BÖLÜM 2 - ÇARESİZCE
Sonu olmayan bir yol , hokkabazlar gibi . Yürüyemiyorsun bile . Sanki aklın 1 şişe içkinin içine atılmış .
Hilal’in ağzından çıkan kelimeler ile elektrik akıma kapılmıştım sanki . Gür bir kahkaha attım , her his böyle saklanmalıydı . “ Dilinin söylediğini kulağın duymuyor galiba İz? “ . Arkasına yaslandı ve önüne baktı .
“ Hata yaptık Kasrav . Ve bu benim ilk hatam . Hata yapmanın bu kadar zor olduğunu bilmiyordum . “
Arabayı çalıştırdım ve gaza asıldım . “ Okulda böyle şeyler öğretmezler zaten . Birini öldürmeyide öğretmezler . Sen öğrenmek zorunda kalırsın . “ gözlerim kısıldı . Başımı eğmiyordum .
“ Bu nasıl olur anlamıyordum… Adama bay Karaağaç diye seslendiler . Ve Cenap’a benziyordu . Daha dikkatli olmalı- “
“ Sus Hilal . Bu hepimizin dikkatsizliğidir . Sen fark etmesende en azından birimizin fark etmesi gerekiyordu . Kendisini suçlayıpta benimde sessizliğime çomak sokma “ nettim . Bu hepimizin salaklığıydı . Hepimiz beraber yapmıştık sonuçta . Hilal onu izlerken , ben onu arkamdan sürüklerken veya Boran onu taşırken .
Camları sonuna kadar araladım . Rüzgarı daha rahat hissediyordum . İçimdeki Laden’e seslenebilseydim evden hiç çıkmamasını söylerdim . Ancak Laden beni dinlemezdi . Çünkü bende dinlememiştim .
Arabayı durdum . “ Vardık . “ kapıyı yavaşça açtım . Saçlarım rüzgarın etkisiyle sağa sola savruluyordu . Elbisemin eteklerini tek bir hamlede topladım . Sert adımlarım ucu bucağı olmayan arazide yankılanıyordu . Yüzümdeki maskeyi daha çıkarmamıştım .
Biz daha kapının ziline basmadan kapı aralanmıştı . Kapıda ise Polat vardı , saçları dağılmıştı . Siyah saçlarının arasından çıkan gri tutamlar rahatça görülebiliyordu . Polat’ın en sevdiği renk griydi . Bunu saçlarına da işlemişti .
Çok geçmeden Hilal ile birlikte içeri girdik . Her an tetikteydik . Salon olarak kullanılan odaya girdiğimizde Cenap sandığımız kişiyi koltuklardan birine sıkıca bağlamışlardı . Ekip ise odanın farklı yerlerine yayılmıştı .
Ceylin dizlerini kendine çekmiş ve kafasını Gökhan’a yaslamıştı . Gökhan kolunu koltuğa dayamış ve kafasını geriye yaslamış tavana bakıyordu . Boran tekli koltuklardan birine oturmuş , elini çenesine yaslamış yeri izliyordu . Eren ise ayakta bir ayağını diğerinin üzerine atmış ve kollarını bağlamış bir şekilde kafasını duvara yaslamıştı . Ben onlara bakmaya devam ederken odada bir ses duyuldu .
“ Sende bunların elebaşı olmalısın . “
Yavaş adımlarla ona yaklaştım “ Sen kimsin ve neden Cenap’ın yerine geçtin? “ ses tonum Rusya'nın soğuğu ile yarışır derecedeydi .
“ Aslında bu soruyu size benim sormam gerekiyordu . Asıl siz kimsiniz ve üvey babamı neden kaçırmak istiyorsunuz? “
“ Gevezeleri sevmem . Boş konuşanları hiç sevmem . Kim bu salak Boran? “ dedim arkama dönerken . Telefonunu çıkardı , büyük ihtimalle yanında bilgisayarı olmadığı için araştırma işini Evsa’ya bırakmıştı .
“ Kendisi Ayaz Çelik Karaağaç . 1997 17 Haziran doğumlu . Küçük yaşta babasını kaybetmiş . Aradan çok zaman geçmeden annesi Cenap Karaağaç ile evlenmiş . İstanbul’da bir boks kulübünün sahibi . Başka saymama gerek var mı? “
Demek adı Ayaz’dı . Tekrardan Ayaz’a döndüm . Şaşırmışa benzemiyordu ancak göz kapakları titriyordu . “ Daha önce Cenap’ın böyle çetin düşmanları olduğunu görmemiştim . Siz baya eğleniyorsunuzdur Cenap’la şimdi . “
Göz devirdim . Polat birkaç adımla önüme geçti “ O ağzına sıkmıyorsa benim sıkmayacağım anlamına gelmez . Laflarına dikkat et . “
Polat’ın tepkisine karşılık sadece güldü . “ Nesiniz siz seri katil ekibi falan mı? “ bu sefer gülen taraf bizdik . Hepimizin bu cümlesinden keyif aldığımızı fark edince kaşları çatıldı . “ Tam da üstüne bastın biliyor musun Ayaz . Belki seni şu ana kadar pek korkutmayı beceremedik ama birazdan duyacakların seni zaten korkutacak . “
“ Kimsiniz siz? “ Sesi sakindi . Sanki bir bilmecenin cevabını arıyor , bulmaca çözüyordu . Dudaklarım kıvrıldı . “ Öğrenmek isteyeceğeni sanmam . “
“ Anlat bakalım çocuk oyuncu , neden davette Cenap değil sen vardın? “ dedi Polat . Aramızdaki birini konuşturma konusunda en usta olan kişi oydu . Yavaşça geri çekildim ve odadan çıktım . Hilal’i de arkamdan sürüklemeyi unutmadım .
İkimiz beraber odadan çıktık ve mutfağa girdik . Ben sandalyelerden birine otururken o ikimizede birer bardak su doldurdu . Ve karşıma oturdu .
Bakışlarım boşluktaydı . Ne yapacağımızı düşünüyordum . Ayaz’ı bırakamazdık , benim ve Hilal’in maskesi hala yüzümüzdeydi ancak diğerleri çıkarmışlardı . Ayaz’ı bırakmak onların infazı anlamına geliyordu . Ancak öldüremezdikte , bu Cenap ve Doğan için bir koz olurdu . Ve Ayaz üzerine bir plan yapmamıştık .
Ancak…
Ayaz’ı bir koz olarak kullanabilirdik .
Dudaklarım yana doğru kıvrıldı . Ağırca Hilal’e döndüm . Yüzümdeki gülümsemeyi gördüğünde bir planım olduğunu hemen kavradı . Nasıl olsa beni en çok o tanıyordu . “ Bu sefer aklında nasıl kurnaz düşünceler dönüyor Kasrav . “ dedi suyundan bir yudum alırken .
“ Cenap hakkında bizden çok bilgiye sahip kişi kim Hilal? Onu bizden daha çok acıtabilecek olan kim? . “
“ Yanında olan biri . Yani… Ayaz! Yine zekice bir düşünce ancak Ayaz’ı nasıl ikna edicez? “
Ayağa kalktım “ Ayaz zaten Cenap’tan nefret ediyor bunu sözleriyle belli etti . Bizim yanımızda olması küçük bir söze bakar . Aynı zamanda Cenap’tan kalanları ona vereceğimize dair küçük bir anlaşma yaparız . Zaten o zamana kadar değişir . “
Ben mutfaktan çıkarken arkamdan koştu “ Zaten değişir dernek neyi kastettin? “ kaşları çatıktı “ Elbet zamanı gelince anlarsın . Sen Ayaz’ın yanına git ve konuştuklarımızı söyle ancak ilk bizimkilere söyle . Onları es geçtiğimizi düşünmesinler . Sonuçta ben tek değilim . “
Arabanın anahtarını bıraktığım yerden aldıktan sonra arkama dahi bakmadan evden çıktım . Üzerimde hala davetten kalan siyah elbisem vardı . Malikaneye gidip üzerimi değiştirmeliydim . Ancak giydiğim topuklular sinirimi bozuyor ve can acıtıyordu . Tereddüt bile etmeden topukluları çıkardım ve tek elimle kavradım . Diğer elimde elbisemin eteğini tutuyordum .
Zemin taşlıydı ve canımı yakıyordu ancak en azından düzgünce yürüyebiliyordum .Arabanın yanına gelmem uzun sürmüştü . Topukluları yere bıraktıktan sonra çantanın içine öylece attığım anahtarı uzun uğraşlar sonucu buldum .
Arabayı açtım . Topukluları arka tarafa doğru fırlattım , bu saatten sonra pek bir önemi kalmamıştı . Ancak elbisemin eteği nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde yerdeki taşlardan birine takılmıştı .
“ Ciddi misin? “ dedim sinirle .Eteği çekmeye çalışmıştım ancak pek bir işe yaramamıştı . Ayağımla sertçe taşa vurdum ama unuttuğum bir şey vardı . Ayağımda topuklularım yoktu . Ayağım acısı ile derin bir soluk verdim .
O sırada birinin benim adımı seslendiğini duydum “ Laden! “ kafamı kaldırdım . Bu kişi Polat’tı . O yanıma koşarak geliyordu ben ise ayağımı tutuyordum . Polat hızlıca yanıma geldi ve elbisemin eteğini taştan kurtardı . Ardından usulca kanamaya başlayan ayağıma baktı .
“ Bir insan bunu neden kendine yapar? “ dedi bıkkınlıkla .
Ben yan koltuğa geçerken o arkaya doğru ilerlemişti . Ona seslendim “ Seninde onlarla birlikte olman gerekiyordu Polat! Neden buradasın? “
Elinde bir poşetle geri döndüğünde hiç beni dinliyor gibi gözükmüyordu . Ben yan koltuğa geçtiğimde o da sürücü koltuğuna geçmişti .
“ Ayağını sarmamız gerek . “
“ Gerek yok . “
“ Sus Laden , bu sefer sus lütfen . En azından benim sana yardım etmeme izin ver . “ derin bir nefes çektim ciğerlerime . Garipti benim için , yalnız bırakılan biri için bu tuhaftı . Sessizliğime karşılık izin verdiğimi düşündü . Ardından benim koltuğumu geriye yatırdı .
Geriye geldim ve ayağımı koltuğun üzerine koydum . Polat’ın getirdiği poşetin içindeki ilk yardım kitini çıkardım ve kendi ayağıma pansuman yapmaya başladım . Yapamazdım , ben kontrolu bir başkasına bırakamazdım . Bu benim için asla bir alışkanlık olmayacaktı . Olmazdı zaten .
“ Bana tekrardan bir gül olduğunu hatırlattın . İçindeki çiçeği sakladın ve herkese o keskin dikenlerini gösterdin . Bize sadece amacını anlattın , nedenlerin hala bir gizem . Seni anlamaya çalışıyoruz ancak bize bir ipucu bile vermiyorsun . Çok konuşmazsın sadece canın isterse , sessizsin . Kendini anlatmaya çalışmazsın . “
“ Çünkü anlamazsınız . “
Sustu . Daha çok anlatacağı vardı ama bir hiç olacağını anladı . Gözlerinden anlaşılan hayal kırıklığı ile önüne döndü . Ardından bir saniye bile beklemedi ve arabayı çalıştırdı .
Uzun bir yoldu . İkimizinde bu her şeyi içine çeken bir karadelik gibi olan sessizliği ile yol daha can sıkıcı bir hal almıştı . Şimdi ise öylece dışarıyı izliyordum . Polat bir benzin istasyonunda durmuştu ve markete gitmişti . Bende o sırada yaralı ayağımla uzun uğraşlar sonucu bagajdan bir şort ve kazak bulmuştum . Büyük ihtimalle Hilal’indi ve geçen gittiği Hollanda tatilinden sonra arabada unuttuğu kıyafetlerdi .
Sorun etmedim , zaten bedenlerimiz yakındı . Sadece ben ona göre biraz daha yapılı kalıyordum . Sonuçta o kadar Boran ile boks çalışıyordum , bunun elbet bir getirisi olacaktı.
Polat arabaya geri döndüğünde bana bir kese uzattı . İçinde kurabiyeler vardı . Kaşlarım çatıldı . “ Gece gece kurabiye mi yiyeceğiz Polat? “
Keseden bir kurabiye alıp ağzına attı “ Sevmez misin? Zencefilli hemde . Eren geçen yaptığında yiyordun . “
Yavaşça ona döndüm . Cidden hatırlıyor muydu? Neden yapıyordu bunu . Benim gibi birine neden yapıyordu bunu? Ben ne anlardım düşünceli sözlerden , iyilik meleklerinden . Ben şeytanın en sevmediği kızıydım .
Hayır ben şeytanın sevmediği tek kızıydım .
Ona cevap vermeden keseden bir kurabiye aldım ve ağzıma attım . Pek iyi değildi ama idare ederdi . Eren’e rüşvet vererek yapmasını sağlamak daha iyiydi .
“ Üzerini değiştirmişsin , keşke söyleseydin yardım- “
“ Polat ağzına sıçtırma bana . İki saattir bir şey demiyorum diye hemen tepemize binme . Hem zamanında biz daha kötüsünü gördük . “
Gülerken arabayı çalıştırdı . Aslına bakılırsa şimdiye malikaneye varmamız gerekiyordu . Eğer bilerekten uzun yoldan gittiyse bazladan yakılan benzinin hepsini ona içirirdim . Zamanında yapmışlığım vardı . Benim için yeni bir şey değildi .
Camı araladım ve kafamı dışarı çıkardım . Rüzgar saçlarımı savuruyordu . Rusya’nın rüzgarı ve soğuğu benim en sevdiğimdi . Bildiğim yolları görünce malikaneye yaklaştığımızı anlamıştım .
Sonraki dakikalar hızlıca geçmiş , biz malikanenin önüne gelmiştik . Polat arabayı durdurmuş ve ben çoktan inmiştim . Ayağımdaki yara ile sanki hiçbir şey yokmuşcasına yürüyordum . Polat ise arkamdan çatık kaşları ile geliyordu .
Ona fırsat bile vermeden malikaneden içeri girdim . Ben kendi odama çıkarken o ise büyük ihtimalle arkamdan bakakalmıştı . Polat hep böyle biriydi . En azından bana karşı , diğerleriyle arasındaki ilişkiyi daha önce pek önemsememiştim .
Odama vardığımda ilk işim üzerimdekileri rahat kıyafetlerle değiştirmekti . Ardından makyaj masama oturdum ve yüzümdeki makyajı çıkarmaya başladım .
Ve üzerini kapattığım akrep dövmesini . Kimse görmesin diye üzerini fondöten ile kapatmıştım ancak artık kapatmak için bir neden kalmamıştı .
Aradan geçen saatlerde duşa girmiştim . Sonrasında ise uyumaya karar vermiştim . Hatırladığım tek şey birkaç defa bizimkilerden birinin kapıya geldiğiydi . Devamı yoktu , büyük ihtimalle ben ses vermeyince geri gitmişlerdi .
Şuan ise tavana bakıyordum . Yatakta uzanmış bir şekilde . Ellerim kafamın altındaydı . Işıklar kapalıydı , öylece duruyordum .
Daha fazla dayanamayarak yataktan kalktım ve balkona çıktım . Balkon bahçeye bakıyordu , bahçede bizimkiler vardı . Ateş yakmışlardı ve etrafında toplanmışlardı . Ayaz’ı da kaçmaması için aralarına oturtturmuşlardı .
Belki de bensiz daha çok eğleniyorlardı .
Polat yaralı ayağına rağmen tek başına merdivenlerden çıkan kadının arkasından baka kalmıştı . Kadının dik başlılığı onu gerçekten etkiliyordu .
O kadını deliler gibi önemsiyordu ancak bir o kadarda kadın onu görmüyordu . Elinde kalan araba anahtarı ile kendini salondaki koltuklardan birine attı . Eli alnındaydı , bacak bacak üzerine atmıştı .
Dakikalar veya saatler , saymamıştı . Diğerleri malikaneden içeri girip onun yanına gelene kadar sadece orada oturmuştu .
“ Polat? “ dedi Ceylin . Ceylin’in arkasından Ayaz’ın yanında olan Boran ve Gökhan girmişti odaya . Ardından Hilal ve Eren beraberinde gelmişti . O sırada mutfaktan Evsa içeriye girdi . “ Bir süredir burada böylece oturuyor . Benim içeri girdiğimi bile fark etmedi . “ dedi ve kocasının yanına geçti .
Boran , Evsa’yı kendi yanına çekerken kaşları çatıldı . “ Noldu Polat? Laden’in arkasından giderken gayet iyiydin . “
“ Büyük ihtimalle bizim kız yine buna yüz vermedi . “ dedi Hilal eğlenir bir tonda . Polat’ın bu çaresiz hali onu eğlendiriyordu . Aynı zamanda kardeşi gibi gördüğü kadının ona yüz vermemeside etkiliydi .
Ayaz ise bu sohbetlere yabancıydı . Öylece tekli koltuklardan birinde oturuyordu .
Hilal ve Polat’ın neredeyse birbirine girecek olmasıyla araya Evsa girdi . “ Sakin ol ikinizde . Didişme yaşını çoktan geçtiniz . Hem neden bahçede barbekü partisi yapmıyoruz Ayaz’ın şerefine . “
Boran karısından yediği hamleyle ona katıldı “ Evsa her zamanki gibi haklı . Şimdi hepiniz kalkıyorsunuz ve bahçeyi hazırlıyorsunuz . Bende onun yanına uğrayacağım . “
Herkes ayaklandı . Hepsi bir yana dağıldı . O sırada Boran merdivenlerden yukarı çıkıyordu . Kız kardeşi gibi gördüğü bu güçlü kadının Polat’ı bu sefer nasıl soktuğunu merak ediyordu . Boran olacakları en başından beri biliyordu . Laden’in kişiliği buydu , onun verecek bir gönlü yoktu kimseye .
Laden’in kapısına geldiğinde kapıyı hafifçe tıklattı . Ancak bir yaşam belirtisi bile alamamıştı . Tekrar denedi , bu seferki daha güçlüydü . Yavaşça elini indirdi . Kimsenin yanına gelmesini istemediğini düşündü .
Merdivenlerden inmek için sağına döndüğünde karşısında Hilal vardı .
“ Yok mu? “
“ Yalnız kalmak istiyor her zamanki gibi . “
Hilal’in gözü kapıdaydı . Laden’in odası üst kattaydı , bu katta başka yatak odası yoktu . Bir kere daha anladı Hilal , Laden’in kendine çektirdiği ezziyeti . Kapısı bile siyah işlemelere sahipti .
“ Sen git Boran , bu sefer be deneyeceğim şansımı “
Boran , Hilal’e tekrar bakmadan merdivenlerden aşağı indi ve diğerlerinin arasına karıştı . Bu sefer Hilal şansını deniyecekti . Hilal’in buradaki en yakın dostu Laden’di . Yılları beraber geçmişti . En yakın arkadaşının yıllar içinde karanlığa bu kadar hapsolmasına rağmen bu kadar kontrollü olması onu etkiliyordu .
Kapıyı tıklattı ama o da Boran gibi bir cevap alamamıştı . O anki cesareti ile yavaşça kapıyı araladı . Bu cesarete bir tek Hilal sahip olabilirdi . Zaten Laden bir tek Hilal’e izin verirdi .
Laden’in yatağında uyuduğunu gördüğünde onu daha fazla rahatsız etmek istemedi ve Boran gibi diğerlerinin yanına indi .
Aşağısı ise bir curcunaydı . Gökhan ve Ceylin bahçeyi süslemek meşgulken Eren onların bu heyecanıyla dalga geçiyordu. Artık onların yanında olan Ayaz ise ayakkabısının çiftini bulmuşcasına Eren’in yanındaydı .
Tam o sırada ise Polat arabada bıraktığı kurabiyeleri almış ve yiyordu . Polat’ı gören Evsa’nın tek kaşı kalktı .
“ Öylece oturabileceğini mi sanıyorsun Polat? Git ve kocama yardım et! “ Polat Evsa’nın bu tepkisine göz devirmekle yetindi . Evsa hafifçe gözlerini kıstı . “ Senden 6 ay büyüğüm Polat , ablanım . Küçükler büyüklerin sözünü dinler . “
Polat sinirle ayağa kalktı ve Boran’ın yanına ilerlemeye başladı . Fakat kesinlike Boran’a yardım etmeyecekti .
Hilal ise depodaydı . Kendince bir şeyler arıyordu . O an gözüne bir gitar takıldı . Depoda böyle bir şey olduğunu bilmiyordu . Kimin ki diye düşünmeden edemedi . Gitarı değerli bir vazoymuşcasına eline almıştı . Üzerindeki işlemeler bir yandan ise hoşuna gitmişti .
Gitarı geri yerine bıraktı ve kendine o gitarı sonra buradan alacağına dair söz verdi . Daha fazla vakit kaybetmeden dapodan ayrıldı ve bahçeye çıktı .
Herkes kendince eğleniyordu . Hazırlıklar bitmiş eğlence zamanına geçilmişti . Koyu bir sohpet vardı . Polat ise bunun dışındaydı . Gözü Laden’in balkonundaydı . vazgeçemiyordu aşkından . Zamanında Boran ona anlatmıştı Evsa’nın ona çektirdiklerini . O da inanıyordu , elbet bir gün bir olacaklarına .
Kader ise sancılıydı , ne yapacağı belli olmazdı .
Cenap Ayaz’ın konumunu kaybetmesiyle yumruğunu masaya geçirdi . Hayatında yapabileceği en büyük hatayı yapmıştı . Ayaz’ın onun emirlerinden çıkmayacağını düşünerek ona bir çok şeyi vermişti . Ama şuan onları geri alamıyordu .
Kendi ölüm fermanını imzalamıştı .
Adamlarına emir verdi . Hayalet olacaktı . Bu saniyeden sonra Doğan’ı düşünecek hali yoktu . Bu zamana kadar ona yardım etmişti ancak artık işlerini tek başına halletmeliydi . Kimseye haber vermeden o gün şehirden ayrıldı .
Aradan geçen saatlerde Doğan haberi almıştı . Deli gibi Cenap’ı arıyordu ancak Cenap arkasında bir iz bile bırakmamıştı .
O gün ise Sürgün Meclisi’nin toplantısı vardı . Kendilerine böyle seslenirlerdi . Cenap ve Doğan da bu meclisin bir üyesiydi . Kurucuları Bay Dorofey Andreev’di . Fakat yaşlanmıştı ve kendi hayatını yaşamak istiyordu .
Bu yüzden koltuğunu kendi oğluna bırakacaktı . Kendisi de babası gibi çetin biriydi . Namıyla ün salmıştı .
O gece Bay Dorofey yoktu . Koltuğunda oğlu Artyom vardı . O A.Artyom Andreev’di . İlk adını kullanmazdı .
Artyom’un koltuğa oturmasıyla herkes tamamlanmıştı , onlar öyle sanıyordu . Artyom’un gözleri bütün koltukları taradı ve boş koltuğa takıldı . Cenap’ın koltuğu boştu . Doğan’a döndü “ Dostun nerede Doğan? “ dedi alçak bir sesle .
“ Demek bilmiyorsun Doğan. “ diye fısıldadı Artyom . Bu cevaptan kesinlikle hoşnut olmamıştı . Mavi gözleri Doğan’ı öldürecek bir biçimde bakıyordu.
Bay Dorofey toplantılarda bir kişinin bile eksik olmasını sevmezdi . Her zaman tastamam bir şekilde bulunulmasını isterdi . Artyom’da babasının bu alışkanlığına sahip çıkıyordu . Önemli ya da önemsiz fark etmez bir biçimde her toplantıda herkes olacaktı .
Artyom Kapıdaki adamlara seslendi .
“ Barnas’a haber verin . Cenap’ı bulsa bulsa o bulur . “
“ Emredersiniz efendim . “
Barnas , Artyom’un sağ koluydu , çocuklukları beraber geçmişti . İkisinin babası eskdiden ortaktı ancak Barnas’ın babasının bir yangında ölmsiyle aile dağılmıştı . O zaman Bay Dorofey Barnas’ı yanına almıştı .
Toplantı o andan sonra uzadıkça uzadı . Bir konudan başka bir konuya geçiliyordu sürekli .Toplantı bittiğinde herkes teker teker odadan ayrılmış , bir tek Artyom kalmışt içeriden . Kapının hafifçe tıklatılmasıla bağırdı .
“ Gel . “
Barnas içeriye girdi . “ Cenap’ın en son görüldüğü yerdeki kamera kayıtlarına ulaştım . “ Ardından Artyom’un yanındaki koltuğa oturdu ve bilgisayarı açtı .
İkisi beraber görüntüleri izlediler . Barnas videoyu durdurdu . “ Üvey oğlu Ayaz’dan haber alamıyor . Buna sinirlenmiş ancak bu tek başına bir sebep değil . “ Dedi ve oynat tuşuna bastı .
Video oynamaya devam ederken Cenap’ın ağzından çıkan isimle Artyom hemen videoyu durdurdu . “ Bu isim? Ne dedi anlamadım , biraz geriye sar Barnas . “
Barnas videoyu biraz geriye sardı ve videoyu başlattı . Bu sefer daha net duydular , Cenap’ın söylediği isim Kasrav’dı .
“ Kasrav… Bu isim çok tanıdık geliyor . “ dedi Barnas eli çenesindeyken .
“ Kasrav bir seri katilin adı Barnas . Ama Cenap’ın o katil ile ne alakası olabilirki? “ Artyom’un kafasında soru işaretleri dönüyordu .
“ Artyom. Cenap’ın Ayaz’dan haber alamamasının sebebi Kasrav’sa . Ayaz onun yanında olduğunu için Cenap ondan haber alamadıysa ? “
Artyom’un yüzünde düşünceli bir ifade belirdi .
“ O zaman Cenap’tan önce Kasrav’ı bulmalıyız… Barnas , ekibini hazırla çünkü bu dakikadan itibaren amacımız o katili bulmak olacak . “
Laden her adımı dikkatli atardı ancak bunun bir getirisi elbet bir gün olacaktı .
BÖLÜM SONU
Barnas?
A.Artyom Andreev?
Bay Doroyev?
Sürgün Meclisi?
Laden?
Polat?
Sonraki bölümde görüşmek üzere...