İçeriğe geç

Kask (Yarı Texting)

Bölüm 2 · 13 dk okuma

Kask (Yarı Texting)

Bölüm 2

Yeni Doktor

Selamlarrr aşkolarr nasılsınız bugünnn

Başım çok ağrıyor ya şu yabancı bey gelse de beni tedavi etse :)

Bu bölümde karakterleri yavaş yavaş tanıyacaksınız gibi herneyse tutmayayım geçin bakalım size iyi okumalar

Ha bu arada yorum yazın olm beğenip beğenmediğinizi anlamıyorum bee

İyi okumalarrrr

________________•______________

Saat 08:11

Odamdan gelen telefon bildirimiyle banyodan çıktım. Mesaim 1 saat sonra başlayacaktı ve benim acele etmem lazımdı.

Telefonu elime alıp mesaj atanın kim olduğuna baktım.

Bu dünkü kaskımı bulan garip adamdı. Ondan şüphelenmiştim. Hatta bir sapık düşünmüştüm-hala da öyle düşünmüyorum değil-.

Attığı mesaja girdiğimde bir konum paylaştığını gördüm. Konuma girdiğimde biraz uzakta olan bir karakolu gösterdiğini farkettim. Yaklaşık 20 dakikalık bir yoldu. Acele edersem hem karakola hem de işe yetişebilirdim.

Bugün cumaydı. Bu da bugün mesaiye kalacağım demekti. Neden herkesin mesaisi haftanın başlarıyken benim cuma? Ben de insanım ve cuma akşamı dinlenmeye ihtiyacım var. Zaten sadece pazar günü benim için tatildi. İşimi ne kadar sevsem de bazen gerçekten isyan ediyordum.

Kendi kendime olan düşüncelerimi bir kenara bırakıp dolaba yöneldim. Kasım ayının getirdiği soğukla dışarısı karlıydı. O yüzden siyah boğazlı bir tişört geçirdim üstüme. Altıma ise bacağıma yapışık ama esnek olan siyah bir pantolon giydim. En son aynanın karşısına geçip kendime baktım. Yüzümün biraz soluk gözüktüğünü fark edip hafif bir makyaj yapmaya karar verdim.

Yaklaşık 5 dakika sonra hazırdım. Son kez-bu sefer gerçekten son kez- aynaya baktım. Odamın kapısına asılı olan siyah montumu elime aldım ve dış kapıya yöneldim. Evin ve motorun anahtarını alıp kapının önüne çıktım. Siyah bir bot giyip kapıyı kilitledim. Mesleğim gereği ordan oraya koşacağım zamanlar oluyordu. Bu yüzden topuklu giymesem bile ağrıyan ayağım topukluyu asla kaldıramazdı.

Motoru çalıştırıp üstüne bindim. Telefonu ise konumu açıp hız göstergesinin altına sabitledim. Kaskım olmadığı için fazla hız yapamazdım.

***

Konumdaki karakola varmıştım. Polise gözükmeden nasıl 20 dakikalık yolu 15 dakikada geldim hala bilmiyorum. Kaskım olsaydı bu süre 10 dakika olurdu. Neyseki şimdi kaskımı alıp rahat rahat işe gidebilirdim.

Telefonumu elime alıp yabancıya yazdım

Büşra: Nerdesiniz? Ben attığınız konuma geldim.

05**: Motorunuz siyah, arkasında beyaz yıldız olan bir motor mu

Büşra: Evet

05**: Arkanızdayım

Görüldü 08:43

Arkamı döndüğümde kafasında kask olan ve yüzü bana dönük olan birini gördüm. Elinde telefon gördüğümde bu kişinin o yabancı olduğu kesinleşmişti. Aramızda yaklaşık 15-20 adımlık mesafe vardı.

Motoru park edip arkadaki adama doğru yürümeye başladım. O da motorunu park edip indi. Ben ona doğru yürürken eldivenli elleri kaskını doğru gitti. Kara karşı saçlarına siper olmuş kaskı benim kasksız, kardan sanki beyazmış gibi gözüken saçlarımla ters düşmüştü.

Onun yanına vardığımda tam karşısında durdum.

'Dünkü yabancı sizsiniz sanırım'

Uzunca beni süzmüştü. Aynı şekilde karşılık verdim. O da benim gibi siyah boğazlı bir kazak giymişti. Ama altında siyah bir eşofman ve aynı renkte spor ayakkabı vardı. Ayrıca dimdik duruşu kararlı ve kendinden emin olduğunun göstergesiydi. Yüzünü incelemeye başladığımda simsiyah uzun saçları, dipsiz bir kuyu gibi karanlık gözleri, onu gören kişinin içini ürpertiyordu.

Acaba ben yanlış kişiyle mi mesajlaştım?

"Kaskını kaybeden şarhos kedi kadın da siz olmalısınız."

'Hazır karakolun önündeyken sizi sapık diye ihbar edebilirim' bunu gerçekten yapabilirdim.

"Sapık değilim ve beni karakola ihbar etseniz bile içeri girmem. "

Ukala egolu sapık.

'Nasıl bu kadar eminsiniz?'

"Dediğim gibi sapık değilim aynı zamanda burdaki bir arkadaşım baş komiser yani sizi bulmama yardım eden kişi. "

'Peki beni nasıl buldun?'

Bu sefer beni süzmek yerine bir süre sadece gözlerimin içine baktı. Sanki gözleri önemli bir şey söylüyordu ama ben anlamıyordum. Neden anlamıyorum.

Gözlerini benimkilerden ayırmadan devam etti,

"Kaskınız içerde. Gidip alabilirsiniz. " sorumu cevapsız bırakarak eliyle karakolun kapısını gösterdi.

'Teşekkür ederim.'

Karakolun kapısına doğru yürümeye başladım. Aklımda birsürü soru vardı: Beni nasıl buldu? Adımı nerden biliyor? Kaskım onun eline nasıl geçti? Asıl önemlisi neden beni buraya kadar takip etti?

Son soru ayaklarımın durmasına sebep oldu. Yavaşça arkamı döndüm. Elleri cebinde bana bakıyordu.

'Konumu attınız. Öyleyse beni buraya kadar neden takip ettiniz?'

Bunun cevabını gerçekten çok merak ediyordum.

Birkaç saniye bekledi ve konuşmaya başladı,

"O da bende kalsın." yine yapıyordu.

'Yanlız, özel hayat gizliliği diye bir şey var. Eğer dediğiniz gibi sapık değilseniz ki bence öylesiniz, bu sebepten ötürü sizi ihbar edebilirim.'

Yüzüme sakince bakıp hafiften sırıttı.

Belki gerçekten de sapık değildir. Belki ben kafamda kurmuşumdur. Belki de kaskımı vererek bana iyilik yapmak istemiştir.

Karakolun içine girdim. Üşüyen bedenim içerideki sıcakla karşılaşınca daha çok titredi.

Acilen kaskımı alıp işe gitmeliydim.

Yanımdan geçen bir polisi durdurdum.

'Pardon beyfendi bakar mısınız?'

"Buyurun" meraklı ama içten içe sorgulayıcı bakışlar attı bana.

'Bir yabancı motor kaskımı bulmuş ve buraya getirmiş. Acaba nerde biliyor musunuz?'

Bu dediklerimden sonra anlamsız bir bakış attı.

O sırada bir kadın sekreter -sanırım öyleydi emin değilim- bana seslendi.

"Hanımefendi pardon, siz şu yıldızlı motorun sahibi misiniz?"

'Evet.'

Verdiğim cevaptan sonra bir odaya girdi. Birkaç saniye sonra elinde kedi kulaklı siyah kaskımı gördüm. Evet! Sonunda!

İstemsizce gülümsedim. Bir an hiç bulamayacağım sandım.

Kadın güler yüzlü bir şekilde kaskımı bana uzattı.

"Buyurun."

Elinden alıp teşekkür ettikten sonra gitmesine izin vermeden bir soru sordum.

'Acaba buraya kaskımı kimin getirdiğini biliyor musunuz?'

Kadın başını olumsuz anlamda sallayarak: "Üzgünüm, maalesef yüzünde kar maskesi olduğu için göremedim. Adını da söylemedi." diyerek yanımdan geçip gitti.

Herneyse kaskımı buldum ya o bana yeter.

Hızlıca dışarı çıktım ve kaskımı taktım. Etrafa bakıp yabancıyı kontrol ettim ama yoktu. Umrumda da değildi zaten.

Hızlıca motoruma binip gaza bastım.

***

Motorumu garaja doğru sürdüm ve park ettim. Kaskımı çıkarıp motorun arkasına koyduktan sonra hızlıca hastaneye girdim.

Yaklaşık 3 yıldır bu özel hastanede doktorluk yapıyorum.

Saate bakıp 09:08 olduğunu görmemle adımlarım hızlanmıştı.

Umarım başhekim geç kaldığımı anlamamıştır.

Hızlıca odama gittim. Beyaz önlüğümü giyip steteskobu boynuma astıktan sonra dışarı çıktım.

Çok yakın aynı zamanada hastanede sekreterlik yapan arkadaşım Duru'nun yanına gittim.

'Günaydın canım. Hastalar nerde?'

"Günaydın bitanem. Hasta yok. " Bir dakika ya nasıl yok. Yoksa hastane kapandı da benim mi haberim yok?

'Ne demek hasta yok? Bugün cuma biliyorsun değil mi? Hani hastaların neredeyse en yoğun ve benim geceye kadar hasta yoğunluğundan mesaiye kalacağım gün. Şaka yapıyorsun herhalde. '

"Hayır canım yapmıyorum hahaha. "

Ben bunun nasıl olduğunu düşünürken Duru nedenini açıklamıştı.

"Başhekim Adem bey sadece doktorlar odama gelsin bir duyuru yapacağım, dedi." Eyvah! Şimdi bittim. Kesin geç kaldığım için azarlayacak.

'Offfff bittim ben kesin azar yiyeceğim. Hangi odada yapıyorlar peki? Adem hocanın odasında mı?'

"Seni azarlamak için doktorları bir araya getireceğini sanmam ve evet orda yapılacakmış. Bu arada acele et!" son cümlesini arkamdan bağırarak söylemişti çünkü ben duyacağımı duymuş, direkt oradan ayrılmıştım. Hızlıca 2. kata doğru koşmaya başladım. İnsanlara çarpmamaya dikkat ediyor merdivenlere koşuyordum. Asansör çok geç geldiği ve biraz yavaş çıktığı için merdiven benim için daha avantajlıydı. Astım hastası olduğum için koşarken nefessiz kalıyordum ama alışmıştım da biraz.

2. kata girdim. Üç tane kapıyı geride bıraktıktan sonra dördüncü kapıya resmen daldım.

İçeri girer girmez, pardon dalar dalmaz herkesin gözü bendeydi. Odada sadece benim gibi bugün mesaiye kalacak doktorlar vardı. Hepsi biraz uzun bir masanın etrafına oturmuş, gözlerini bana dikmişlerdi.

Boş bulduğum sandalyeye kendimi atıp nefesimi düzene koymaya çalıştım. Rahatlamak için güçlü nefesler alıyordum ama her aldığım nefes boğazımı kavuruyordu sanki. Etrafımdakiler astımım olduğunu bilmiyorlardı. Çünkü onlarla bir muhabbetim olmadığı için söylememiştim. Büyük ihtimalle hepsi koştuğumu anladığı için öylesine bir öksürük zannediyorlardı.

Düzensiz nefeslerim devam ederken kapı açıldı. İçeri her kim girdiyse herkes ayağı kalkmıştı. Tabi benim dışımda.

"Merhaba çocuklar. " duyduğum tanıdık sesle Adem hocanın geldiğini anladım ve öksürüğüm devam ederken ayağı kalktım.

"İyi misin Büşra?" adımı seslenen Adem hocaya yüzümü tamamen döndüm. Ama hala öksürüyordum. Öyleki yüzümün kızardığına emindim.

Elimle evet yapıp zar zor konuşarak birazdan geçeceğini söyledim.

Hızlı zannettiğim adımlarla su sebiline yaklaştım. En azından suyla biraz hafifleyebilirdi.

Ben hala öksürürken Adem hoca konuşmaya başladı.

"Evet çocuklar hepiniz neden buraya geldiğinizi sorguluyorsunuzdur. Hemen açıklayayım. Hastanemize yeni bir doktor geldi ve bugün kendisi mesaiye kalmak istediğini söyledi o yüzden ben de sizinle mesaiye kalacak doktordan haberiniz olsun istedim. "

Durduk yere kim bu yeni doktor?

"Gelebilirsin." Adem hocanın verdiği komutla kapı açıldı. Madem içeri girecektin be doktor ne diye adamın sözünü bitirmesini bekledin! Film mi geçiyoruz biz ya!

İçeri giren kişiye yani yeni doktora bakmak için kafamı kaldırdım. Yeni doktoru görmemle hafiflemiş öksürüklerim nefes alışverişlerimin neredeyse tamamen durmasına sebep verdi.

Sanırım nefes alamıyorum.

Bu oydu. Dünkü yabancı...

Yabancı beni gördüğüne şaşırmamıştı. Kaşlarını çatmış durumu anlamaya çalışıyor gibiydi.

Ve tekrardan herkes bana bakıyordu. Nefes alamadığım için yüzüm kızarmaya, gözlerim dolmaya başladı. Elimdeki su bacaklarımla birlikte titriyordu. Yabancı dahil odadakiler endişelenmeye başlayınca yanıma geldiler.

"Büşra iyi misin, neyin var? Neden böylesin?" Adem hoca endişeli bir şekilde yanımda bana bakıyordu. Etraftakilere verdiği emirle birkaç kişi dışarı çıkmıştı. Sanırım anlamıştı astımlı olduğumu.

Güçlükle yürüyerek yabancının,yeni doktorun, yanında durdum.

Yabancıya yaklaşıp olmayan nefesimin arasından konuşmaya çalışacağım sırada hafif tökezledim. O sırada yabancı tutmuştu beni. Endişeli ama tecrübeli gözlerle bakıyordu bana.

Bir anda elini cebine atıp bir şey çıkardı. Bulanık gören gözlerimin ardından daha net bakmaya çalıştım elindekine. Renginden ve şeklinden tanımıştım. Astım spreyiydi. Lan madem vardı, ne diye çıkarmadın hayvan, ölüyoruz burda!

Elimi uzatmıştım spreyi almak için. İzin vermeden kendisi ağzıma spreyi yerleştirdi. Hızlıca konuştuğunda onu dinlemek zorunda kaldım.

"Bekle. 3,2,1" saymayı bitirdiğinde boğazımdan geçen ekşimsi bir tat vardı.

Ona hala tutunur vaziyette nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Bir süre sonra daha da rahatlayıp 1-2 derin nefes aldıktan sonra ondan ayrıldım. Artık ona soracak bir hesabım vardı.

'Senin burda ne işin var?' etraftakiler, özellikle Adem hoca olmak üzere onu nerden tanıdığımı merak ediyorlardı.

"Ben de bir doktorum. Hatta sana bu yüzden suç işlemediğimi yardım etmek istediğimi söyledim senin inadın aksine." sana ne benim inadımdan be!

'O kadar hastane arasından nasıl buraya gelebildin. '

"Tesadüf diyelim."

'Demiyelim.' diyip çıkışmıştım.

"Hanımefendi bakın. Kasıtlı olarak burayı seçecek değilim. İnanın ben, siz ve inadınızdan pek haz etmiyorum." bak bak bak laflara bak.

Tam lafa girecekken Adem hoca konuştu.

"Madem astımın vardı, neden bize söylemedin? Neden bana söylemedin Büşra?" haklıydı.

Aslında sıralayacak bir sürü bahanem vardı ama nedense ağzımı açamadım.

'Üzgünüm hocam.' vazo kırmış çocuk misali eğmiştim boynumu.

Kızgın ama bir o kadar da endişeli bir şekilde bana bakıyordu. Yine ağzımı açamadım.

Aklıma odadan nasıl tüyeceğim geldiğinde hemen konuşmaya başlamıştım.

'E madem herkes iyi. Ben de gideyim.' tam gidecekken arkamda sinirli bir ses işittim.

"Nereye gidiyorsun Büşra Avcı?" Adem hoca gözlerini dikmiş cadı gibi bana bakıyordu.

'Eeeee, hastalara?' daha sabah umarım gelmemişlerdir dediğim hastalara umarım gelmişlerdir diyordum içimden.

Adem hoca kolundaki saate bakıp konuştu.

"Saat daha 09:32. Yememiş olanlar kahvaltılarını çabuk yapsın. Ayrıca mesaiye kalacağınız için saat 10:30'a kadar serbestsiniz. Siz hariç!" son cümleyi söylerken ben ve yabancı hariç diğer herkesi işaret etti ve konuşmasının devamını getirdi.

"Siz boşuna mı doktorsunuz?! Nasıl astımlı birine müdahale etmezsiniz?!" diyerek biz hariç diğerlerini azarlamıştı. Biz mi? Ben o robot adamla aynı cümle içinde asla olmam. Düzeltiyorum: ben ve o. Böyle daha iyi.

Kendimle savaşım bittiğinde Adem hoca hala diğerlerini azarlıyordu. Ne yalan söyleyeyim, çok hoşuma gidiyordu.

"Eğer bir kere daha böyle bir olay görürsem hastalarınızı sizden alırım ona göre!" ooooo büyük tehdit.

"Şimdi çıkabilirsiniz. " dediği şey ile kapının yakınında olduğum için yabancının yanından geçip çıktım.

Hızlı adımlarla büfeye yürüdüm. O kadar açım ki düşüp bayılacağım şimdi.

Büfeye geldiğimde tezgahın arkasındaki yaşlı şişman kadına selam verdim. Hayatımda bu kadar güzel yemek yapan birini sanırım ilk defa görüyordum. Evet, ilk defa görüyordum.

Gülümseyerek konuşmaya başladım.

'Oooooo Songül Hanım yine döktürmüşsünüz. ' kadın çekingen bir şekilde gülümseyip teşekkür etti.

Tezgahtakilere bakıp kötü geçen günümü şenlendiren mükemmel ötesi yemekler gördüm. Hemen plastik bir tabak alıp ne bulduysam doldurdum. Normalde yemeğime dikkat eden biriyimdir ama şu an o kuralı severek çiğniyorum.

Tabağımdaki dört kıymalı börek, iki unlu ve tuzlu kurabiyenin yanında olmazsa olmaz çayın iyi gideceğini düşünüp çay aldım.

Saat çok erken olmadığı için benden başka sadece tek tük insan vardı büfede. Diğer doktorlar ya kahvaltı yapmış ya da hastalarının yanındalardı.

Yemeğimi iştahla yemeğe başladım.

***

Yemeğimi yedikten sonra plastik tabağı çöpe atıp Songül ablanın yanına gittim.

'Songül ablacım ellerine sağlık çok güzel olmuş. Az kalsın parmaklarımı yiyiyordum.'

"Sağol kızım sen olmasan nasıl anlardım yemeklerimin güzel olduğunu? " Songül ablaya sıcak bir gülümseme gösterip Duru'nun yanına gitmek üzere oradan ayrıldım.

'E vardır artık hasta.' Selam bile vermeden söylediğim cümle karşımdaki kızı afallatmıştı.

Jetonu sonradan düşen kız anladığını belli edercesine kaşlarını kaldırıp gülümsemişti.

"Senin bakabileceğin hasta kategorisi daha gelmedi. Gelince yazarım sana canım. "

Gülümseyip kafa salladıktan sonra ordan ayrıldım.

***

Resmen inanamıyorum, saatlerdir arada bir dışarı çıkıp hava almaktan başka hiçbir şey yapmadım. Nasıl en yoğun olduğum günde hasta olmaz anlamıyorum.

Bileğimdeki saate baktığımda akşam 20:57 olduğunu gördüm. O kadar zaman sadece boş mu durdum yani?

Aklıma gelen, beni rahatlatacak bir fikirle, gözlerim ışıldadı. Neden daha önce düşünmedim?

Hastanenin terasına çıkabilirdim.

Bir yandan gülüyor-nedenini bilmeyerek- bir yandan ise hızla yürüyordum. Bu sefer koşmaya hiç cesaretim yoktu o yüzden asansöre binecektim.

Düğmeye bastığımda kapı açıldı. İçerde kimsenin olmaması işime gelmişti. Hemen içeri girip en üst kat düğmeye bastım. Asansör klostrofobisi olanlar için de tasarlandı diyebiliriz çünkü içeri girdiğinizde sırtınızı verdiğiniz yer kalın bir camdan ibaret olduğu için dışarıyı görebiliyordunuz.

Yukarı çıkan asansörden eşsiz manzarayı izlemek o kadar huzur vericiydi ki hiç bitmesin istedim.

Asansör maalesef en üst katta durunca inmek zorunda kaldım. Hasta falan gelirse diye onlara kolaylık sağlamak için zemin kata bastım.

Terasa doğru adımlarımı attım. Attığım her adımda huzurum daha da artıyordu. Bir lamba gibi parlayan ay, beni ışığıyla cezbediyordu resmen.

Bir adım attım, sonra bir tane daha ve bir tane daha... Terasın ucuna geldiğimi aşağı bakınca farkettim. İki koca adım geri attıktan sonra derin nefes aldım. Buranın havası aşağıdan daha temizdi sanki. Resmen burda yaşayabilirdim.

Nerden geldi bilinmez, bir cesaretle terasın ucuna oturup ayaklarımı aşağı sarkıttım. Adrenalin seven biriyim kabul ve bu bana biraz fazla geldi ama nedense korkmuyordum. Aksine, hoşuma gidiyordu.

Ne kadar kaldığımı bilmiyorum ama arkamda adım sesleri duyduğumda anca kendime gelebilmiştim. Yüzümü o kişiye dönmeden yıldızlı gökyüzünü izlemeye devam ettim. Ama o benim gibi sessiz kalmamıştı.

"İntihar etmek için huzur verici bir yer, öyle değil mi?" İntihar mı? Ne diyor bu ya?!

Arkamı dönmeden cevap verdim.

'Öyle bir düşüncem olsaydı ya çoktan yapmış olurdum ya da yapacağım yer burası olmazdı. '

Ses yoktu. Bu biraz uzun sürmüştü.

Arkamı döneceğim sırada yanımda bir kıpırtı hissettim. Dönüp baktığımda yabancı yanımda, aynı benim gibi bacaklarını aşağı sarkıtmış oturuyordu.

Bu sefer dayanamadım söze girdim.

'Ne o yabancı? Sen de mi intihar etmeye karar verdin. E tabi haklısın intihar için huzurlu bir yer öyle değil mi? '

Dediğim şeyle dudakları o kadar az kıvrılmıştı ki, ay ışığı olmasa görmeyecektim.

"Dediğin gibi, öyle bir düşüncem olsaydı ya çoktan yapmış olurdum ya da yapacağım yer burası olmazdı." Demişti beni taklit ederek. Daha sonra devam etmişti konuşmaya.

"Ayrıca bana yabancı demeyi bırak lütfen. Hoşuma gitmiyor. Benim de bir ismim var. " yaaaa harbi mi? Bilmiyordum ya çok sağ ol.

'Nedir peki?' Aslında merak etmiştim. Sonuçta onu yabancı diye çağıramazdım.

Derin bir nefes alıp aya baktı. Daha sonra konuşmaya başladı.

"Göktuğ Altay Aslan" ismi uzun olduğu kadar hoştu da.

Merakıma yenik düşüp sordum.

'Hangi ismini kullanıyorsun?' Verdiği tepkileri Ay ışığı sayesinde görüyordum.

"Öncelikle Göktuğ Altay ismim, Aslan soyadım ve istediğin şekilde seslenebilirsin."

'Güzel isim. Benimkini söylememe gerek yoktur herhalde zaten biliyorsun. ' Bu dediğime kafa sallamıştı.

Ve ben tekrar aynı ama bir o kadar da önemli soruyu sordum.

'Gerçekten, adımı nerden biliyorsun? '

Son kez aya bakıp ayağa kalktı. Geriye doğru yürüdü ve hastanenin içine doğru ilerledi. Arkamdan seslenmeyi de unutmadı.

"Gelecek misin yoksa olası bir durumda herhangi bir hasta ölüm döşeğindeyken burda oturmak mı istersin?" Tabiki geleceğim. Ne için doktor oldum ben?

Ayağı kalkıp geri adım attım. Aşağı baktığımda sanki biraz önce bu kadar yüksek değildi. Hemen geriye daha çok adımladım. Bunu yaparken aklımda ne vardı benim? Buraya çıkmayı bırak, ayağımı koca binadan aşağı sarkıtmayı nasıl göze aldım?

Arkamı dönüp yabancının yani Göktuğ Altay'ın, arkasından yürüyüp ben de hastaneye girdim.

Selammmmmm naberrrr

Nasılsınız kuzucuklar.

Valla bu bölüm 2. Bölüm olmasına rağmen baya uzun sürdü. Yaklaşık 3-4 gündür sadece bu bölüm için uğraşıyorum. Normalde başka yapmıştım. Beğenmedim sildim bir daha yaptım.

Her neyse umarım beğenmişsinizdir.

Oy verip yorum yazmayı unutmayın.

Öptümmm

;)

21/02/2024 23:11

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.