Evet ya, lisedeki o olaylı günde gördüğüm o yabancı gözler...
Arkamı döndüğümde birkaç sıra ötede oturan gence baktım. Önüne eğilmiş masanın üstündeki resim kağıdına bir şeyler karalıyordu. Gölgesi bütün kağıdı kaplamıştı. Dikkatlice onu süzmeye devam ederken göz göze gelince kendimi toparlayıp önüme döndüm. Onu nasıl hatırladığımı anlayamamıştım. Aradan iki yıl geçmişti ve sadece gözlerini görmeme rağmen tanımıştım. Zaten o ela gözleri unutmak mümkün değildi.
Ders bitiminde Doğa'yı arayıp nerede olduğunu sordum. Üniversitenin kantininde olduğunu söyleyince eşyalarımı toplayıp hızla amfiden çıktım. Tüm ders boyunca bakışlarını sırtımda hissettiğim için vücudum bir an için ürperince adımlarımı daha da hızlandırmıştım.
Kantinin kapısından içeri girince gözlerim Doğa'yı aramaya başladı. Görüş alanıma girince biraz olsun rahatladım ve emin adımlarla yanına gittim.
-Nasıl geçti ilk dersin kuzum?
-Doğa bilmem hatırlıyor musun ama hani lisedeyken birisi alarmı çalıp kaçtığı gün beni birisi izliyor demiştim.
-Evet, hatırlar gibi oldum. Ne oldu ki bunu söylüyorsun şimdi?
-Az önce beni izleyen çocukla aynı amfideydim.
-Nasıl yani? Sen ciddi misin? yanlış görmüş olmayasın?
-Eminim Doğa. O gözleri unutmam mümkün değil.
-Ne yapsak polisi mi arasak acaba?
-Saçmalama Doğa ne diyeceğiz polislere "Alo memur bey lisedeyken beni birisi izlemişti, bugün aynı kişiyle tekrar karşılaştım gelip onu tutuklar mısınız?" mı diyeceğim.
-Doğru, saçmaladım. Ee ne yapacağız peki?
-Emin değilim. Neyse ben kahve alacağım kendime ister misin?
-Yok tatlım ben içtim. Sen kendine al sadece.
-Tamam.
Doğa'nın yanından ayrılıp büfeye doğru yürümemle olduğum yerde çakılmam bir olmuştu. O çocuğu tekrar görünce afallayıp Doğa'nın yanına koştum.
-Doğa kalk gidiyoruz.
-Ay nereye hemen?
-O burada. Çabuk kalk, gitmemiz lazım.
Doğa bir an neye uğradığını şaşırsa da hemen çantasını toparlayıp masadan kalktı ve yürümeye başladık. Elimden geldiğince sakin olmaya çalışsam da olmuyordu. Nefesimi düzene sokmaya çalışırken bir yandan da yürümeye çalışıyordum. Niye bu kadar paniklemiştim emin değildim ama çocuğun bakışları içimin ürpermesine yetiyordu.
Kantinden çıkınca onun da yavaş yavaş arkamızdan geldiğini fark edince titremeye başladım. Doğa benden daha çok korkmuştu. Güçlü olmalıydım. Bu ben değilim, benim bildiğim Nisa sakince düşünüp bir yol aramaya çalışırdı ama bu defa yapamıyordum.
Koşmaya başladığımızda o da koşunca Doğa daha çok panikledi.
-Nisa ne yapacağız?
-Sakin ol! Babamı arayacağım.
Telefonum çantamda olduğu için koşarken çantamı karıştırmakta biraz zorlanmıştım ama en sonunda telefonumu bulunca biraz olsun rahatladım. Hemen ekran kilidini açıp babamın numarasını tuşladım ve açmasını bekledim. Kahretsin. Telefonu kapalıydı. Doğru ya bugün toplantısı vardı, o yüzden telefonu kapalı olmalıydı. İçimden bir küfür savurarak koşmaya devam ettim. Doğa anlamaz gözlerle bana bakınca ne cevap vereceğimi bilemedim.
-Nisa, ne oldu?
-Babam telefonunu açmıyor.
-Ne demek açmıyor?
-Açmıyor işte Doğa.
-Hayır ya, olamaz!
Arkama bakmaya çalıştığımda bize daha da yaklaştığını görünce panikledim ve bir an ayağım takılınca yere kapaklandım. Doğa kolumdan tutup kaldırmaya çalışsa da bize yetişmişti ve Doğa'nın kolundan tutup başka yöne itti. Beni de kaldırıp bileğimi koparırcasına tutup ayağa kaldırdı. Doğa geri atağa kalkışsa da hemen silahını başıma yasladığı için olduğu yere çivilendi.
-Sakın yaklaşma yoksa arkadaşın ölür!
Gözlerimi yumup sadece sesleri dinliyordum. Ölümümün böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Yatağımda sessizce giderim diye hayal etmiştim hep. Acısız. Ama şimdi bu düşüncelerim bu haldeyken tuzla buz olmuştu.
kolumdan sürükleyerek beni yürütmeye başladığında silahı Doğa'ya çevirdiğinde korkum daha da artmıştı.
-Tekrar söylüyorum. Yaklaşırsan arkadaşın ölür!
Doğa korkudan mum gibi olduğu yerde durmaya devam edince beni yürütmeye başladı. Elindeki silahı tekrar kafama çevirince içimden bildiğim tüm duaları okumaya başladım. yanımıza yaklaşan siyah bir araba görüş alanımıza girince beni aceleyle arka koltuğa bindirip kendisi de yanıma kuruldu ve araba hareket etmeye başladı. Şoförün gözündeki güneş gözlüğünden dolayı yüzünü net seçememiştim.
-Hallettin mi?
-Hallettim kardeşim.
Acaba neyi halletmişti? Onlar kendi aralarında konuşmaya başladıklarında benim duyduğum ses sadece uğultulardan ibaretti. Araba yollarda hiç zorlanmadan su gibi akarak ilerliyordu. Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum ama ormanlık alana saptığımızda araba çakıllı yolda hareket etmeye başladı. Bungalov gibi bir ev önümüze çıkınca durduk ve beni sert bir şekilde arabadan indirdi. Ben ne kadar karşı çıkmaya çalışsam da benden katbekat daha iriydi. Bu yüzden ona karşı çıkmam imkansızdı.
İçeriye girdiğimizde evin iki katlı olduğunu gördüm. İçeriyi incelememe fırsat vermeden tekrar kolumdan çekiştirerek beni bir odanın kapısına kadar sürükledi. kapıyı açar açmaz beni içeri itince dizlerimin üstüne düştüm ve saçlarım yüzümü kapladı. arkamdan kapıyı kapatıp üstüne de kilitleyince gözlerim dolmaya başladı. Karanlık odanın içinde yapayalnız olduğum yere sindim ve ağlamaya başladım. Acaba annem ve babam öğrenince ne tepki vermişlerdi. Beynimin içinde bazı senaryolar kurunca daha çok ağlamaya başladım ve kafamı dizlerimin üstüne yasladım.
İçeriden bazı konuşma sesleri geliyordu ama ne konuştukları anlaşılmıyordu. Daha da çok kulak kabartınca biraz olsun netleşmişti.
-Şimdi ne yapacaksın Ekin? Kızı gerçekten öldürecek misin?
-Bilmiyorum Ömer. Amacım zaten katil olmak değil, babasının acı çekmesini istiyorum ama işler ters giderse son çare kızı öldürürüm.
Acımasızlığı kanımı dondurmuştu. Ne istiyordu benden ve babamdan?
-Ekin anlıyorum seni, o adam senin ağabeyini öldürdü ama biraz daha sakin davranır mısın?
-Sen beni aptal mı sanıyorsun Ömer? O adam benim abimi öldürmüşken onun acı çektiğini görmeden rahat durmam.
Bir an için babamın çalıştığı dosyalardan biri geldi aklıma. Ben daha lise üçteydim. Babam çatışma sırasında birini vurduğunu ve zanlının olay yerinde öldüğünden bahsetmişti. Adamın suçu neydi ve neden polisler tarafından arandığını sormak aklıma gelmemişti o zaman çünkü ben sadece öldüğü kısmına takılmıştım. Demek bu adam o zanlının kardeşiydi.
-Ben sana aptalsın demiyorum kardeşim ama biraz temkinli davransan fena olmaz. Hani kız polis çocuğu ya... Şimdi peşine düşecekler.
-Umurumda değil Ömer, isterse emniyet müdürü olsun. O adam benim ağabeyimi öldürdü. Sonucu ne olursa olsun cezasını çekecek.
Her ne kadar konuşmalarını dinlemek istesem de gözlerimi açık tutamıyordum. Beynim uyku komutlarını çoktan göndermeye başlamıştı. Olduğum yere uzanarak gözlerimi kapattım ve kendimi sonsuz bir derinliğe bırakmak ister gibi uykuya daldım.