oldu.

" Kaç kızım. Kaç Anka. Sen çok güçlü bir kızsın ne yaparlarsa yapsınlar sen her şeyin altından kalkarsın." Daha sonra benim ona söylediğim şeyi bana geri iade etti. " Sakın unutma, her şey çok güzel olacak. İnan bana." Dudaklarına bir tebessüm kondurmayı başarabildiğinde elimin üstündeki eli gevşedi. Gözleri yavaşça kapandı.

Hayır gidemezdi. Benim annem ölemezdi.

" Anne! Anne lütfen beni bırakma. Anne, hayır seni kaybedemem. Aç gözlerini. Anne!"

Ne kadar yalvarsam da fayda etmiyordu. Gözlerini açmıyordu. Annem beni bırakıp gitmezdi, gidemezdi. Kafamı göğsüne koydum. Bunu yapmayı çok severdim. Annemin göğsüne yatıp kalp atış sesleriyle huzur bulmayı çok severdim. Ama eskiden bana huzur veren o sesler şimdi yoktu. Gözyaşlarım daha çok akmaya başladı. Hayır, benim annem ölmedi. Bütün bunlar sadece kötü bir kâbus.

Koluma dokunulduğunda kafamı kaldırdım. Üniformalı adamlardan biri kolumdan tutmuş beni kaldırmaya çalışıyordu. Ama ben kollarımdaki son gücü anneme sıkıca sarılarak kullanmıştım. Adam annemi bırakmadığımı görünce sinirledi ve kollarımdan daha sıkı tutup çekti. Adam bu sefer başardığında gülümsedi ve sürüklemeye başladı. Kollarım güçsüzce iki yana düştü. Çevreme baktığımda diğer çocuklar ve gençlerin de tıpkı benim gibi bir arabaya bindirildiğini gördüm. Arabaya binmeden önce kolumda hissettiğim acıyla yüzümü buruşturdum. Gözlerim kayıyordu. Görüşüm bulanıklaşmıştı. Kendimden geçmeden önce gördüğüm son şey ise tüm bu olanların sorumlusuydu.

Kuzgun Yılmaz'dı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.