İçeriğe geç

KATİL'İN GÜL'Ü

Bölüm 1 · 7 dk okuma

KATİL'İN GÜL'Ü

Bölüm 1

YABANCI GÖZLER

2 Yıl Önce

Bisikletin pedalları ayaklarımın altında çığlıklar atarken ben ara sokaklardan hızlıca geçiyordum. Sabah alarmını kurmayı unuttuğum için ilk derse geç kalmıştım. Yanımdan arabalar hızla geçerken kendimi sanki onlarla yarışıyormuş gibi hissediyordum. Tek derdim bugünü de bitirip sıcacık yatağıma kavuşmaktı. Hızımı biraz daha arttırıp Okulun kapısının yanına bisikletimi yerleştirirken müdür yardımcısı Arif hoca ile göz göze geldim.

-Yine mi geç kaldın Nisa? Bu gidişle sınıfta kalacaksın. Seneye sınav senen farkında mısın? Biraz kendine çeki düzen vermelisin.

Arif hoca yine klasik laflarını sıralamaya başlamışken aynı sakinlikle dinliyordum.

-Biliyorum Arif hocam.

-Farkında olmana sevindim(!) Bu defa niye geç kaldın?

-Valla hocam benim bir suçum yok alarm çalmadı.

-Alarm mı çalmadı yoksa yine kurmayı mı unuttun Nisa?

-Kurmayı unutmuş olabilirim hocam.

Elimi utancımdan enseme götürdüğüm sırada Arif hoca bana zavallıymışım gibi bakan gözlerini üzerime dikmişti. Sonra beni affetmiş gibi bakarak elini omzuma götürdü.

-Hadi sınıfına git, daha fazla geç kalma derse.

-Teşekkür ederim hocam.

-İyi dersler Nisa.

Sınıfıma doğru yol almaya başlamıştım ki okul koridorunu çok tiz bir ses doldurdu. Yangın alarmı çalışır çalışmaz sınıf kapıları teker teker açılmaya başladı ve öğrenciler koşarak okulu terk etmeye başladılar. Ben korkudan olduğum yere çivilenmiştim. Neler olduğunu anlamaya çalıştığım sırada koridorun sonundan bir çift yabancı gözün beni izlediğini fark ettim. Tam kim olacağına bakacakken Arif hocanın bana seslendiğini duydum.

-Nisa hadi ne bekliyorsun? Derhal dışarı! Duymuyor musun siren seslerini?

Ben şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırırken Arif hocanın lafını ikiletmeyip dış kapıya yöneldim. Ben yavaş adımlarla ilerlerken yanımdan geçenler çığlık ata ata bahçeye doğru koşmaya devam ediyordu. En sonunda tüm okul boşalmıştı, herkes tedirgin bakışlarla etrafı süzüyordu. Ben ise o yabancı gözleri arıyordum. Yoksa o hala okulda mıydı? Düşüncelerimi bölen müdürün sesi beni ona doğru yönlendirmişti.

-Gençler sakin olalım lütfen! Birisi alarmı çalıştırıp kaçmış. Bunu kim yaptıysa ortaya çıksın! Eğer söylemezse başı çok büyük derde girer.

Bütün okul sanki suçu kendi işlemiş gibi birbirlerine bakmaya başladı. Ben hala o gözlerin kime ait olduğunu düşünüyordum.

-Anlaşıldı, kimse suçu üstlenmeyecek sanırım. O halde bütün okula işlem başlatmak zorundayım.

O sırada herkesten itirazlar yükselmeye başladı. Onlar suçlunun kim olduğunu bulmaya çalışırken az ilerimdeki Doğa'yı fark edince yanına doğru yürümeye başladım. Yanına vardığımda o da beni gördü ve telaşla boynuma atıldı.

-Ah! Nisa ne yapacağız şimdi? Müdürün dediğini duydun mu?

-Duydum.

-Nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun Nisa? Bilmem farkında mısın ama suçlu ortaya çıkmazsa bütün okula işlem başlatılacak ve hepimiz disipline gideceğiz.

-Biliyorum Doğa ama az önce bir şey oldu.

Doğa anlamaz gözlerle beni süzerken ben hala etrafıma bakınıyordum belki onu tekrar görürüm diye.

-Ay Nisa çatlatma insanı ne oldu?

-Yangın alarmı çalmaya başladığı sırada birisi koridorun sonundan beni izliyordu.

- nasıl yani anlamadım. Kim seni izliyordu?

-Bilmiyorum. Tam bakmaya gidiyordum ki Arif hoca beni durdurdu. Sonra da onu hiç görmedim.

-Kim acaba? Merak ettim şimdi.

Tekrar müdürün sesi duyulunca o tarafa odaklandık.

-Size bir hafta süre veriyorum. Eğer kimin yaptığı ortaya çıkmazsa bütün okulun başı yanacak haberiniz olsun. Şimdi sınıflarınıza gidebilirsiniz.

Doğa yanımda başımın etini yiye yiye sınıfın kapısına kadar gittik. Sınıftan içeriye girerken arkamda bir karaltı hissetmemle başımı çevirmem bir oldu. Doğa beni izlerken ben koridora çıkıp o karaltının sahibini aramaya başladım. Tedirgin bir şekilde etrafıma bakınırken omzumda bir el hissedince irkildim ve olduğum yerde sıçradım.

-Sen bu yabancı şahsı çok fazla kafana takmışsın Nisa. Birazcık sakin ol.

-Olamam Doğa! Ayrıca niye öyle sessiz geliyorsun ödümü koparttın.

-Ben sessiz gelmedim sen çok odaklanmıştın.

-Her neyse, ben sınıfa giriyorum.

-Ben niye trip yiyorum şimdi? Nisa beni bekle, kızım yavaşlasana bu ne hız?

-Sen yavaşsın Doğa.

Doğa bana gözlerini devirirken sınıfa hoca gelince herkes ayağa kalkmıştı. Hoca selam verdikten sonra hepimiz yerlerimize oturduk. Onlar derse başlarken ben kafamın içindeki soru işaretleriyle boğuşuyordum. Son derse kadar düşüncelerimle baş etmeye çalışarak sıramda oturmuş defterime küçük çizimler yapmıştım. Resim yapmak beni sakinleştiriyordu. Sanki beni başka bir evrene sürüklüyormuş gibi hissediyordum ve bu beni rahatlatıyordu. Son ders zili çalınca eşyalarımı toplayıp Doğa ile birlikte sınıftan çıktım. Bisikletimin yanına gelince kilidini açıp olduğu yerden çıkardım. Doğa gözlerini dikmiş beni izlerken bir korna sesi duyuldu. Gelen Doğa'nın annesiydi. Birlikte vedalaştıktan sonra o arabaya binerken ben bisikletime binmiş pedalları çevirmeye başlamıştım.

Tekrar ara sokaklardan geçerken eve gidip sıcak bir duşa girip uyumak istiyordum. Ben hayaller kurarken aniden karşıma çıkan araba önümde frene basınca neye uğradığımı şaşırdım ve ben de bisikletin direksiyonunu diğer tarafa kırınca yere kapaklandım. Arabanın camları simsiyah olduğu için içerisi fazla gözükmüyordu ama bir çift göz belli oluyordu. Bu sabah gördüğüm gözlerin aynısıydı sanki. Yoksa ben mi yanlış görmüştüm? Doğa'nın söylediği gibi kafama çok mu takıyordum? Ben düşüncelerim ve dizimin acısıyla boğuşurken arabanın şoförü tekrar gaza basınca ben arkasından bakakalmıştım. Yanıma birkaç kişi toplanınca ayağa kalktım ve içimden küçük bir küfür savurup üstümü silkeledim. Dizim, düşerken yere sürtündüğüm için yaralanmıştı ve çok fena halde yanıyordu.

Yanımdaki teyze nasıl olduğumu sorunca, iyiyim diye geçiştirip bisikletime bindim. Kalbim çok hızlı atıyordu. O adamın nesi vardı böyle ya da kadın, her ne ise işte. Araba kullanamıyorsan sürme kardeşim. Aklımdan o klasik soru geçince gülümsedim. "Ehliyetini kasaptan mı aldın?" Bisikletimi sürmeye başlayınca arkamdan "Kızım dizin çok kötü olmuştu bir baksaydık keşke." diye bağıran teyzeyi umursamadan yoluma devam ettim. Eve varınca bahçedeki her zaman bisikletimi koyduğum yere yöneldim ve bisikletimi kilitledim. Hızlı adımlarla merdivenleri çıkıp kapının kilidini açıp içeri girdim. İçeriden annem seslense de duymazlıktan gelip banyoya doğru yöneldim.

Duşakabine girince suyu açtım, sıcak su akmaya başlayınca vücudumdan aşağı akmasına izin verdim. Ellerimi saçlarımın arasından geçirip suyun saç diplerime değmesini sağladım. Sıcak su tüm vücudumu gevşetmişti. Bir saatten fazla suyun altında kalınca parmaklarım buruş buruş olmuştu. Uykulu gözlerle bornozuma sarılıp banyodan çıktım. İçeriden harika bir yemek kokusu geliyordu ama hiç iştahım yoktu. Odama girince üstümü giyinip saçlarımı kurutmaya başladım. Günün yorgunluğu üstümden biraz olsun gitmişti ama hala çok uykum vardı. Bugün üst üste gelen olayları düşünmeyip yorganımın altına girdim. Karnım açtı ama bunu düşünemeyecek kadar çok uykum vardı.

Bir hafta sonra ne yapan ortaya çıkmıştı ne de müdür bu durumu daha fazla üstelemişti. Bu durum da böylece kapanmıştı. Ama herkes kimin yaptığını çok merak ettiği için en az bir ay daha bu konuyu konuşmuşlardı. ben ise aynı şekilde sıkıcı günlerime devam ediyordum.

GÜNÜMÜZ

Bugün üniversite hayatımın ilk günüydü. Tek hayalim olan "Güzel Sanatlar" bölümünü seçmiştim. Çizim yapmak benim için su içmek kadar önemliydi. Evden çıkarken annem balkondan seslenince yukarı doğru bakmaya çalıştım ama güneş görmemi engellediği için ellerimi yüzüme kapattım.

-Kızım telefonunu unutmuşsun!

-Ah! Tamamen unutmuşum anne, bugün aklım başımda değil ki .

Annem bana umutsuz vakaymışım gibi başını iki yana sallayıp bakınca sırıtıp apartmanın kapısından içeri girdim. Telefonumu aldıktan sonra koşar adım taksi durağına gittim. Bugün de geç kalmak istemiyordum.

Taksi durağına vardığımda Sami amca bana gülümsedi.

-Günaydın Nisa. Erkencisin bugün.

-Günaydın Sami amca. Bugün ilk günüm geç kalmak istemedim.

Sami amca mahallenin taksi durağının sahibiydi. Mahallenin neşe kaynağıydı bizim için. Yüzünde küçük bir tebessüm oluşunca içeriye seslenip şoförlerden birini çağırdı. Ben minnet dolu gözlerle bakıp gülümseyince Sami amca da bana gülümsedi. İçeriden Muhammed abi gelince arabaya binip yola koyulduk. Beni fakültenin önünde bırakınca ücretini ödemek için çantamdan cüzdanımı çıkarttığım sırada Muhammed abi elini cüzdanımın üstüne bastırdı ve onu tekrar çantama koymamı sağladı. Ben şaşkın gözlerle ona bakarken o da bana gülümsedi.

-Sami abi bugünlük benden olsun dedi.

-Abi olmaz öyle, ücreti neyse vereyim.

-Nisa, Sami abiyi bilmez misin hiç? ben alsam bile o kabul etmez ki.

-Ama olmadı böyle abi.

-Valla ben karışmam, Sen Sami ustayla kendin konuşursun. Hadi sana iyi dersler.

-Sağ ol abi. Sami amcaya teşekkürlerimi iletirsin.

-Başım üstüne.

Taksiden inince fakültenin kapısına uzun uzun baktım ve sanki yıllardır burada okuyormuşum gibi havalı havalı yürümeye başladım. Kendi amfimi bulunca derin bir nefes aldım ve küçük adımlarla içeri girdim.

Amfide tahmin ettiğimden çok daha fazla kişi vardı. Hemen boş bir yer bulup yerleştim. Çantamdan çizimlerim için kullanacağım malzemeleri çıkartırken kapının önünde birisi belirdi. Gözleri gözlerimi bulunca adımlarını hızlandırdı ve yanımdan bir hışımla geçti. Bu gözleri bir yerden hatırlar gibiydim.

Evet ya, lisedeki o olaylı günde gördüğüm o yabancı gözler...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.