4.Bölüm)Tatlı çörekler
[🫧Bir Pazar Kahvaltısı~Emre Aydın,Model🫧]
Nefes Vural...
Sabahın ilk ışıklarıyla pencereye yöneldim. Üzerimde hala ayıcıklı,pembe pijama takımım vardı. Karşı cama baktığımda Ege'nin bana baktığını gördüm. O kocaman gülümsemesini sergiliyordu ve sarı saçları güneşin ışıklarıyla dahada parlıyordu. Bende aynı onun gibi koca bir gülümseme sergiledim ona. Bir anda aceleyle camdan uzaklaştı.Ben ne olduğunu anlamayan eline büyük bir defter ve bir tahta kalemi aldı.Kağıdın üstüne büyük harflerle "BU GÜN BİR PLANIN VAR MI?" yazmıştı. Başımı olumsuz anlamda salladım ve gülümsedim. Bende bir kâğıt aldım ve yazmaya başladım "BU KADAR UĞRAŞMAK YERİNE MESAJ ATABİLİRDİN!" başını olumsuz anlamda salladı. Kahkahalar eşliğinde birbirimize el salladık ve içeriye girdim.
Mutfağa girdiğimde teyzemin domatesleri yıkadığını gördüm. Yavaşça arkasından ona yaklaştım ve arkası dönükken ani bir hareketle ona sarıldım. Teyzemin ağzından bir çığlık döküldü ama daha sonra bu çığlık kahkahalara dönüştü."Ayyyy, sen bu kadar yemek hazırlamışsın ama benim arkadaşlarımla buluşmam lazım!" yüzündeki gülümseme daha da büyüdü. "Kız sen daha yeni geldin!" elini uzatım karnımı çimdirdi. "Kendine hemen arkadaş mı buldun!" arkadan ona sarıldım "Heeee, ama çok tatlı bir kız." dedim. Ben konuşmaya devam ederken bana dönüp "Evet, anlat bakalım kimmiş bu kız?" dedi. "Böyle benden daha uzun. Böyle kocaman bir gülümsemesi var. Öyle ama öyle içini ısıtıyor." abarta abarta anlatıyordum. "Eeeee, o kadar dış görünüşünden bahsettin adı ne?" tam söyleyecekken zil çaldı.
Kapıyı açtığımda karşımda Ahu vardı. Saçlarını salınık bırakmıştı ve üzerine polo yaka beyaz bir üst. Altın koyu lacivert renginde bir kot etek giymişti. Altın sarısı halka küpeleri çok hoş görünüyordu. Kendimde buna benzer bir şey olup olmadığını düşünürken teyzem düşüncelerimle arma girdi. "Nefes! Kim geldi?" Ahu hala gülümsüyordu "Sana bahsettiğim arkadaşım geldi teyze!" teyzemin terliğinden çıkan sesler biz yaklaştığının habercisiydi. "Aaaaaa, merhaba kızım! Bizde tamda senden bahsediyorduk. Nefes öve öve bitiremedi seni." Ahu eğilip selam vererek "Merhaba, Melek teyze ben Ahu. Nefes'in yakın arkadaşı sayılırım." ona doğru yaklaşıp "Ne demek sayılır sen benim en yakın arkadaşımsın!" ardından birbirimize sarıldık.
Ahu ile odama gidip bana kıyafet seçme işine koyulduk. Çok fazla tek tük model kıyafetim olduğu için bu seçim şansımızı zorluyordu. Dolaptan beyaz bir elbise çıkarıp üstümde tuttu. Başımı olumsuz anlamda salladım ve yanıtıma karşılık yüzünü astı. Dolabımı kurcalamaya devam ederken ben yatağa çökmüştüm. Dolabımdan beyaz bir şort etek çıkardı. Bunu beğenmiştim peki üstüme ne giymeliydim. Dolabı alt üst ettikten sonra uyumlu üstü bulmuştuk. Uyumlu olmamız için bende dolabımdan fıstık yeşili üzerinde lila semboller olan bir polo yaka üst giymiştim. Bu halimle tenis maçına hazır görünüyordum. Saçlarımı tepeden topladım. Bazı takıları taktıktan ve beyaz ayakkabılarımı giydikten sonra hazırdım.
Teyzeme görüşürüz dedikten sonra evden çıktık ve kafeye doğru ilerledik. İçeriye önce ben girdim. Ege beni görünce kafasını telefonundan kaldırıp bana çevirdi. Arkamdan gelen Ahu'yu fark ettiğinde anlamadığını belli etti. Ahu, Ege'yi gördüğüne o kadar şaşırmıştı ki onu gören ne oldu?,hanımefendi iyi misiniz? gibi sorular sorardı. Masaya vardığımızda Ahu "Şeyy, beraber yemek yiyeceğinizi bilseydim gelmezdik." Ege ayağa kalkıp "Gelmezdik?" dedi. Onlar konuşurken içeriye bir dolu liseli akın etti. Ege'nin hayal kırıklığı yüzünden anlaşılıyordu. Ona yaklaşıp "Seninle beraber yalnız kahvaltı yapacağımı düşünmedin herhalde. Biz sadece arkadaşız."
Beraber bir masaya oturduktan sonra Ahu beni kendi ekibi ile tanıştırmaya başladı. İlk önce gözlüklü yüzünde benleri olan. Buğday tenli kahverengi dalgalı karışık saçları olan çocuğu gösterdi. Çocuğun yanına gidip yanağına kocaman bir öpücük bıraktı "Bu Ömer, hani sana o çok bahsettiğim benim biricik beyaz atlı prensim." ardından çocuğa boğarcasına sarıldı. Ahu, Ömer'i rahat bırakınca Ömer öne doğru eğilip elini uzattı. "Selam, evet Ahu seni benim hakkımda çok darladıysa özür dilerim," boşta kalan eline uzanıp selamlaştık. "Hayır, sorun yok. Bence Ahu'nun seni bu kadar çok sevmesi çok tatlı." gülümseyip konuşmaya devam etti "Teşekkür ederiz. Galiba Ege ile anlaşmazlıkların var," Ahuya dönüp ona delici bir bakış attım. Suçsuz olduğunu belli etmek için bakışlarını kaçırdı. Daha sonra tekrar Ömere döndüm "Bence de Ahu'nun dediği gibi anlaşabilirsiniz. Ege'yi hepimiz severiz." ardından Ahu araya girerek tanıtmaya devam etti.
"Bu tatlış miniğin adı Zeynep." başımla selam verdikten sonra Ahu devam etti. "O bizim ekibin yavru kedisi ve edebiyatçısıdır." Zeynep elini havaya kaldırıp Ahu'nun omzuna yavaşça vurdu. "O kadar abartma Ahu!" kızın sesi bile ne kadar tatlı olduğunu anlatıyordu.
Ahu, Zeynep'in yanındaki kişiye yönelince bakışlarım ona döndü. Çocuğun siyaha yakın düz dağınık saçları vardı. Gözleri saçlarına göre çok daha açık bir kahveydi. Ahu çocuğa yaklaşım elindeki telefonu arkadından sinsice aldı çocuk "Ahu! Ahu!" diye bağırıyordu. Ahu gözlerini devirdi "Hadi ama azıcık sosyalleşmen lazım Deniz! Bak yeni asker getirdim sana." Ahu'nun yüzünü bir gülümseme kapladı. Öne atılıp "Asker derken! Ne oluyor?" herkes kahkahalarla gülmeye başladı. Ben hala ne olduğunu anlamamıştım. Zeynep öne çıkıp "Deniz bu kendini hep bizden üstün gören Bay Egoist Komutan." ardından telefonunu açıp kayıtlı kişilerden birini gösterdi Bay Egoist. Güldükten sonra konuşmaya devam ettik.
Ahu son olarak benden daha kısa minik bir kıza doğru ilerledi. Kız geldiğimizden beri Zeynep ile konuşuyordu. Kısa saçları ve fındık gibi bir burnu vardı. Kızın benimkiler gibi yeşil gözleri vardı. Fakat bu yeşil ile kahverengi karışıp elaya benziyordu. Ahu kıza arkasından sarıldıktan sonra tanıtmaya başladı "Bu Eçim. Çok konuşmaz merak etme. Ama öyle tatlıdır öyleki. Yiyesin falan gelir ama aman aman sakın yemeğe kalkışma! Yersen bir daha bu kadar tatlısını bulamazsın!" ardından kıza tekrar sarıldı. Eçim fazlasıyla kısaydı yani Ahu ile aramda benim bile 6-7 cm fark olduğunu düşünürsek -yani ben öyle düşünüyorum daha az da olabilir- onların farkı çoktu.
Ahu aceleyle masanın başına ilerleyince ne yaptığını anlamamıştım. En başa geldiğinde çantasından telefonunu çıkarıp "Herkes baksın! Özellikle sen Deniz! Hadi gülümseyin çekiyorummmmm! Özellikle Eçim sen gülümse!" hem kızıyor hemde bize dönüp yüzünde ki mimikleri değiştiriyordu. En sonunda fotoğraf işi bitince kahvaltıya devam ettik.
☆
Yemeğimiz bittikten sonra ben, Ahu, Ömer ve Ege olmak üzere dörtlü bir gruba ayrılmıştık. Benim evime gitme kararı almıştık. Teyzem alışverişe çıktığı için ev bize kalmıştı. Eve gelince odamı ne kadar çok dağıttığımız aklıma geldi ve yüzümde sanki hiç makyaj yokmuş gibi yanaklarım daha da pembeleşti. Eve girip erkekleri salonda bıraktık. Ahu ile koşarak odama girdik ve kıyafetleri toplamaya başladık. Odayı toplamaya odaklandığım sırada diğerlerinin sesini duramamış olacağız ki kapının önünde duran Ege ve Ömeri yeni görmüştük. Ege bize yaklaşıp "İsterseniz yardım edebiliriz. Hem benim odam da bundan pek farklı değil." Ahu, Ege'nin teklifini geri çevirmedi ve işe koyulduk.
"Kimse senin odanı merak etmedi Duvar." şaşkınlıkla bana baktı. "Duvarmı? Daha yaratıcı olabiliriz bence Yıldız." şaşkınlıkla bakma sırası bendeydi. "Yıldız ne alaka acaba?" eliyle odamı ve pijamalarımı gösterdi. Neredeyse bütün eşyaları yıldızlardan oluşan birine başka ne diye bilirsin. Hadi ama kabul et Yıldız ve sen uyumlusun ama Duvar ne alaka?" gözlerimi devirdim. "Seninle konuşurken çok düzsün bir duvara konuşmakla aynı." bana dönüp gülümsedi "Yani benimle konuşmayı seviyorsun" dedi. "Ne alaka?" elindeki kıyafetleri dolaba koyduktan sonra bana döndü. "Her gece duvarlarla konuşuyorsun." Katladığı pantolonu yatağa koyup şaşkınlıkla ona baktım. "Sen bunu nereden biliyorsun!" bunu ona yaklaşıp fısıltıyla söylemiştim. "Eeeee,her gece perdeni açık bırakma o zaman." daha sonra tekrar o sırıtışını yapıp yatağa koyduğum pantolonu aldı. "Hava sıcak olduğu için perdemi açık bırakıyorum. Senin gibi sapıklar izlesin diye değil!"
Biz atışırken aramıza Ahu girdi "Çocuklar! Hadi odayı topladık işte didişmeyin!" aramıza girip sankı çocuklarını ayıran bir anne gibi kızgın bakıyordu bize. Üçümüzün arasına giren kişi Ömer oldu. "Salona gelsenize! Oyun oynayalım!"
Hep birlikte salonda halının ortasında ki sehpanın etrafına kurulduk. Ahu bir şişe getirip sehpanın ortasına koydu. "Hadi D mi C mi? oynayalım!" Ege şişeye uzanıp döndürdü. Bir çember olduğumuz için herkese denk gelebilirdi. Benim sol tarafımda Ahu sağ tarafımda ise Ömer vardı. Tam karşımda Ege bulunuyordu. Şişenin bana gelmemesi için şans diliyordum ve dileğim tuttu. Şişenin soru kısmı Ege'ye cevap kısmı ise Ahu'ya gelmişti. Ege'nin gülümsemesi dahada arttı "Hadi bakalım küçük Ahududu doğruluk mu yoksa cesaretlik mi?" Ahu kendinden emin bir şekilde doğruluk dedi. "Peki o zaman. Ömer'den sakladığın bir sırrı söyle?" oyunun arasına girip "Hadi ama! Oyun mu oynuyoruz sevenleri ayırma derneği mi kuruyoruz!" Ahu sorun yok anlamında başını salladı. "Ömer şeyyy, hani bir keresinde sana ben çikolatalı bir pasta vermiştim. Hani senin kolun kırılmıştı. Sende bana sen mi yaptın demiştin ya." Ömer hiç sıkılmadan "Pastayı sen yapmamıştın biliyorum. Mutfakta hep senden daha iyi olmuştum zaten. Bir pastayı senin yapmadığını anlayıp anlaya biliyorum." Ahu öne atlayın Ömer'in boynuna sarıldı.
Bence çok abartılacak bir şey değildi. Yani duygular işte. Pek benlik değil. Şişeye uzanıp tekrar çevirdim. Bir kaç kez daha bu şekilde şişe dönüp durdu. En sonunda korktuğum an gelmişti. Şişenin soru ucu Ege'yi cevap ucu ise beni gösteriyordu. Ege o malum soruyu sordu "Evet, Nefes Hanım d mi c mi?" çok ikilemde kalmıştım ama cesaretlenerek doğruluk dedim. "Tamamdır, o zaman soruyorum. Hiç birine aşık oldun mu? Bu çocukluktanda olabilir." anılarımı yokladıktan sonra aklıma aşk ile ilgili bir şey gelmedi. Sadece çocuk aklımla olan bir şey bile yoktu. Sadece silik olarak daha ben 4-5 yaşlarındayken olan bir anıyı hatırlatıyordu beynim. Küçük sarı saçları olan bir erkek çocuğuydu bu.


