...Ama bu defa atladığı bir şey vardı.
Kapıyı kilitlememişti.
Tekrar kaçarım diye hiç mi korkmuyordu? Anlamayarak arkasından ağzım iki karış açık bir şekilde kapıyı izledim. Ayrıca o hallerin neydi Nisa Allah aşkına? Adamın içine düştün resmen.
Ellerimi yüzüme kapatıp sessizce tepinmeye başladım. Rezil olmak konusunda üstüme tanımıyordum gerçekten. Yerden destek alarak ayağa kalktım ve pencerenin yanındaki berjere, dizlerimi karnıma kadar çekerek oturdum. Yüzümü dizlerime yasladım ve rezilliğim aklıma geldikçe daha da çok çıldırdım.
Güneş artık tamamen doğmuştu ve havada tek tük bulutlar vardı. Uçarak süzülen kuşlar sanki gökyüzünün eksik parçalarıymış da tamamlanmışçasına neşe ile şakıyorlardı. Kapının önünde duran Irmak ve Ömer'i fark ettiğimde gizlice onları izlemeye başladım. Irmak, gözyaşları içinde Ömer'e bir şeyler söylüyordu ama buradan ne konuştukları asla anlaşılmıyordu. Ömer, sinirli ama nazik bir şekilde Irmak'ı kollarının arasına aldı ve bedenini sıkı sıkı sardı. Bir süre daha öyle kaldıktan sonra birbirlerinden ayrıldılar ve Irmak ağlayarak kendi arabasına doğru yürümeye başladı. Ömer ise arkasından duygu dolu gözlerle tüm hareketlerini ezberlemek istercesine onu izliyordu. Araba gözden kayboluncaya kadar Ömer orada dikilmeye devam etti ve biraz daha öyle durdu. En sonunda gözlerini sıkıca yumup derin bir nefes aldı. Sanki yeryüzüne bile sığamıyor gibiydi.
Daha faza dayanamayarak adımlarını eve doğru yönlendirdi ve isteksiz bir şekilde yürümeye başladı. kapıyı birkaç kere tıkladıktan sonra bir adım geriledi ve Ekin'in açmasını bekledi. Biraz daha bekledikten sonra kapıyı tekrar çaldı. Ekin kapıyı açmamaya devam ettikçe o da inatla kapıya vuruyordu. Ekin bu duruma daha fazla dayanamayarak kapıyı açtı.
-Ne var Allah'ın cezası?
Bir insan bu kadar mı öküz olurdu ama? Öyle bir ses tonuyla söylemişti ki ben yerin dibine girmiştim.
-Ekin!
Ömer hala sinirini üzerinden atamamış bir şekilde Ekin'i süzüyordu.
-Ne söyleyeceksen söyle ve defol git!
-Ekin, önemli haberlerim var.
-Beni mi sınıyorsun lan, söyle işte ne söyleyeceksen.
Konuşmaları duyabilmek için cama biraz daha sokuldum. Bir yandan da görünmemeye çalışıyordum.
-Galiba Eren ağabey yaşıyor.
-Ne diyorsun lan sen? Ne demek Eren ağabey yaşıyor?
-Onu bilmiyorum henüz ama bu işin içinde Akif amcanın da parmağı var.
-BABAMIN MI?
Babasının mı? Kalbim yalnızca atmıyordu artık yerinden çıkacak gibiydi ve ben duyduklarıma inanamıyordum. Ekin benden daha beter bir haldeydi. Duydukları karşısında büyük bir çığlık atarak elini büyük bir sinirle duvara vurdu, vurdu, vurdu... deli gibi duvara yumruklar savuruyordu. Gözü dönmüş gibiydi resmen. Ömer Ekin'i sakinleştirmek adına kolundan tutup kenara çekmeye çalıştı ama başaramadı. Ekin'de deli kuvveti varmış gibi yerinden kımıldatamıyordu. En sonunda kuvvetini biraz daha Ekin'in üstünde kullanınca onu diğer tarafa fırlattı ve Ekin dizlerinin üstüne düştü. Yanına gidip omuzlarından sıkıca kavrayıp kendisine bakmasını sağladı. İkisi de göz göze gelince Ömer, Ekin'in kızarmış gözleriyle karşılaşınca bir an afalladı ama hemen kendini toparlamaya çalıştı.
-Kardeşim, sakin olmalısın! Bu iş burada bitmiş değil henüz, bu oyunu bize neden oynadıklarını elbet bulacağız. Bulacağız ve bunun hesabını onlardan soracaksın.
-Nasıl öğrendin bunu?
-Babanı takip ettim. Elinde bir çanta dolusu parayla Eren ağabeyin yanına gitti. Büyük bir ihtimalle yurt dışına kaçacak.
-Bunu nasıl yaparlar lan? Bu acıyı bize neden yaşattılar? İki yıldır çektiklerimi görmediler mi? Irmak ne hale geldi? Hiç mi vicdanları sızlamadı bize bu yalanı söylerlerken?
-Öğreneceğiz kardeşim sabret. Hepsinin cevabını bulacağız.
Ekin artık titremeye başlamıştı. kendini sıksa da gözle görülür bir şekilde belli oluyordu. Nefes alamıyormuş gibi başını göğe kaldırdı ve göğsüne derin derin nefesler doldurmaya başladı.
-Neredeler şimdi? Babam nereye götürdü o paraları? Ağabeyim nerede?
-Her şeyin bir zamanı var Ekin. Biraz daha beklersen...
-Başlatma zamanına, neredeler dedim sana çabuk söyle.
-Ekin yapamam, sen olay çıkartırsın orada.
-Lan söyle!
-Olmaz!
Ekin birdenbire öfkeyle Ömer'in yakasına yapıştı ve suratına yumruk attı. Ben ikinci şokumu yaşarken Ömer hiçbir şey olmamış gibi patlayan dudağından akan kanı elinin tersiyle sildi.
-Yapamam dedim sana Ekin, söyleyemem. Kendine bir bak, ne haldesin görmüyor musun lan? Ben şimdi sana yerlerini söylesem sen sinirle gideceksin ve işler daha da büyüyecek.
-Sence bu benim umurumda mı?
-Değil, farkındayım ama bunu sana yapamam.
-Ömer söyle!
-Söyleyemem!
Ömer'de sinirle Ekin'e bir yumruk attı. Ekin afallayarak Ömer'e döndü. Belli ki böyle bir şeyi beklemiyordu. Gözünün altı kıpkırmızı olmuştu, zamanla da moraracaktı belli ki. Sinirle ayağa kalktı ve eve doğru yürüdü. Ben telaşla yatağa doğru koştum ve hiçbir şey olmamış gibi beklemeye başladım. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve Ekin'in dağılmış yüzü belirdi. hızla yanıma gelip kolumdan tuttuğu gibi peşinden sürüklemeye başladı. dış kapıya doğru yürüyünce ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Ömer bizi görünce duruşunu dikleştirdi ve Ekin'in hareketlerini izlemeye başladı. Ekin belinden bir silah çıkarınca neye uğradığımı şaşırdım. Olduğum yere çivilenmiştim, bedenim kaskatı olmuştu. Gözümden bir damla yaş akınca bakışlarımı Ömer'e çevirdim. Ona yalvaran bakışlar atarak beni kurtarmasını bekledim.
-Yerlerini söylüyor musun yoksa kızı öldüreyim mi? Karar senin.
-Ekin saçmalama, bırak o silahı. Pişman olacağın şeyler yapma.
-İnan bana şu an çok ciddiyim Ömer. Konuşmadığın sürece kız ölecek.
-Ekin kızı karıştırma onun bir suçu yok, yapma bunu.
-Söyle!
Kulaklarım tüm seslere kapanmış gibi uğuldamaya başladı. Dünya etrafımda dönüyormuş gibi başım dönüyordu ve ayakta durmakta zorlanıyordum. Ekin sinirlenerek silahı kafama daha çok yaklaştırarak delirmeme neden oldu. Ömer ile göz göze geldik o an. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı, Ömer'de bunun farkındaydı ama elinden gelen bir şey yoktu.
-Ekin, bak sakin ol! Sen bu haldeyken mantıklı düşünmen imkansız.
-Çok mu düşünüyorsun lan beni? Söyle o zaman yerlerini hem sen kurtul bu işten hem de bu kız kurtulsun.
-Ekin, yapamam.
-Son kararın mı?
-Evet!
-Sen bilirsin. Üçten geri sayıyorum o zaman, görüşürüz güzellik. Üç...
Nefesimi ciğerlerime öyle bir doldurdum ki... Birazdan alamayacağım o nefes... Gözüm kararıyordu. Her an o kurşun silahtan çıkıp beynime saplanabilirdi. Bu düşünce sanki karnıma birisi bıçağı saplayıp çıkartıyormuş hissi uyandırdı. Gözlerim Ömer'i bulduğunda dehşetle açılmış gözlerle Ekin'i izliyordu.
-Ekin saçmalama!
-İki...
-Ekin hayır!
Gözlerimi sıkıca yumup nefesimi tuttum.
-Bir...
Ve bir el silah sesi...