İçeriğe geç

Kartal

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Kartal

Bölüm 1

Parmağımı sıyırıp hafifçe kesen kılıcın arkasında bıraktığı sızlama, karşımda yatan düşmanı yenmiş olmanın verdiği sarhoşluk, zar zor aldığım nefesler, etrafımda savaş gazisi dostlar, kazanmıştık. Verdiğimiz 623 sayfalık savaşın ardından bu andaydık. Verdiğimiz kayıplar hala göğsümde bir hançer gibi dursa bile bu zafer anı her şeyi unutturmuştu.

Odamın ışığı kapatılınca önümdeki görüntüler kayboluverdi, ceset, kılıçlar, dostlar hepsi gitmişti. Bir tek kılıç kesiğinin acısını hissediyordum o da aslında kağıt kesiğiydi.

"Eflal! Şu ışıkla oynayıp durma."

Eflal yani küçük kardeşim sırıtarak ışığı açıp kapamaya devam etti.

"Anne! Eflal'e bir şey söyle."

"Kalk o kitabın başından da kardeşinle ilgilen."

"Ama anne, en heyeca-"

"Efsun dedim."

"Tamam ya. Eflal gel hadi evcilik oynayalım sen anne ol ben çocuk olayım, hadi git sen yemek yap ben de ödevlerimi yapayım."

Genişçe gülümseyerek oyuncak mutfağında garip sesler çıkararak oynarken ben de masaya geçmiş kitabımı okumaya çalışıyordum ama Eflal'in çıkardığı sesler yüzünden odaklanamıyordum.

Saat biraz daha geç olunca annem Eflal'i yatağına götürdü ve ben okumaya devam ettim.

Kitabı bitirip tekrar yerine koyarken saat 3'e geliyordu. Daha fazla oyalanmanın anlamı olmadığına karar verip uzandım. Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum bile.

Rüyamda her ay düzenli olarak gördüğüm patlayan yeşil ışıkları gördüm. Tonlarca kez anlamına bakmıştım, iyi şeyler, başarı tarzı şeylerden bahsediyordu ama asla çıkmamıştı. Bazen sinirlendiğimde veya ağladığımda da görüyordum aynı patlamaları, çok az ve sönük görünse bile vardı işte.

Sabah birbirine girmiş saçlarımı iyice birbirine sokarak topladım. Sofraya gittiğimde annem ve kardeşim çoktan başlamıştı. Benim geldiğimi görünce Eflal genişçe gülümsedi. Babam yoktu çünkü onu 4 yıl önce yani ben 12 yaşındayken kaybetmiştik.

-"Efsun, biz Eflal ile sinemaya gideceğiz, sen kal evde yiyecek bir şeyler getiririz."

-"Tamam, bir şey istesem alır mısın?"

Gözlerini devirdi.

-"Ne?"

-"Kitap."

-"Daha yeni aldım ya."

Gözlerimi tabağıma çevirip ağzımdaki lokmayı yavaş yavaş çiğnedim.

-"Bitti o."

-"Ne çabuk! Bakarız."

Bakarız büyük ihtimalle evet demekti. Gülümsedim.

-"Teşekkürler."

Annemler gittikten sonra vakit geçirmek için televizyonun karşısına oturdum. İzlediğim şey reklama girince kanallar arasında gezinirken gözüme haberlerdeki bizim evin en yakınındaki AVM'nin görüntüsü çarptı. Ne olduğuna bakmak için duraksadığımda haber çoktan değişmişti. Artık alıştığımız kadar çok olan hırsızlıklardan biridir diye pek önemsemedim, sadece çalınan şeylerin annemlerden olmamasını umdum. Bundan 10 dakika sonra da annemler geldi zaten.

-"Film yarım saat falan mıydı? Niye bu kadar erken geldiniz?"

Annem çantasını masaya koydu. Bana yaklaşınca Eflal'in gözlerinin kırmızı olduğunu gördüm.

-"Bir şey mi oldu? Hırsız falan mı?"

-"Haberlerin görmedin mi?"

Kafamı iki yana salladım.

-"Alışveriş merkezinin yakınlarında iki kişi yaralı bulundu. Ambulans falan geldi."

-"Eflal neden ağladı?"

-"Korktu."

Kollarımı açıp yanıma gelmesin işaret ettim, minicik bedeni bana sokulduğunda sıkıca sarıldım. Ayrılıp yüzüne baktığımda gülümsüyordu. Sonra tekrar anneme döndüm.

-"Biri mi yaralamış?"

-"Bilmiyorum, boşver düşünme, bize bir şey olmadı ya."

-"Anne çözsek daha iyi olmaz mı ya? Yarın öbür gün bize de bir şey yapmasınlar?"

-"Saçmalama Efsun." Eflal'in alt dudağı titremeye başladı. "Baksana korkuttun kızı da. Eflal, saçmalıyor ablan buraya gel."

-"Sadece gerçeklerini söyledim."

Eflal'in kafasının üstünden bana bakıp kaşlarını çattı. Eflal titriyordu.

-"Tamam, peki. Hayal dünyamda yaşıyorum ben."

Telefonumu alıp haberin detaylarını aradım ama pek bir şey yoktu. Olaylar birkaç saate belli olur diyerek telefonumdan rastgele bir oyun açtım.

Akşama doğru tekrar habere baktım. Salak salak soru sayfalarını geçtikten sonra en sonunda asıl paragrafa ulaştım.

Yaralı iki kişi de hayatını kaybetti. Birinin karnında fazlasıyla derin bir yara diğerinde ise daha az derin bir yara vardı. İki kişinin de vücudunda öldürücü bir zehir saptandı. Bu zehir daha önce tıpta görülmedi. Suçlunun kim olduğu bilinmiyor. Zehir ve suçlu hakkında araştırmalar yapılmaya başladı.

Devamını okuma gereği duymadım hep aynı şeyleri tekrarlayıp duruyordu zaten. Kendimi istemsizce ne olduğuna dair senaryolar yazarken buldum. Elbetteki bu senaryolar biraz fantastik içerikliydi. Tamam biraz değil tamamı. Birinde biri onlara büyü yapıyordu, birinde mitolojiden fırlamış yaratıklar tarafından saldırıya uğruyorlardı. Sonra düşüncelerimin yanlış olduğunu farkettim. Türkiye'deki kadın cinayetleri bu denli artmışken bunlar üzerinden bu şekilde fantezi kurmak aptalcaydı. Bencilceydi. Hayat peri masallarından ibaret değildi, hayallerimiz her zaman her şeyi kurtaramıyordu. Sadece bizi gerçek dünya ve korkularımızdan uzaklaştırabiliyordu ve eninde sonunda gerçeğe geri dönüyorduk. Kitaplarda gibi fantastik bir hayat yaşamak için çok şey verirdim. Kulağa biraz çocukça gelse bile en büyük hayalimdi işte. Hala yaşama sebebimdi bu hayal. Ne kadar kendime bunların gerçek olmadığını anlatsam bile, bir yanım kurtarılamayacak bir şekilde inanıyordu.

-"Yemek hazır Efsun!"

Bu şekilde düşüncelerimden ayrılmış oldum. Ufak adımlarla mutfağa yöneldim. Annemler çoktan sofraya oturmuştu. Yanlarına geçip tabağımı biraz pilav ve bolca patates püresiyle doldurdum. Annem püreyi genellikle tuzsuz yapardı. Baharatların arasından tuz ve isot alıp ikisinden de fazlaca püreye koydum. Kafamı kaldırdığımda annemin ters bakışlarıyla karşılaştım tuzdan -ve benim tuz yememden- nefret ederdi, omuz silktim.

Gece bastırınca beni yine uyku tutmadı, bu sefer açıp bir sezon dizi izledim. Ondan sonra da uyuyamadım. İnternette gezinirken bizim buralarda yine bir yaralı olduğunu gördüm. Yine vücudunda zehir saptanmıştı. Aniden içimi kaplayan endişeyle tırnaklarımı yemeye başladım. İzleniyor gibi hissettiğimde yorganı kafama kadar çekip gözlerimi yumdum. Geceleri severdim ama bazen böyle oluyordu işte. Durduk yere bir tedirginlik geliyor. Uyumamı engelliyordu. Şu yeşil ışık parlamaya başladı. Resmen zihnimde yeşil noktalar uçuşuyordu. Garip ve biraz acı verici bir enerji hissediyordum. Düşüncelerimi başka bir şeye yöneltmeye çalıştım. Okuduğum kitap! O karakter!

En sonunda bu his biraz azalınca kulaklığımı takıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Tedirginlikten kaynaklanan lanet bir histi sadece.

Gözlerimi zar zor açıyorum, önce bembeyaz bir ortam görüyorum sonra her şey şekillenmeye başlıyor ama yine de hiçbir şey net değil. Yatan bedenlerin arasındayım. Tonlarca her yaştan insan. Etraf kan revan içinde. O an onların ölü olduğunu farkediyorum. Çok uzaktan yeşil bir ışık geliyor ve giderek yaklaşıyor. Bu sefer gözlerimin önünde ışıklar patlıyor. Sanki uzaktakine karşılık verir gibi. Karnımın ortasında bir acı hissediyorum. Bir çığlık sesi duyuyorum, kendi çığlığım.

Sırılsıklam bir şekilde uyandığımda annem başucumda dikilmişti. Ellerimle karnımı yokladım. Kanamadığını görünce derin bir nefes aldım. Annem bana su uzatıyordu. Bardağı elinden alıp kurumuş dudaklarıma götürdüm.

-"Yine mi o rüyalardan?"

-"Daha beteri." Rüyayı anneme anlatıp anlatmamakta kararsız kaldım. "Bu sefer kan da vardı. O ışıklar daha belirgindi. Ve ve tam hatırlamıyorum. Karnımda kan vardı." Annem omzumu sıvazlayıp gülümsedi. "İstersen uyu biraz daha, saat daha erken." Başımı cama çevirince aklımdaki soruya cevap verdi. "6. Bir 3 saat daha uyu."

Bu sefer daha iyi bir şekilde eve yayılan soğanlı yumurta kokusuyla uyandım. Kurumuş terlerimden nemlenmiş tişörtümü umursamadan mutfağa gittim. Daha annemin yanına yaklaşmadan yüzünü buruşturdu.

-"Leş gibi kokuyorsun." Ensemi kaşıdım. "Akşam duş alırım."

Yine gün her zaman geçtiği gibiydi; kahvaltı, telefon, dizi, kitap, uyku. Tabi karşıma çıkan iki ölüm haberi vardı. Yine aynı zehir saptanmıştı. Annem artık daha korumacıydı, okul dışında evden çıkmama izin vermeyeceğine bile emindim. Ne kadar belli etmemeye çalışsa bile o da tedirgindi. Tedirgin olmasa garip olurdu zaten.

Anneme söz verdiğimden, ve koktuğumdan, hızlı bir duş alıp saçımı taramadan yattım. Bu sefer erkenden yatmam gerekiyordu çünkü sabah okul vardı. Okulu, ortamı falan seviyordum aslında, notlarım da kötü değildi. Sadece erken kalkmak benim için işkenceydi.

Zar zor kalkıp okul formamı giyindim. Saçlarımı basit bir şekilde arkamdan topladım. Okul yürüme mesafesindeydi. Sınıfa girdiğimde bizim 4'lü (benimle birlikte 5) toplanmıştı bile. Yanlarına gidip Yağmur'un yanına yani masaya oturdum. Geri kalanlar, Elvin, Said ve Bülent, ise karşımızdaki sıraya üç kişi sıkışmıştı. Tam ortadaki Bülent'in elinde bir telefon vardı ve herkesin bakışları oradaydı.

-"Ne oluyor ya?" Elvin önce bana baktı sonra ise aşağılayan bakışlarını Bülent'e çevirdi. "Bu gerizekalı kendini Sherlock Holmes sanıyor. Şu öldürülenlerin olayını çözecekmiş." Bülent kafasını telefondan kaldırıp Elvin'e baktı. "Küçümseme lan beni. Bak neler neler buldum. İki günde 5 kişi ölmüş, beşi de kadın. Yaşları 16 ile 32 arasında. Hepsi de kahverengi saçlı. Bence bu büyük bir ipucu." Said araya girdi. "Aynen katilin kahverengi fetişi var."

Yağmur önce bana sonra kendi saçlarına baktı. "Efsun kurtuldun lan, biz öleceğiz Elvin ile." Elvin gülümseyip Bülent'e döndü. "Bunu polisler de bulmuştur. Senin bildiğinden fazlasını biliyorlar." Bülent gözlerini devirdi. "Sanane lan. Katili bulsam tabi biz de destekledik dersiniz." Kavga daha fazla alevlenmeden konuyu dağıtmaya çalıştım. "Şu zehire dair bir şey bulabildin mi?" Bülent minnetle bana gülümsedi. "Pek bir şey yok. Çok hızlı yayılıyor ve daha önce bulunmamış. Zehir yaradan bulaşmış, yani bıçak ya da neyle yaralandılırsa onunla vücuda alınmış. Ayrıca bazılarının yarası çok derin olmamasına rağmen vefat etmişler, yani öldüren yara değil zehir. En azından bana göre. Çok zor da olsa iki kişinin yarasının resmini buldum." Boynundan yaralanmış bir kadın resmi açıp bize gösterdi. "Farkettiyseniz üç ayrı çizik var. Şu Wolverine'nin pençesi tarzı bir şeyle öldürülmüş olmalı." Ekranı kaydırıp bu sefer bir kadının karnındaki yarayı gösterdi. "Bakın bu da aynı. Hepsi aynı şekilde öldürülmüş olmalı."

Bir süre sessizce durup gözlerimizle iletişim kuruyorduk; Bülent haklıya benziyor. Bu çocuğu küçümsememeliyiz. Umarım bize de bir şey olmaz.

Sessizliği Bülent bozdu. "Tam çizgi romanlık olay aslında." Said Bülent'in omzuna vurdu. "Kanka karar ver, dedektif mi olacaksın çizgi roman mı çizeceksin." Omuz silkti. "Dedektif olur yaşadığım olayları çizgi romana çeviririm." Yağmur dudaklarını büzdü. "Bu çocuk cidden zeki lan."

En sonunda toplandıkları için telefonlarımızı verdik. Monoton ve tonlarca 'arka dörtlü sessiz' cümlesiyle dolu bir günden sonra 'dikkatli gidin' sözleriyle okuldan uğurlandık, güvenlik ve bunu bahane ederek birlikte vakit geçirmek amacıyla bizim grupla beraber çıktık.

-"Sizce katilin buralarda olma ihtimali var mı?"

-"Elvin saçmalama lütfen ya!" Said'e yanıt olarak uzağımızdaki çalılardan bir hışırtı geldi. İlk olarak tabiki o çığlık attı. Bir an için gece hissettiğim enerjiyi hissettim. "Efsun? İyi misin?" Yağmur elini omzuma koydu. "İyiyim sağol."

-"Bence katil tam olarak burada arkadaşlar.

-"Teşekkürler zeki çocuk farketmedik biz."

-"Hemen telaşlanmasak ya, tavşan falandır filmlerde hep öyle oluyor." Tüm yadırgayan bakışlar bana çevrildi. "Ne var?" Elvin konuşmak için ağzını açmıştı ki çalılık tekrar kıpırdandı. En son kopkoyu iri ve irisi olmayan kocaman gözleri gördüğümüzü hatırlıyorum. Çığlık atarak var gücümüzle koştuk. En yakın ev bizimki olduğu için oraya sığındık. Kapıyı çalar çalmaz annem bana ne oluyor ya dercesine ters ters bakıyordu. Ben konuşamadan Yağmur nefes nefese konuştu. "Yolda katili gördük." Annemin kaşları daha da kalktı.

-"İş üstünde mi?" Kafamı iki yana salladım. "Katil olduğunu nerden çıkardınız o zaman?"

Bizimkilerle bakıştık. En sonunda Bülent söz aldı. "İnsan gibi değildi." Annem gözlerini devirdi.

-"Hadi ama çocuklar, saçmalıyorsunuz."

"Leyla Teyze kendi gözlerimizle gördük." Annem kahkaha atıp masadan kalktı. "Efsun hayal dünyasına sizi de ortak etmiş anlaşılan. Aç mısınız?"

-"Leyla Teyze ciddiyiz!"

-"Siz çocuklar, çok geniş hayal dünyanız var gerçekten. Bunu Eflal söylese güler geçerdim de böyle şeyler için biraz büyüdünüz sanki."

-"Anne, bize neden inanmıyorsun?" Bakışlarını bana dikti. "Sizce söylediklerinizin akıl alır bir yanı var mı? Aksiyon arayan deli dolu gençlersiniz sadece." Önümüze 5 tane tost koydu. "Saçmalamayın da şunları tıkının. Ben Eflal'i okuldan alıp geleceğim."

Annem çıktıktan sonra hepimiz önümüzdeki tostlara gömüldük. En sonunda hiç bitmeyecek gibi gelen sessizliği Elvin bozdu. "Kimsenin bize inanmasını beklemiyorduk zaten."

-"Ya hepimiz hayal gördüysek?" Said gözlerini büyüterek bana baktı. "Sen kimsin ve Efsun'a ne yaptın? Benim bildiğim Efsun bu tarz durumlarda 'yaşasın fantastik hayat!' diye sevinirdi." Gülümsedim. "Bu kadar cinayet varken sevinmem biraz zor ama canavarlar varsa ben de varım."

-"Ben de."

-"Ben de."

-"Ben de."

Yağmur tereddüt ediyor gibi görünüyordu. En sonunda bakışlarımız onu pes ettirmiş olacak ki ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı. "Pekala, ben de."

Ve o zamanlar bunları bir eğlence olarak görüyorduk. Ne kadar bunun yanlış olduğunu söylesek bile eğleniyorduk işte. Karşımıza çıkan ilk maceraya atılmak istiyorduk.

...

Annem geldiğinde sanki hiç insan dışı bir şey görmemişiz gibi davranmaya devam ettik. Bizimkiler de bir yarım saat oturduktan sonra gittiler zaten. Ve yine telefonuma aynı haber düştü.

-"Bir kişi daha öldürülmüş."

-"Efsun! Bunları takip etmeyi bırak."

-"Takip etmiyorum ki, karşıma çıkıyorlar."

-"Abla? Ben de ölecek miyim?"

Söylediklerimin Eflal'i ne kadar etkilediğini farkettiğimde içimi suçluluk duygusu kapladı. Minik ellerini tutup konuşmak için ağzımı açtım.

-"Herkes en-"

-"Efsun! Eflal gel buraya dinleme ablanı. Ölmeyeceksin."

Umarım bu yalana kanarak büyümezdi.

Gece geç saate kadar sosyal medyada gezdim. Aslında birkaç sezon dizi izlemeyi planlamıştım ama bir baktım saat 2'ye geliyor.

Biri beni izliyormuş gibi hissettiğimde telefonu elimden bırakıp cama koştum. Aşağıda okul çıkışı gördüğümüz gözler vardı. 2 insan boyunda beyaz bir yaratığın gözleriydi bunlar. Koyu yeşil olduklarını farkettim ve gözlerimi onlardan alamıyordum. İçim dehşetle kaynıyordu. Birikmeye başlayan enerji patlayacak gibi hissetmeme sebep oluyordu ama bakışında zevk almamı sağlayan şeyler vardı. Deja-vu yaşar gibiydi.

Gözlerin büyüsünden çıktığım an koşup tüm camları ve kapıları kilitledim.

-"Efsun ne oluyor?"

-"Hiçbir şey."

Perdeyi hafifçe aralayıp dışarı baktığımda yaratık gitmişti. Arkamı dönüp yatağa gidecekken ister istemez bir çığlık attım ve duvara yapıştım. Az önce bana dışarıdan bakan gözler şuan odamın içindeydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.