“Acı” Aslında çok küçükken bu kavramın ne anlama geldiği hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Sonuçta benim için acı diye bir şey yoktu annem ve babamla mutluydum yani bir zamanlar… Bu nedenle beni şımarık savaş bilmeyen bir tek kendini düşünen bencil bir prenses sanıyorlardı. Bu nedenle hiç arkadaşım yoktu ama şikayetçi değildim arkadaşım olmadığı için onlarla geçirecek vaktim de yoktu bundan dolayı da kendimi daha çok eğitime verdim. evet kitap eğitimi ders eğitimi aldım fakat kendimi gizli gizli de olsa kılıç eğitmenliğine adadım. Annem bunun farkındaydı.Buna rağmen savaşta beni yanına almadı ve kaybetti…Beni ambarda saklamıştı bunun nedeninin babam olduğunu çok uzun süre sonra öğrendim. Artık hiçbir şey umrumda değildi. Sadece intikam istiyordum babamdan intikam almak. Babamın ve annemin birbirlerine karşı sadık olduğunu söylemiştim.Fakat ben küçükken öyle sanıyormuşum anneme gece duydum bağrışmaları söyleyince.Annem babamla aralarının çok iyi olduğunu yüksek ihtimalle benim yanlış duyduğumu söyledi . Fakat geceleri ağladığını görünce babamla olan kavgaların anladım.Yapacak bir şeyim yoktu şu an tek istediğim şey intikam babamın aç gözlülüğü yüzünden annem ve erkek kardeşimi kaybetmiştim sadece intikama açtım! Babamdan intikam alacaktım onu öldürüp tahtına geçecektim…Bunları yapmak için Varis Okuluna gidecektim.Kararlıydım gözüm karaydı içimde sadece intikam ateşi vardı.Bunları düşünerek Köye Doğru ilerledim. Bu köye de çok fazla Demir maadeni olduğu için “Gümüş Köy” ismi takılmıştı.Hilal’le ilerlerken insanların bana garip garip baktığını fark ettim.Aklım o an başıma geldi onlardan farklı giyiniyordum.Onlar daha çok gümüş takılar zincirler ile donatılmış kıyafetler giyerken ben siyah bir elbise ve kızıl taşlı bir taçla dolaşıyordum.Gördüğü ilk dükkana girdim burada çok fazla demir olduğu için haliyle zincir süslemeli kıyafetler ucuzdu.Burada be kadar süre kalacağımı bilmediğim için 3-4 parça kıyafet alarak dolaşmaya başladım.Küçük bir köydü,Hilal’i bir çite bağlayarak otel aramaya koyuldum aslında bu küçük köyde en fazla pansiyon olabilirdi ama şansımı denedim. Gerçekten çok fazla pansiyon vardı aralarından bir tane seçtim ve içeri girdim:
-Merhaba!Kimse yok mu?
-Size nasıl yardımcı olabilirim?
Ak sakallı yaşlı kısa bir adam arkamda belirivermişti.Adama doğru dönerek:
-Ben orta büyüklükte bir oda istiyorum
-Tabii ki kaç gün kalacaktınız?
-Aslın da bilemiyorum buraya misafir olarak yeni geldim ve
gezilecek çok yer var gibi duruyor.
Tabii ki gerçek amacımı söyleyemeyeceğim için tamamen bir uydurmaydı.Adam şaşırmış bir şekilde baktı sanırım o da burada gezilecek çok bir yerin olmadığının farkındaydı.Yine de pek önemsemeyerek:
-O halde siz kalabileceğiniz kadar kalın gideceğiniz zaman ücretini ödersiniz gerçi çok kalacağınızı zaten pek sanmam.
Zorunlu bir gülümsemeyle anahtarı aldım ve odama çıktım.Hızlı bir duş aldıktan sonra kendimi dışarı attım. Hilal’i aldım ve otele doğru tekrar yürümeye başladım.Hilal benim canımdan çok sevdiğim atımdı onu ilk aldığım günü çok net hatırlıyorum 16. Yaş günü hediyem di onu ilk gördüğüm anda gözlerindeki cesareti ve kararlılığı gördüm aynı zaman da bembeyaz görünşüyle Ay’ı anımsatıyordu, bu nedenle ona Hilal ismini vermiştim.
Otele geldiğim de çoktan gece olmuştu Hilal’i otelin ücretli sunduğu ahıra bıraktım ve odaya girdim.Uyumayalı çok uzun zaman olmamıştı ama kendimi çok yorgun hissediyordum.Hemen giysi dükkanından aldığım pijamaları üstüne geçirdim ve uyudum.Bu köyde pijamalar bile abartılıydı üstünde gümüş zincirler vardı onları gecenin bir vakti koparıp öyle uyuyabilmiştim. Sabah dışarıdan gelen seslerin gürültüsüyle uyandım.Yatağımın hemen üstünde ki küçük pencereyi açtım. Dışardakilerin babam için bağrıştığını görünce şoke oldum.Tek tek köyleri mi geziyorlardı yoksa beni bulmuşlar mıydı ,beni bulmaları imkansızdı hiçbir iz bırakmadan kaçmıştım.Ayrıca buraya elimi kolumu sallayarakta girmemiştim üstümde saçlarımı ve bedenimi gizleyen bir pelerin vardı onları sadece uyurken çıkarmıştım.Birden elim istemsizce kolyeme gitti…
Bu kolyeyi annem bana vermişti. 7-8 yaşlarındaydım…
-Vanessa
-Kraliçem beni neden buraya çağırdınızı öğrenebilir miyim?
-Tatlım başbaşayken bana Kraliçe demene gerek yok lütfen anne de
-Peki anne şimdi beni neden buraya çağırdınızı öğrenebilir miyim?
-Aceleci gibisin prensesim bir sorun mu var?
-Hayır anne sadece prens Darknees’ a bahçeyi gösterecektim kılıç savaşı yapıcaktık.Tabii tahta kılıçlarla
-Peki o halde direk söze gireyim bu kolyeyi almanı istiyorum çok sıkıştığın bir anda tıpayı aç ve içindeki sıvıyı iç
-Peki anne,ama için de ne varki?
-Sana 16. Yaş günün de anlatacağım
-Peki o zamana kadar içersem
-Sana hiç kimse zarar veremez tatlım
Hiç arkadaşım olmadığı doğru ama prens Darkness benim 8. Yaşımı kutlamak için partiye gelmişti.Sonra sürekli görüşmeye başladık ama maalesef 18 yaşımız da ikimizde bıraktık evet ikimizde aynı anda bıraktık nedenini bilmiyordum o bana gelmeyince bende onunla görüşmeyi kestim.Ama zaten o görüşmeyi kesmese bile ben kesicektim.Çünkü, artık kendimi kılıç eğitmenliğine çok adamıştım.Annem bana eğitmenlik yapıyordu bende onun gibi olmak istiyordum…
Elimi kolyeme götürdüğüm zaman içimden bir küfür savurdum.Kalp şeklindeki cam şişe kırılmıştı üstünde küçük bir delik vardı büyük ihtimalle kırmızı sıvı buradan dökülmüştü.Normalde asla panik biri değilimdir ama bu sefer stresten ölüyordum. Hemen aşağı indim pansiyon sahibine asla yerimi söylememesini aksi halde kafatasını pansiyonun girişine süs olarak asacağımı söyledim tir tir titremeye başladı ve kabul etti. Odama çıkarak yakalanmayı göze alamazdım yaşlı adamı ne kadar tembihlemiş olsam da zorla yukarı çıkabilirlerdi.Babam bir şey isterse onu aldırdı bunda kral olma etkisi haricin de hırslı bir adam olması da vardı.
Sabah büyük bir gürültüyle uyandım.Öyle büyük bir gürültüydü ki bu sabah 00.07 de kalkan ben 00.05 de kalkmıştım. Yatağımın hemen yukarısındaki pencereden dışarı baktığımda dehşete kapıldım… babam evet babam gelmişti halk onu karşılıyor şövalyeler onun yanından yürüyorlardı. Şok oldum Beni bulmak için tek tek köyleri mi geziyorlardı yoksa farketmeden yerimi belli mi etmiştim. Fakat arkamda hiç iz bırakmadığıma emindim.Birden elim istemsizce annemin bana 8. Yaş günümde hediye ettiği kolyeye gitti…
O an içimden bir küfür savurdum.Kolyem delinmişti içinde kırmızı bir sıvı olan kolyemin içinde çok az kalmıştı bu sıvı.Yüksek İhtimalle dökülen sıvıyı takip ederek bulmuşlardı. Hemen aşağı indim yaşlı pansiyon sahibi çok şaşırmıştı. O an içimden tekrar bir küfür savurdum pelerinimi almayı unutmuştum yaşlı adamın karşısında şuan kralın ve halkın aradığı Prenses Vanessa duruyordu. Yapıcak bir şeyim yoktu büyük ihtimalle babam benim için büyük ödül koymuştu.Yaşı adam tam bağıracakken ne olur ne olmaz diye yanıma aldığım kılıcı boynuna geçirdim yaşlı adam yere yığıldı. Hemen üstüme pelerinime geçirdim eşyalarımı topladım ve camcıya gittim ve bağırdım
-Beyfendi! Beyfendi!
Büyük ihtimalle kralı karşılamaya gitmişti.Kolyemi nerede yaptıracaktım? İçer İçerdeki masanın üzerinde bir kitap buldum bu kitapta camcılık ile ilgili bilgiler vardı cam Bir bardağın nasıl tamir edileceği yazıyordu. Yazan yöntemi kullanarak 5 yeni yarayla kolyemin delinen yerini tamir ettim. Koşarak ormana doğru ilerledim önüne su ve elma bıraktırdım Hilal onu bağladığım ağacın altında yemek yiyordu. onu bağladığım yerden aldım üstüne bindim Ormanın derinliklerine doğru gittik. Neredeyse öğlen olmuştu, Hilal‘i yine bir ağacın altına bağladım ve uzandım. Soluk soluğa kalmıştım büyük bir nefes aldım ve gözlerimi kapadım kolyemi aldım, güneşe doğru tuttum.Bu kolye benim için çok önemliydi annemin bana hediyesi olmasıyla birlikte beni tehlikelere karşı koruyacaktı yani annem bana böyle demişti Ona ilk sahip olduğum günü hatırladım:
Annem beni yanına çağırmıştı. Yanına gittim şövalyeler bizim yalnız bıraktı.
-Kraliçem beni çağırmışsınız
-Tatlım yalnız olduğumuz da bana anne diyebilirisn
-Peki anneciğim, beni neden çağırdın?
-aceleci gibisin tatlım bir sorun mu var?
-Üzgünüm anneciğim Darknees’la kılıç çalışacağım da yani tabii tahta kılıçla
Darknees benim çocukluk arkadaşımdı onunla 8. Yaş doğum günümde tanışmıştık.Ben oyuncak dükkanına gitmek isteyince annem beni götürmüştü.Onu ilk orada görmüştüm neredeyse bütün çocukların bebekler veya arabalara bakarken onun oyuncak kılıçlara bakması ilgilimi çekmişti.Bende oyuncak bir kılıç almak İstediğim için onun olduğu reyona doğru yaklaştım İstediğim kılıcı sectim ve o da benimkine benzer bir kılıç seçti. ona benimle bri düelloya olup olmadığını sordum kabul etti ve beni küçümsedi ben ise onu yendim şok olmuştu arkadaşlığımız böyle başladı ve 18 yaşıma kadar devam etti.Sonra birden beni ziyaret etmeyi bıraktı ve bende bıraktım. Bu arada annemle diyaloğumuz şöyle devam etti:
-Peki tatlım ben hemen konuya gireyim o halde, tatlım senden bir kolye almanı istiyorum
-güzel bir kolyeymiş ama nedenini öğrenebilir miyim anneciğim?
-Bu Bey bey kolyenin içindeki kırmızı sıvıyı tehlikede olduğun zaman içmeni istiyorum.
-peki anneciğim fakat şişenin içine kırmızı sıvı tam olarak nedir
-İçtiğin zaman öğreneceksin tatlım
Fakat ben başımın çağresine bakabildiğim için asla içmemiştim. Ama döküldüğünden dolayı içinde çok az kırmızı sıvı kalmıştı şişeyi tahmin ederken şişenin kan koktuğunu fark ettim ve çok şüphelendim fakat yine de tehlike anında olmadığım için içmek istemedim. Annemin beni yukardan izlediğini biliyordum ve ona sadık kalmak istiyordum.
Düşünürken birden aklıma diğer hedefimin neresi olacağı geldi. Krallığındaki haritacıdan aldığım bu haritada köylerin isimleri ve köylerle ilgili bilgiler yazıyordu. Sonraki hedefim kızıl köydü gümüş köyün aksine burası orta gelirli bir köydü. Varis Okuluna giden prens ve prensesler at arabalarında ki özel kapsüllerle gittikleri için Varis Okulununun yolunun üzerinde olmasına rağmen bu köyde hiç kalmazlardı bunun için bu köy hiç bilindik bir köy değildi. Bu nedenle haritada bu köyle ilgili çok fazla bilgi yazmıyordu, Sadece çilekleri ile meşhur olduğu ve gelirlerini çilek reçeli ve çilek satarak karşılayan bir köy olduğu yazıyordu. haritadaki yerini incelerken beni dehşete düşürecek bir şey fark ettim Köye giden yolda bir çatal vardı bu çataldaki sağ taraftaki yolda Varis Okuluna daha hızlı gidebileceğim bir patika vardı. Ordan gitmeye karar verdim.