İçeriğe geç

KASATURA

Bölüm 2 · 7 dk okuma

KASATURA

Bölüm 2

↾ 2 - Namludaki Duman ⇃

Toprağına ayak bastığım bu Dünya'da hayat şartları küfürsüz yaşamak için hiç elverişli olmadığından mıdır nedir çenemi ne zaman açsam pek hayırlı cümleler çıkamıyordu.

Yalan yok doğuştan gelen bir kibrim vardı. Velhasıl ondan mıdır nedir çok nefret edilip az sevilen bir kızdım. Şu an karşımda duran ulu orta beyninin olmadığını söylediğim kız ki bu kızın adı Çağla'ydı. Gözlerinden çıkan ateşle beni yakmak ister gibi üstüme atılıp tek elini saçıma attığında tepki koymakta geç kalmıştım.

Saçlarımın arasına daldırdığı eliyle saç tellerimi tek tek yolduğu yetmiyormuş gibi tırnakları kafatasımı delmeye çalışıyordu.

"Sen kime beyinsiz diyorsun!" diye koca evi sesiyle inletti.

Genelde saldırgan bir yapım vardır. Fakat Çağla'nın olmayan beyni sayesinde elime verdiği kozu değerlendirmek için canımın acısını göze alarak doğduğum andan şu an ki ana kadar ne kadar duygusal anım varsa hepsini düşünüp hüzünlenmeyi başarmış ve gözlerimin dolmasını sağlamıştım. Madem kirli oynayacaktık o vakit hile yapmaktan gram utanmayacaktım.

"Çağla Hanım, yalvarırım durun. Ben size yanlışlıkla çarptım." derken sesimi olabildiğince titretmiş herkesin alay konusu olarak gördüğü topallığımı göz önüne sererek daha da masum ve acınası bir görüntüye bürünmüştüm.

Çağla'nın önüne diz çöktüğümde bir iki damla gözümden yanaklarıma doru süzülüverdi. Hadi Çağla, bana daha fazla şiddet lazım. Biraz daha bağır çağır ve hırpala diye içimden geçirirken yalandan çıkan acı iniltilerim uzun koridorda yankılanıyordu. Şu an durduğumuz konum on numaraydı çünkü hem Kılıç Bey'lere yakın hem de Melek Hanım'ın misafirlerini karşıladığı büyük salona yakındı.

Çağla bir an durdu. Ne yaptığımı anlamaya çalışıyor gibi beni kontrol ettiğinde yaptığı en büyük hata, elini saçımdan çekmemek olmuştu.

Tam söze girip yarım yamalak "Sen ne yaptığı-" diyordu ki arkamdan gelen "Çağla!" diye ortalığı gümbürdeten ses Han Bey'e aitti.

Tam bu sahnede kötü kadın gülüşü yapmak istesem de rolüm gereği aciz ezik kız moduma devam ettim. Ah Çağla ah, senin en sevdiğim yanın kesinlikle çabuk sinirleniyor ve şiddete başvuruyor olmandı.

Çağla ani şoktan çıkamamış gibiydi. Pilli bebek modunda hareket etmezken. İlk hamle uçan kuşa kaldıran Han Bey'den geldi. Yanıma yaklaşır yaklaşmaz Çağla'nın saçımdaki elini sertçe çekip. Beni kollarımdan tutarak kaldırdı. O ara titremeye başlamıştım. Dışardan bakıldığında korkudan titreyen ceylan gibi gözüksemde aslında gülmemek için kendimi zor tuttuğumdan ötürü titriyordum.

Han'ın kollarında olmak şu an iğrenç gelse de sabretmeliydim ama beni endişelendiren mevzu asıl Yücel'in şu an gözlerini dikmiş Han Bey ve bana bakmasından ötürüydü. Kim ne istiyorsa onu anlasın umrumda olmaz fakat benim karakuyu gözlüm Yücel, yanlış anlarsa keşke dayak yeseydim de o böyle düşünmeseydi diye pişman olacağımı biliyordum.

Birbirimize olan derin bakışlarımızı Melek Hanım'ın "Ne oluyor burada?" diyen sesi bölmüştü.

Melek Hanım, büyümüş gözlerle önce bana ardından Çağla'ya bakıp "Ne oluyor burada dedim?" diyerek sorusunu tekrarladı. Rol gereği ürkmüş ceylanı oynadığım için biraz zorlanıyormuş gibi yutkunup oyunculuk potansiyalimi yükselten sesimle "Ben, Kılıç Bey'lerin odasında servisi yapar yapmaz sizin odanıza servis için mutfağa gidiyordum." deyip acı bir yutkunuş ve utanç dolu bir göz kaçırmayla devam ettim. "Acelem olduğu için hızlı hareket ediyordum ve yanlışlıkla Çağla Hanım'a çarptım. Çok fazla özür dilememe rağmen saçımdan tutup beni yere düşürünce-" diye lafımı yarıda kesip tek elimi ağzıma atar atmaz ağlarcasına hıçkırdım.

Ortam korku filmlerini aratmayan türde sessizleştiğinde yeni yeni kendine gelen Çağla iyice sinirlenmiş olacak ki "Melek bu sürtük yalan söylüyor, ben hiç bir şey yapmadım." diyerek ortama attığı lafa ilk karşılık veren Han Bey oldu. "Bu yüzden mi kızcağız yerde sürünüyor ve sen de saçından tutup kafasını yere bastırıyordun." dediğinde ilk kez Han Bey'i tebrik edesim geldi.

Etrafı şöyle bir taradığımda herkesin şaşırmıştı hatta ve hatta bana acıyan gözlerle bakıyorlardı. Sadece tek kişi duvara yaslanmış ellerini cebine atmış ve yutmuyorum bu yalanları der gibi yüzüme bakıyordu. Bu kişi Kılıç Bey'den başkası değildi. Onun arduvaz gözleri ve benim topraklarım buluştuğunda dudağının kenarı kıvrıldı. Ardından ellerini ceplerinden çıkarıp kimsenin göremeyeceği ama benim görebileceğim bir kör noktaya geçip elleriyle sessiz bir alkış tuttu.

O an, yemin ediyorum o an tüylerim kedi gibi dikildi. İşin garip tarafı beni patlatmak yerine bu tavrım hoşuna gitmiş gibi gülümseyip assolist edasıyla topluluğu yararak öne geldi.

Herkesin gözü Kılıç Bey'e döndüğünde, o önce sol kolunu açıp Melek Hanım'a açık kolunu işaret etti. Melek Hanım hiç ikiletmeden Kılıç Bey'in kolunun arasına girip elini kocasının beline koydu. Kılıç Bey, karısının sözünü dinlemesinin ardından Çağla'ya bakıp "Bu evin kuralları var Çağla Hanım. Eğer benim kurallarım dışına çıkılır ise ortağımın baldızına bile acımam." dedi. Evet bu evin kuralları vardı. Sert ve yıkıcı kurallar. Onlardan biri de huzursuzluk çıkartmak. Kılıç Bey'in affı olmazdı ve görültüden aşırı nefret ederdi.

"Madem benim evimde, benim hizmetkarıma orantısız güç kullanacak kadar gözü karasın o vakit bedelini de ödeyeceksin."

Nerden çıktığını bilmediğim Yasmin Hanım bir an da Çağla'yı arkasına alıp "Kılıç Bey, size söz veriyorum bir daha böyle bir şey yaşanmayacak. Lütfen bu seferlik kız kardeşimi affedin."

Evet güçlü ve güçsüzün oyunu... Etrafımdaki Ak Kemiklerin birbiri üstündeki güç gösterilerini izlerken onlara aşağılayıcı bakışlar atmamak için kendimi zor tutuyordum.

"Ben bir şey yapmadım, bu pavyongülünden doğmaya mı inanacaksınız yoksa bana mı?" diye Çağla araya girdi.

Cidden, ateşe su döküyormuş gibi benzin dökmek bu olsa gerek. Çağla olayın benden çıktığının hala farkında değildi. Mevzu bu evin kuralları ise Kılıç Bey'in sözünün üstüne söz edilmezdi. Ha edende kellesini koltuk altının arasına alıp gelmeyi göze alacaktı.

Han Bey sonunda beni bırakmayı akıl edip ayağa kalktı çok şükür. Keza karısı gözleriyle bana işkence ettiği için fazlasıyla gerilmiştim. Kılıç Bey söze girmeden Han Bey, Çağla'ya "Sus, benim canımı sıkma." der demez Yasmin'e dönüp "Kardeşini al çık dışarı, geliyorum birazdan."

Yasmin ses etmeden hala bir şeyler geveleyen Çağla'yı çıkarırken, Kılıç Bey "Bu kız bir daha benim evime girmeyecek." deyip son noktayı koydu. Kurduğum senaryonun artık son kısımlarını da oynamak adına ayağa kalktım.

Tabi biraz zorlandım ve tam doğrulamadığım için tökezleyip tekrar yer döşemelerini yalayacakken biri kolumdan tuttu. Kafamı döndürdüğümde beni tutanın Yücel olduğunu fark ettim.

Han Bey, Kılıç Bey'le hararetli bir konuşmaya tutuşurken, Yücel beni kaldırır kaldırmaz kulağıma "Arka bahçe." diye fısıldadı.

Gözlerimi, gözlerinden çeker çekmez sessiz sedasız bizi izleyen Müge ile karşılaştım. Gıkı çıkmıyordu, ne planlıyor diye düşünmeden duramasamda çok kasmadım kendimi. O da az çok nasıl bir kız olduğumun farkında olduğundan bana kolay bulaşamazdı. Bunun verdiği güven sayesinde onu umursamadan yanıma gelen başka bir hizmetçi sayesinde olay mahalinden uzaklaştım.

Bak... İşte şimdi sırıtabilirdim değil mi?

╎ ┇ ︱ ┊

Eğer kendimi tanıtacak olsaydım şunu derdim; Ben bir silahın namlusundan çıkan dumanım. Silah ve kurşunun tehlikeli temasından ötürü çıkan duman.

Kurt sürüleri av bulamadıklarında içlerinden birini kurban ederlermiş. Ben bugün Çağla'yı o sürüye kurban ettim. Gram pişmanlık duygum yoktu.

Arka bahçeye hiçbir insan gelmezdi. Çünkü geceleri bu bahçeye Kılıç Bey'in evcilleştirdiği vahşi hayvanları salınırdı. İnsanoğlu işte en tehlikeli varlık kendileri olmalarına rağmen dilsizleri vahşi görürlerdi. Ne yazık...

"Yine yaptın şovunu." diye arkamdan gelen sesin sahibine yarım ay dönüp "Bu da benim kendimi koruma mekanizmam."

Güldü. Yanıma iyice sokulup oturduğum taşın arka kısmında kalan bölümüne kendi bedenini yerleştirdi. Şu an tek taşın üstünde onun bacak arasında oturuyordum. Garip bir histi...

Sağ eli saçlarımdan kafama gittiğinde hafif inildedim. Ulan Çağla, kafatasımın içine kadar kökledin mi toynaklarını derken burnumdan soluyordum.

"Çok acıyor mu?"

"Her şeyin bir bedeli var. Ben de bedelimi ödediğime göre çokta sorun değil acıyıp acımaması."

Çenemden tutup kafamı arkaya atmamı sağladı. Kafam göğüsüne değdiğinde ve ona tersten baktığım için biraz başım dönmedi desem yalan olurdu.

"Yangın kalıntıları taşıyan yaralarını,bir gün ben soğutacağım." dediğinde kalbim bir kere daha tekledi. Bu nasıl bir aşk batağıydı ki Yücel'in her cümlesine umudun iplerini tutuyormuş gibi asılıyordum.

"Ama ondan önce Han'ın seninle ilgilenmesinin nedenini açıklamak istersin gibi düşünüyorum."

Hah, ben de bu mevzu ne zaman gün yüzüne çıkacakta Han Bey'in sıçtığı boku sıvamak zorunda kalacağım diye düşünüyordum.

Dudaklarımı yalayıp kafamı geri çektim. Ardından taşın üstünden ayağa kalkıp Yücel'e yüzümü döner dönmez kucağına bacaklarım iki yanından sarkacak şekilde oturdum ve kollarımı boynuna doladım.

Her zaman ki ciddi ve ruhsuz yüz ifademle de konuşmayı başlattım. "O imalat hatasının bana neden kafayı taktığını emin ol gram merak etmediğim gibi yüzünü görmekte istemiyorum. Şayet rolüme sadık olmasaydım herifin kollarından oracıkta kaçardım."

Derin bir nefes verdi bıkmış ve kederliymiş gibi bakan gözleri beni buldu. Sol elini belime dolayıp sağ elinin tersiyle yanağımı okşadı.

"Ben, sana elalemin içinde dokunamazken, bakamazken o herifin korumacı tavrı bir kere daha ilişkimizi sorgulattı bana."

Neyi demek istediğini anlıyordum. Zor bir durumdaydık kaçak göçek bululuyor ilişkimizi rüzgara karşı dik tutmaya çalışıyorduk.

"Bırakalım gittiği yere kadar dayanalım. Olurda zorlanırsak engelleri aşmak için çabalarız." derken aslında onu değilde kendimi ikna etmeye çalışır gibiydim.

Parmakları dudaklarıma gitti. Hiçbir şey söylemiyordu ama gözleri dudaklarım ve boynum arasında gel git yaparken, benim gözlerimde onun dudaklarına kitlenmişti.

Tehlikeli bir yakınlaşma yaşadık. Kafasını hafif geri attığında hiç fırsat katbetmeden dudaklarına eğildim. Önce dudaklarını hissetmek ister gibi dudaklarımı gezindirdim ardından hafif hafif öpmelere ve nazik öpücüklerin yerini sert vuruşlara bıraktık.

İkimizinde sevdiği gibi... Sanki birbirimizin dudaklarını parçalamaya ant içmiş iki düşman havasında dillerimizi birbirine doladık. Elleri kalçamı bulup, beni erkekliğine bastırdığında kafamı geri atıp inledim. Gözlerim kısık şekilde önce bu olaya şahitlik eden gökyüzüne sırıttım. Ardından kafamı öne aldığımda bir süre Yücel'e baksamda sonrasında eski bahçenin kadın heykellerinden birinin yanında bize gözünü kırpmadan bakan onu gördüm.

Müge'yi...

〡 〢 ╹ ╻

Evet, hikayemiz nasıl gidiyor?

Sizce Zergül'ün kişiliği nasıl?

Kılıç'ı merak ediyor musunuz?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.