İçeriğe geç

KASATURA

Bölüm 8 · 14 dk okuma

KASATURA

Bölüm 8

↾7 - günahkarın köprüsü⇃

Bir süre beyin fonksiyonlarım devredışı kalmışçasına cevap veremedim. açıkçası neden o kadar derin baktığımıda anlamamıştım hatta gömleği neden kendime bastırdığımı hiç bilmiyordum fakat utandığım için hızla gömleği kendimden ayırıp Kılıç Bey'e uzattım. Kulaklarıma kadar kızardığımı hissediyordum. Göz ucuyla gözüm tekrar Kılıç Bey'e kaydı. Sırtına geçirdiği gömleğin düğmelerini kapatırken gözlerim parmak boğumlarında oyalandı. İlk kez Kılıç Bey'in elini elimde hissetmiştim. Eli çok sertti. Sanki kemiklerini saran et parçası yerine beton varmış gibi bir hissiyata bile kapılmıştım ve bir şeyi de fark etmiştim Kılıç Bey'in eli büyüktü. Birkaç kere Melek Hanım'ın yüzünü avuçlayan ellerini görmüştüm lakin elimi saran elini gördüğümde büyüklüğünü daha iyi anlar oldum. Kafamı sağ sola hızlıca sallayıp aklımdan bu düşünceleri atmaya çalıştım.

"Valhalla'nın otoparkında Erdem var. Onunla birlikte Iskarta'dan çık. Melek seni bekliyor."

Düşüncelerimi yırtıp atan ses duyulduğunda kafamı onaylarcasına salladım. Kılıç Bey yüzüme baktı ardından üstümdekileri süzdü.

"Şu sana yakışmayan kıyafetleri de çıkar üzerinden. Aksak yürüyüşlerini görmek göz zevkimi bozuyor."



(Tam olarak aklımdaki diyemem fakat sizin aklınızda canlansın diye koymak istedim. Biraz lolita tarzı Valhalla'daki müşterilerin dikkatini çekmeleri için açık giyiniyorlar. )

İster istemez elim eteğin uç kısmına gitti. Kaşlarım çatılmış şekilde Kılıç Bey'e baktım. "Evet, yakışmıyor keza siz dediğiniz için değil bu kıyafet demeye bin şahit isteyen paçavrayı giydiğim için kabul ediyorum." dedim ama hıncımı alamamıştım bu yüzden devam ettim. "Ha şuna da açıklık getireyim eğer aksaklığım yüzünden ak kemiklerin göz zevki bozulacaksa ne ala. Sonuçta iki dekolteye salyasını akıtan azgın köpeklerin dikkatini çekmekten ise kusurlu görünmeyi tercih ederim."

Yüzüme baktı. Bakışları soğuk atıyor ve ister istemez üşümeme sebebiyet oluyordu. Dudağının kenarı o soğuk bakışa nazaran kıvrıldı. Laflarımdan hoşnut mu kaldı yoksa daha da mı küçümseyici buldu bilmiyorum gerçi bilmekte istemiyorum.

"Çenen açılmış, güzel."

Elini boynuna attı ve hafif bir baskı uygulayarak boynunu kütletti. O ara arduvaz gözleri bendeydi bilhassa korkmaya yer arayan kalbim hızla atmaya başladı. Yırtıcı bakışları gözlerimde gezinirken "Ama sen yine de kullandığın kelimeleri seçerek konuş. Ne zaman birinin boğazına yapışıp ses tellerini keseceğini bilemezsin. Öyle değil mi?"

O kadar sakin bir ses tonu kullanıyordu ki tüylerim dikelmişti. Bakışları ayağını denk al der gibi bakıyordu. Resmen ulu orta çeneme hakim olmam için tehdit etmişti beni. Kılıç Bey için bir kara kemiğin ak kemiklere hakaret etmesi ön görülemezdi. O da diğer ak kemikler kadar bizden nefret ediyor insan yerine dahi koymuyordu. Onun için bir değerimiz olsaydı Iskarta'yı Batur Bey'den nasıl aldı ise o şekilde devam ettiriyor olmazdı. Sesli bir şekilde yutkundum. Bakışları bakışlarımdan kaybolmuyordu belli ki cevabımı duymak istiyordu. Daha demin bir adamı beraber ortaklaşa öldürmemize rağmen o dakikalar önceki cesaret kırıntısını hissedemiyordum çünkü Kılıç Bey'den korkuyordum.

"Bunu aklımda tutacağım Kılıç Bey." sesim bir taraflarıma kaçmış gibiydi.

"Aferin, durumu çabuk kavrıyorsun."

Memnuniyetle dolan gözlerinden gözlerimi çekip yer döşemelerini izlemeye başladım. O sırada da Kılıç Bey'in adım seslerini işittim. Kapanan kapı ile tuttuğum nefesi dışarı saldım. Elimi kalbimin üzerine koyup onun çıktığı kapıya bir süre baktım.

Derin derin nefesler alıp verdim. Bugün yaşadığım bütün her şeyi tozlu anıların içerisine atıp daha da hatırlamak istemiyordum. "Aklımı kaybedeceğim, aklımı kesinkes kaybedeceğim." diye kendi kendime boş oda da mırıldanır mırıldanmaz Kılıç Bey'in çıktığı kapıya doğru ilerledim. Bugünü unutmanın en kısa yolu Iskarta'dan hemen ayrılmaktı.

╎ ┇ ︱ ┊

Yeryüzüne çıkalı 2 saat olmuştu. Melek Hanım'ın izniyle dinlenmek için kaldığım müştemilata gelmiştim. Burada her hizmetçinin dolası bulunmaktaydı. Ortak kullanım olan mutfağımız haricinde tuvalet ve banyo odalarımızın içindeydi.

Gelir gelmez biraz kestirmiş ardından duş almıştım. Şimdi ise iç çamaşırlarla dikildiğim odamda yatağın üzerindeki hizmetçi yıkafetlerimden biri olan siyah gömleği üzerime geçirdim. Ardından ayak bileklerimde biten siyah eteği giyip son olarakta beyaz bel önlüğünü bağladım. Sarı saçlarımı her zaman ki gibi örüp arkaya attım. Havalar ısındığı ve sıcaklar boy gösterdiği için yer yer belli olan çillerimi ayna yordamı ile fark ettiğimde elim çillerime gitti. Burnumun orta kısmı ve gözaltlarımın bir tık altında olan çillerimi izlerken Melek Hanım'ın çillerimi ne kadar sevdiği aklıma geldi.



(Zergül'ün günlük giydiği hizmetçi kıyafeti buna benzer ama eteği daha uzun. Yürürken dikkat çekmemek için Zergül eteği uzun giymeyi tercih ediyor.)

Artık ufaktan müştemilattan çıkma vaktimdi. Kılıç Bey'in ortakları Arat Bey, Han Bey ve Sinan Bey geleceklerdi. Bu yüzden hizmetçilerin yanında olmalı ve onlara hizmet etmeliydim. Son kez üstüme başıma çeki düzen verip hızla odadan ayrıldım. Müştemilattan çıkar çıkmaz geniş bahçeyi geçip ana kapıya ulaştım. Kapının kulpunu tutmuş vaziyette açmaya hazırlanırken arkamdan gelen seslerle refleks gereği durdum.

Duyduğum sesler araba kapılarının açılıp kapanma sesleri idi. Ve bu ses ana kapının yan tarafında olan garaj bölgesinden gelmekteydi.

Araba sesi kesilir kesilmez önce uzaktan gelen ardından yavaş yavaş yükselen adım ve insan sesleri ile kapıdan biraz uzaklaştım. Kısa süre sonra seslerin sahibi görüş alanıma girdi. Kılıç Bey, Arat Bey, Sinan Bey ve Yücel'i görür görmez bugün yaşadığım ve asla unutmayacağım Yücel'in bakışları aklıma düştü. Beni ilk fark eden Yücel olmak ile birlikte gözlerini ilk kaçıran da o olmuştu. Hatta bu tavrına aşırı anlam verememiştim bilhassa burada sinirlenmesi gereken biri var ise o ben olmalıydım neydi şimdi bu çoluk çocuk hareketler?

Kaş çatmamak için neredeyse her kasımı zorluyordum. Beni çileden çıkartmak istiyorsa doğru yoldaydı. Madem böyle davran istiyordu o bana gelene kadar adım atmama kararı aldım.

Yanımdan geçerlerken birisinin dahi gözü beni görmedi. Yokmuşum sıfatıyla yanımdan geçip evin içine girdiler. Kılıç Bey ile olan bugünkü mevzu yüzünden zaten göz göze gelmek istemiyordum. Arat Bey ve Sinan Bey'le de haşır neşirliğim yoktu. Yine Arat Bey'i arada görüyordum ama Sinan Bey kolay kolay ortalıklarda gözükmezdi.

Arkalarından ben de evin içine girdim ve ilk önce mutfağa gittim. Aşçı beni görür görmez yüzündeki gerginlik gözle görülecek şekilde belli oluyordu. Yanına usulca yaklaştım, bir şey söylemek ister gibi baktı ama söylemedi.

"bir daha böyle bir şey yaparsan, bu kadar sessiz kalmayacağımı bilsen iyi edersin." dedim tehditkarca.

Bu ona yeter ki çünkü evdeki hizmetkarların çoğu benim çocukluğumdan beri tanıdıklarından ötürü nasıl birisi olduğumu çok iyi biliyorlardı. Masanın üzerinde turan içecek tepsisini alıp mutfaktan çıktım. Aşçının nasıl bir tepki verdiği ile ilgilenmemiştim.

Melek Hanım'ın misafirlerini ağırladığı salona girdiğimde çoktan herkesin toplandığını fark ettim. Han Bey ve eşi de gelmişti. Ayriyeten Müge de burada bulunmaktaydı fakat yüzünde orada olmaktan ötürü bir memnuniyetsizlik sezmiştim.



Yavaş adımlarla yanlarına yaklaşıp ortadaki masaya içecekleri bıraktım. Müge'nin içeceğini de tam önüne koyarken bana baktı. Hafif çekik gözleri çektiği eyeliner yüzünden daha da çekik duruyordu. Giydiği siyah kalem eteği ve saks mavisi balık yaka ince badi giymişti. Doğuştan kıvırcık saçlarını tepeden topuz yapmış önüne birkaç tutam düşmesine izin vermişti. Minyon bir kadın olmasına rağmen yüz hatları sertti.

Çok fazla incelediğimi fark eder fark etmez geri çekildim ve onların biraz uzağına duvar kenarına yaklaşıp ellerimde tuttuğum tepsi ile orada dikildim. Onlar bir şey isteyene kadar burada dikilmek zorundaydım. O yüzden ortamda dönüp dolanan muhabbete kulak kabarttım.

Arat Bey, Elini Sinan Bey'in omzuna atıp patpatladı. "Bugün keşke Iskarta da olsaydın. Kılıç levent'in burnunu kırdı. Hem de sırf adam ona sanane dediği için." deyip gür bir kahkaha attı. Bu konudan eğlenenler sadece erkeklerdi. Kadınlar ise önlerine düşen burun kırma sahnesini hayal edip yüz ekşitmeyle meşguldüler.

"Simetri hastalığım var benim. Yamuk burunlara tahammül edemiyorum." diyen Kılıç Bey, içkisinden bir yudum aldı. Melek Hanım, tam Kılıç Beyin yanında oturuyordu. Eli kocasının karın bölgesinde daireler çiziyor ve yüzündeki gülümsemeyle onları dinliyordu.

"Sadece kırık bir burun ile atlattı ise bence şanslı olmalı." dedi Sinan Bey.

Sarışın ve yeşil gözlü bir adamdı. Omuzlarına değen uzun saçları her zaman olduğu gibi topuz şeklinde sıkı sıkıya bağlanmıştı. Her iki kulağında halka şeklinde küpe bulunmaktaydı.

"Benimle konuşurken kelimelerini ölçüp tartsaydı bunu yapmamış olurdum." dedi Kılıç Bey. şiddeti savunması ayrı bir şakaydı ya neyse. Psikopat herif.

Onlar muhabbeti döndürürken Müge camdan dışarı bakıyordu. Yüzünde çok ciddi bir ifade vardı. İlginç olan ise arada sırada Arat Bey'in Müge'ye bakıyor oluşuydu. Gıybet sever yanım sağolsun ister istemez merak duyguma engel olamamıştım. Birkaç kere bu ikisinin konuştuğunu görmüştüm ama ilk kez birisi yok sayıyor öteki ise beni görsün dersin dik dik bakıyordu.

Müge'nin ayağa kalkması ile birkaç göz ona dönmüştü. Melek Hanım'ın soran bakışlarına "Elimi yüzümü yıkayacağım." diyerek cevap vermiş ve muhabbet ederek oturan topluluğa arkasını dönmüştü. tabi o ara benimle de göz göze gelmişti. Bana bakarak parmağı ile dışarıyı işaret etti. şaşkınlıkla Müge'ye bakamadan edemedim. O bana sataşmazdı ama ilk kez kendi isteği ile benimle konuşmak istiyordu ve bu bir ilkti. O yüzden kendime gelmem biraz sürmüştü. Kendime geldiğimdeyse hızla yanına ilerledim.

Beni neden çağırdığını merak eden beynim kafasında kurduğu senaryoları bir bir gözden geçirirken en nihayetinde bahçeye çıktık. O ön de ben arka da bir süre bahçenin göbeğine kadar sessiz bir şekilde yürüdük. Ardından Müge bana döndü.

Ağzından ne çıkacağına pür dikkat kesildim O da beni çok bekletmedi. Önce etrafa baktı sanki söyleyeceklerini biri duysun istemiyordu.

"Biliyor muydun?"

Kaşım anlamazcasına çatıldı "Neyi?"

"Melek Hanım'ın seni Kılıç Bey'in koynuna sokmaya çalıştığını."

Ağzından çıkanlar o kadar anlamsız bilhassa o kadar saçmaydı ki "Sen ne?" diye soru sormuş ama gerisini getirememiştim. Hatta yanlış duyduğumu düşünmek istemiştim. Lakin Müge ağzını açana kadar bu düşüncelerim tuzla buz olmuştu.

"Tepkine bakılırsa bilmiyordun. Ben de bilmeden öğrendim. Sen Iskarta'ya gittiğinde Kılıç Bey ve Melek hanım bir konu yüzünden tartışıyorlardı. İlk başta duymak istemediğimden uzaklaşacaktım ki senin ismini duyana kadar. Melek Hanım, Kılıç Bey'e senden çocuk peydahlamasını istedi."

Ağzımı açıp geri kapatıyordum. Ne diyeceğimi nasıl tepki vereceğimi kestiremediğim bu gerçekler beni iliklerime kadar korkuttu. Siniri esken bilen yüzüm Müge'ye kaydı.

"Bu bir şaka ise hiç komik değil." evet şaka olmalıydı yoksa böyle bir şeyin oluru olamazdı.

Elini beline attı. Surat ifadesi ciddiydi. "Sence şaka yapar gibi bir halim mi var?"

Kafamda dolaşan asıl soruyu sorma kararı aldım. İnanıyordum Müge şaka yapmıyordu. "Kılıç Bey'in tepkisi nasıldı?"

"Baya baya karısına gürledi. Hatta ilk kez onu Melek Hanım'a karşı bu kadar sinirli oluşunu görmüştüm. Karısının ona bir kadın ayarlamaya çalışı büyük ihtimal onu hayal kırıklığına uğrattı."

Evet öyle olmalıydı, Kılıç Bey'in tepkisi çok doğru. Onunla aynı yatakta oluşumu düşünmek bile yüzümün sirke satmasına yetiyordu. Şimdi düşününce bazı taşlar kafamda yerine oturmaya başlamıştı. Ak kemiklerin onuruna bu kadar önem veren Kılıç Bey'in Yücel ile evlenmemi sağlamak istemesi büyük ihtimal Melek Hanım'ın söylediklerinden ötürüydü.

O cehennemle özdeleşmiş şeytanla yatmak mı ve onun çocuğunu taşımak ı? hayatımda hiç bu kadar midem bulandığını hissetmedim. Elimi ağzıma attım.

"Senin bu konuda görüşün ne? Şayet ileride olur da Melek Hanım, Kılıç Bey'i ikna edebilirse böyle bir şeyi kabul eder miydin?"

Müge'ye baktım. "Düşüncesi bile iğrenç. Kılıç Bey'in kara kemiklere olan tutumunu biliyorsun nasıl olurda Melek Hanım böyle bir şeyi teklif eder?"

Bir şey söylemedi. o da benimle aynı düşüncelere sahip olduğuna emindim. hala duyduklarıma inanamıyordum. Melek Hanım'ın amacı neydi?

Bu ciddi konuları düşünürken bahçeye gelen adım sesleri ile yüzümü yarım ay arkama döndürdüm. Arat Bey ve Sinan Bey, ellerindeki sigara paketi ve çakmağa bakılırsa küçük bir sigara molası vermeye çıkmışlardı. Bizi fark eden Arat Bey bir bana bir de yanı başımdaki Müge'ye baktı. Daha demin sırıtarak girdiği bahçe de Müge'nin yüzüne bakasıyla sırıtışı suratından silinmişti.

Bir Müge'ye bir Arat Bey'e baktım. İkisi de birbirlerine öldürecekmiş gibi bakıyorlardı. Keza bakışlarla olan savaşı Müge kazanmış Arat Bey gerisin geri çekilmişti.

"Burası dolu gibi başka yerde mi tüttürsek?"

Sinan Bey'de benim kadar anlamsız bakışlar atıyordu bu ikiliye. "2 dakikalık bir sigara içeceğiz başka yere gitmeye gerek var mı?"

Kesinlikle haklıydı. Daha deminki olaydan sıyrılıp şüpheci bakışlarımı Müge'ye döndürdüm. İç çekip beni de kolumdan tutarak yanında sürükledi. "Biz de zaten gidiyorduk."

Onlardan uzaklaştığımızda "Siz ikinizin arasında bir şey mi oldu?"

Müge'nin kaşları çatılmıştı. sessizliğini koruduğunda beni özel meseleleri paylaşmayacak kadar yakın görmüyor sanmıştım ki ilk kez beni şaşırtarak konuştu.

"Erkeklere olan tavrımı biliyorsun. Çocukluğumdan beri karşı cinsten nefret ediyorum. Senin Iskarta'da olduğun 2.gün bir erkekle olup olamayacağımı merak ettim bu yüzden Arat Bey'e tek gecelik bir ilişki teklif ettim. İlk başta garipsedi fakat sonra kabul etti. gece olduğunda bir otele gittik, içkilerimizi içtik biraz sohbet ettik. Alkolün etkisinden midir nedir öpüşmeye başladık açıkcası iğrenç hissettirmedi hoşuma gitmişti. Lakin işler daha da ciddileşti kıyafet üstünden birbirimize sürtünmeleri bırakıp üstümüzdekileri çıkarttık. Onun erekte olmuş penisini görünce elim ayağıma dolaştı ve ister istemez midem bulandı. hal böyleyken de Arat Bey'in penisinin üstüne bir dolu kustum. Kendime gelir gelmez oradan apar topar üstümü giyip tüydüm. O gün bu gündür de birbirimize öldürecek gibi bakıyoruz."

Sanki havadan sudan bahsediyormuş gibi rahatlıkla anlattığı olayı ağzım açık dinlemiştim. Müge ile böyle kardeş ilişkisiyle konuşmaya bile şaşıramamıştım çünkü bu olay ondan daha çok şok etmişti beni.

"Müge, alınma ama herifi bok gibi bırakıp gitmişsin." dedim tiksinerek. Şu an Arat Bey'e üzülmedim desem yalan olur. Erkeklik gururunun incindiğine kalıbımı basacak kadar emindim.

"Napim, o da kabul etmeseymiş."

Cidden üste çıkma konusunda Kılıç Bey 1, Müge 2'ydi.

Başımı onaylamazca sallayıp bir de cık cıkladım. Sanırım artık bu olay hafızamdan asla çıkmayacaktı.

Tam bu konu ile ilgili başka bir soru sormak için ağzımı açmıştım ki büyük bir gürültü geldi. Bu bir patlama sesiydi. Kulaklarımı uğuldatacak kadar çıkan o gümbürtü yüzünden korku her hücreme işlemiş beynim mantıksal düşünmeyi durdurmuştu.

"Bu neydi?"

Aklımda dönüp duran soruyu Müge sordu. O da benim kadar şok olmuş vaziyetteydi. Arkamızdan hızla koşarak evin ön kısmına giden Arat Bey ve Sinan Bey'in peşinden bizde koşmaya başladık.

Biz yaklaştıkça etrafı saran duman kokusu ve alevler görünür vaziyete gelmişti. Bu patlamanın nerden geldiğini gördüğümüzde garajdan bir arabanın patladığını fark ettik.

Patlayan arabanın yakınından gelen çığlık sesini duyduğumda boğazımda bir yumrunun konuşmamı zorlaştırdığını hissettim. Yasmin hanım'ın çığlığıydı bu. Daha da yaklaştım. Yanan bir araba, arabaya gitmeye çalışan Kılıç Bey ve Kılıç Bey'i var gücüyle tutmaya çalışan Sinan ve Arat Bey'i gördüm.

Kılıç Bey'in "Melek" diye bağırışı tüm bahçede yankılandığında gözlerimde birikmeye başlamış birkaç damlanın güzergahı çenem oldu. Müge'nin eli bileğimi sardı. Birbirimize baktık. Onunda gözleri dolmuş nutku tutulmuştu.

Gözlerim Kılıç Bey'e kaydı. Arabaya yaklaşamadığından ötürü çıldırıyor, Arat ve Sinan Bey'e ağza alınmayacak küfürler ediyordu. En son pes etmiş gibi darmadağın yıkık bir enkaz olarak yere çöktü. Ağlamıyordu ama bedeni içindeki tüm duyguları dışa vuracak kadar cüretkardı.

Kimse o günün bu şekilde biteceğini bilmiyordu. O gün orada patlamadan oluşan dumanla karışık ölüm kokusu yayıldı.

╎ ┇ ︱ ┊

Annem, ölmeden önce bana, insanlar öleceğini birkaç gün önceden anlarmış dedi. Sanki o da anlamıştı bu yüzden bana ne zaman baksa gözleri doluyordu.

Dün yaşanılan patlamadan ötürü bu cümle aklımda dolanıp durdu. Hiç bu kadar garip bir duygu hissetmemiştim. Yangın söndürülmüş yüzde %70lik kısmı yanmış Melek Hanım'ın bedeni hastaneye götürülmüştü. Onu o an gördüğümde etinden gelen yanık kokusu burnumun içine doldu. Kılıç Bey'in karısını o halde görüşü aklımdan çıkmıyordu. Ben ilk kez onu bu kadar yıkılmış ve aciz görmüştüm.

Hizmetçiler hariç ev ahalisinden kimse yoktu etrafta. Kılıç Bey karısının yanında hastanedeydi. Arat Bey'ler ise bu olayı araştırıyorlardı. Kimsenin dile getiremediği asıl cümle ise Melek Hanım'ın o halde sağ çıkmasının imkanı olmayışıydı.

Rengini kaybetmiş gökyüzüne kafamı kaldırdım. Bulutlar etrafı sarmıştı.

Hala şaka gibi geliyordu yaşananlar. Hastaneye gitmek Melek Hanım'ın yanında olmak istiyordum ama kimliksiz oluşum buna izin vermiyordu.

"Zergül."

Adımı zikreden kişiye baktım. Yücel, yüzünde anlaşılamaz bir ifadeyle bana yaklaştı. Benim aklımda ise tek bir soru işareti.

"Ne işin var senin burada?"

"Seni görmek istedim." dedi ama sanki başka bir şey demek istiyor gibiydi.

"Burada olmamalısın. Sonra konuşalım." diyerek onu geçiştirir geçiştirmez yanından uzaklaşmaya çalıştım fakat Yücel bileğimden yakalayıp beni kendine çekti.

O an sinirden gözüm dönmüş ve hınçla bileğimi elinden kurtarmaya çalıştım ama onun beni bırakmaya niyeti yok gibiydi.

Yüzüne yüzüne "Ne istiyorsun Yücel?" diye bağırdım.

Öfkeme karşı fazla tepkisizdi. Bileğimi bırakmadan "Zergül, seni almaya geldim."

Alabora olmuş duygularımla ona baktım. "Ne?"

Beni kendine doğru çekip sendelememe sebebiyet oldu. Hala anlamamıştım ne demek istiyordu?

"Benimle doğu'ya gel. Orada yeni bir soyisim ile evlenelim."

Beynim algılamıyordu artık. "Yücel bizim doğu da ne işimiz var?"

Her hücrem şüphe tohumlarını saçtığında Yücel'in "Batur bey, sen ve benim yeni bambaşka bir hayat kurmamıza yardım edecek." dediğini işittim.

O an Yücel'in dönülmez bir yolun kıyısında olduğunu anlamıştım ve bu gerçekliği kavrayan beynim yüzünden gözlerimden firar eden yaşlarla emin olmak için sordum.

"Sakın bana Melek Hanım'ı öldürenin sen olduğunu söyleme!"

Hayır, benim bu gerçeği kaldırabilecek güçlü omuzlarım yoktu.

╵ 〡 〢 ╹ ╻

Evet, bölüm sonundayız. Yorum sınırı geçilir ise yeni bölüm hızlı bir şekilde erken gelecek. :)

Sonunda kitabın asıl konusuna geçmeye başladık. 8.bölümden sonra yazacaklarım için heyecanlanmıyor değilim yahu ❤️

Şimdi size birkaç soru soracağım;

1- Müge karakteri sizce nasıl?

2- Sizin gözünüzde Kılıç nasıl bir adam?

3- Kılıç ve Zergül sahnelerini okurken ne hissediyorsunuz?

4- Kitapta en merak ettiğini en çok görmek istediğiniz karakter hangisi?

5- Kılıç ve Zergül için şuraya bir müzik koymak isteseniz hangi müzik olurdu?

Bu arada instagramımdan beni takip etmeyi unutmayın çünkü bütün kitap hakkındaki spoileri instagramdan veriyorum.

İnstagram; Draculessa

Yeni bölüme kadar aşk ve sağlıkla. ❤️

Bölüm sonu

6 yorum