Etrafı incelemeye başladım. Ama dikkatimi bir şey çekti. Bir kapı vardı. Ancak bu, bizim açtığımız kapı değildi. Kapı beyaz bir ahşaptandı ve kenarlarında altından süslemeler vardı. Sierra'ya seslendim.
"Sierra sanırım gözlerim bozuldu, şuraya bir bakar mısın?"
"Elisa bende sanırım halüsinasyon görüyorum."
Cesur kız yavaşça elini kapıya değdirdi.
"Hassiktir."
"Kapı gerçek Elisa."
Bende Sierra'nın ardından elimi kapıya yönlendirdim. Ve ahşabın dokusu sert bir şekilde kendisini hissettiyordu. Bir an cesaret geldi ve kapı kolunu aşağıya ittirdim. Sierra kapıyı çekti ve gördüklerimize inanamadık.
İçerisi uzay boşluğu gibi bomboştu. Tamamen bomboş. Etraf simsiyahtı. Ve aklıma delice bir fikir geldi.
"Sierra bu kapıdan içeri girmeliyiz."
"Ne? Sen delirdin mi? Bu ne olduğu belli olmayan kapıdan içeri mi gireceğiz?"
"Ne olursa olsun, kardeşlerimin katili orada olmalı."
"Hazırlık falan yapmayacak mıyız?"
"Bu kapı her an kapanabilir."
"Tamam. Hadi gidelim."
Sierra elini uzattı. Bende ona uzattım. Ve el ele tutuşarak kapıdan içeri girdik.
Bir süre gözlerimi kapattım. Daha sonra merak duygusuna kapıldım ve açtım.
Burası çok ilginçti. Ama asıl ilginç olan, bir kaç dakika sonra kendimizi turuncu yaprakların arasında bulmamızdı. Bir ormandaydık ve ormanda ki tüm ağaçlar yapraklarını dökmüştü. Turuncu rengi etrafı kuşatıyordu. Ve her ne kadar burada olmamız bir hata olduysa da, bu görüntü harikaydı.
Kendimi tir tir titrerken buldum. Üzerimde ki eşofman ve crop ikilisi bu havaya uygun değildi ve kesinlikle burası için değildi. Sierra'nın üstünde şort ve tişört vardı. Bahse varım benden daha çok üşüyordur.
Hızla ayağa kalktım. Ve etrafı dikkatlice inceledim. En azından sığınacak bir yer olmalıydı. Bu soğukta bize ne olurdu?
Arkama baktığımda artık geri dönme şansımız olmadığını gördüm. Kapı gitmişti.
Sierra'nın elinden tuttum ve onu da kaldırdım.
"Hadi bu soğuktan korunacak bir yer b-bulalım."
Son kelimemde kendime engel olamadım ve sesim titredi.
"T-tamam."
Onun sesi de titriyordu. Hemen yürümeye başladık. Biraz daha hızlı gidiyorduk çünkü hava cidden soğuktu ve kendimizce en ufak bir çözüm bulmuştuk.
Biraz daha yürürken bir yere çarpma sonucu artık yukarıdaydık. Evet, çarptığımız yer bir tuzaktı. Kurtulmaya çalışıyordum ama olmuyordu. İpten bir tuzaktı, yanımda her zaman taşıdığım çakmağımla yakabilirdim. Ama ayak sesleri duyduğumda bu fikri kenarı attım.
Gelen birisi değildi, sayabildiğim kadarıyla bir düzine adamdan fazlalardı. Bize baktılar.
"Beyler bu akşam ki avımız tuzağa yakalanmış."
Son kelimeye odaklanamadım. Ve hızla sordum.
"Pardon? Bu akşam ki avdan bahsederken?"
Etrafıma baktım. Hayvan var mı diye. Ama yoktu.
"Pişt, sizden bahsediyorum."
Korkunç bir şekilde ona baktım.
"NE!"
"SİZİ YAMYAMLAR!"
"ŞEREFSİZLER!"
"NESİNİZ BE SİZ!"
Çığlıklarım sertçe aşağıya düşmemle kesildi. Aşağıya düşerken hiç konuşmayan Sierra'da bağırmıştı. Popom yerle sert bir şekilde buluştuğunda bende bağırdım.
"Acıdı!"
Bize aldırış etmeden sırtlarına aldılar ve bir yere doğru gittiler. Sonunda kahverengi büyük bir kapı gördüğümde içim hiç rahatlamamıştı. Bizi tutan şeyler oraya yöneldi. Kapıyı açtıklarında büsbüyük bir kazan, bir masa ve bir sürü sandalye gördüm. Bi de yanlarında kafes vardı. Adamlar ikimizi de içeri attılar. Kendileri başka bir dilde konuşmaya başladılar. Bende Sierra'ya fısıldadım.
"Merak etme buradan çıkacağız."
Elini bir güven ifadesi olarak sıktım.