Koşuyordum. Durmadan koşuyordum. Beni esir alan karanlıktan kurtulmak için ışığın geldiği kapıya koşuyordum. Ayağıma batan cam kırıklarının acısını hiçe sayıp özgürlüğe koşuyordum. İçimde tomurcuk açan umudun verdiği cesaretle kurtulmak için koşuyordum.
Sahi kimdim ben? Neden koşuyordum?
Geçmişten şimdiye kadar hatırladığım tek kelime vardı.
İnsanlar acımasızdır!
İçimdeki hayalleri ve duyguları elinden alınmış küçük çocuğun haykırışlarını susturmak için çabalıyordum. Giderek kaybediyordum o çocuğa ben.
İsmim yoktu benim. Bir zamanlar vardı. Zorla aldılar benden. Kalbimi cam kırar gibi kırıp avcuma verdiler.
Yanağımdan süzülen sıcak sıvıyı hiss edince kendime geldim. Doğru savaşın ortasındaydım. Öldürülen insanların cesetlerine bakıyordum sadace.
Duyguları olmayan bir silahtım ben. Öldürdüğüm masum insanların yardım çığlıkları hayla kulaklarımda yankılanıyordu. İnsan olmamdan nefret ediyordum.
Her şey 16 yıl önce oldu. Hatırlıyorum. "Keşke o gün dışarı hiç çıkmasaydım" diye pişmanlık çekiyordum. Hiss ettiğim ilk duygular pişmanlık ve nefetti.
Çiçek desenli, yeşil renkli ayaklarıma kadar uzanan elbise giyinmiştim. Annem dizlerime kadar uzanan kızıl saçlarımı hörmüştü. Kız kardeşimle şehre inip annemin istediği bir kaç şey, kendimize oyuncak alacaktık. Kız kardeşim benim gibi değildi. Siyah pantolon, mavi gömlek giyinmişti. Kahve renkli saçlarını mavi kurdeleyle bağlamıştı.
" Abla hadi hemen gidelim" dedi kız kardeşim. "Tamam " dercesine kafamı salladım. Evden çıkıp şehire geldik. Evimiz şehirden uzak yemyeşil, sığ ormanın içinde yerleşiyordu.
Pazar bu gün çok kalabalıktı. İnsanların arasından zorla geçip yürüyorduk. Annemin istediklerini alıp parasını ödedim. Elimdeki poşetler ağır olduğu için kız kardeşimden yardım almak istedim. Onu bulmak için etrafa baktığımda yoktu. İçime düşen korkuyla etrafa baktım. " Eve mi gitti? " diye düşündüm, ama kız kardeşim haber vermeden gitmezdi.
" Kayıp mı oldum ?" diye düşünerek korkup onu aramaya başladım. Kalabalığın içinde yabancı bir el kolumu tuttu. Korkunun vücuduma nasıl yayıldığını hiss ediyordum.
Tam bağıracaktım ki ağzımı kapattı ve beni karanlık, insanların olmadığı sokaka götürdü. Kurtulmak için çırpıyor, gözyaşlarımın yanağımı islattığını hiss ediyordum. Kafama çarpan taşla gözlerimin kapanmasına dayanmak istedim. Başaramadım...
Gözlerimi açtığımda olduğum yerin evim olmadığını anladım. Dar, taş duvarlarla çevrili içeriyi aydınlatan sadace küçük penceresi olan bir odadaydım.
Uzandığım yerden kalktığımda olanlar aklıma gelmeye başladı. Demir kapıyı vurup " Çıkarın beni burdan!!" diye bağırdım ağlayarak. " Lütfen beni bırakın!!!"
Duymuyordular. Sesimi duyanlar yoktu.
Buz gibi soğuk zeminde oturup annemi, babamı, kız kardeşimi düşündüm. Burdan kurtulup onların yanına gidip sıkıca sarılmak istiyordum.
Benden ne istiyordular? Çocuktum ben. Kimseye zararı dokunmayan çocuk.
Kapı açıldı bir anda. Muhafız gibi giyinen adam kolumu sertçe tutup beni sürükledi.
Boşunaydı. Kurtulmak için çabalarım boşunaydı.
Bir sürü çocuğun olduğu geniş bir odaya geldik. Çocuklardan başka iki kadın ve iki adam vardı. Kolumu bıraktı adam ve çocukları sıraya dizdi.
Diğer çocuklarda benim gibi ağlıyordu. Korkudan titriyordular. Onlarda koparılmıştı benim gibi ailelerinden.
" Ağlamayın yoksa sizi öldürürüm!" diye bağırdı bir adam. " Bundan sonra buraya alışacaksınız!"
" İlk sen " dedi kadın siyah saçlı kıza. Muhafız gibi giyinen adam kızı kolundan tutup bir odaya saldı.
Kızın yardım çığlıkları benim ve diğerlerini çocukların daha fazla korkmasına neden oldu.
Çıktılar odadan. Kızın kolundaki 1 rakamını fark ettim. Acıyan kolunu tutup ağlıyordu. Muhafız gibi giyinen adam kızı götürmelerini emr etti. Sonra çocukların içinden kahve renkli saçlı oğlanı kolundan tutup o odaya girdi.
Geçen dakikalar asır gibi geliyordu bana. Bu korkunç kabustan uyanmağı diledim. Sanırım bu dilek hiç gerçekleşmeyecekti...
Muhafız gibi giyinen adam kolumu tutup o odaya götürdü beni. Elinden kurtulmak için çabaladım. Olmuyordu.
Bir sandalyeye oturttu beni, başka bir adam sırtımı açtı. Sıcak demirin derimi yakmasının acısına dayanamayıp bağırdım. Ne kadar ağladığımı bilmiyordum.
" 11 numaralı suikastçı" dedi adam. Ne demek istediğini anlamadım.
Tekrar küçük odaya kapattılar beni. Nefes alamıyordum. Gözyaşlarım tükenmişti benim. Kollarımı kendime dolayıp korumak istedim kendimi.
Saatler geçmişti. Küçük odanın taş zeminine düşen ay ışığını görünce anladım gece olduğunu. Sırtımın ağrısı hayla geçmemişti. Uyumak için kendimi zorlasamda göz kapaklarım kapanmak istemiyordu.
Açılan demir kapının sesiyle gözlerimi açtım. Uyuya kalmış olmalıyım, çoktan sabah olmuştu. Muhafız gibi giyinen adam elindeki tepsiyi yere bırakıp gitti. Demir kapıyı kilitlediğini duyduğum an kalktım.
Tepside pişirilmiş iki yumurta, bir kaç peynir, bir bardak su ve 3 dilim ekmek vardı. Aç olduğum için yemek zorunda kaldım. Tatları çok garipti, sanki yapaydı. Yemek bittiğinde demir kapı açıldı ve muhafız gibi giyinen adam kolumdan tutup beni yine bir yere götürdü.
Sırayla dizilmiş çocukların olduğu geniş bir odaya geldik. Muhafız gibi giyinen adam sıranın önünde duran kadının yanına geçti. " İsimlerinizi ve hayatlarınızı unudun!" dedi kadın ciddi ses tonuyla. " Hepinize lakaplar takılacak bundan sonra" diye devam etti. " Suikastçılar okuluna hoş geldiniz!"
Nerdeyse 1 haftadır bu yerdeydim. Kılıç ve büyü kullanmak eğitimi alıyorduk. Kuralları vardı bu yerin, uymayanlar canları ile öderdi.
Bana karga lakabı takmistilar , kara karga(kara büyü) kullandığım için. Çok tuhaftı bu yer ve giderek daha da tuhaf oluyordu. Masaya çocukların yarısına yetecek kadar yemek koyup , " Bazılarınız sadace yemek yiye bilir, kazanan aç yatmayacak!" dediler ve bize kılıç verdiler. Amaçları diğer çocukları öldürmemizdi.
Elime verdikleri kılıcı korkudan titreyen ellerim zorlukla tutuyordu. Beynim olacakların farkındaydı ve ağlamamak için direniyordu. Birini öldürmeyi bırak , bir kuşun yaralanmasına dayanamazdı kalbim. Yapamazdım böyle şey. Masum insanların canını alamazdım ben.
Bazı çocuklar öldürecekleri çocuklara gözlerini dikmiştiler. Hedefler arasında bende vardım. Kendimi savunmaktan başka çarem kalmıyordu.
Beni gözüne kestiren çocuk boynumu kesmek için hamlede bulundu. Hızlı tepki verip geri çekildim. Tekrar saldırmak için harekete geçti. Elimdeki kılıçla kendimi savunmaya çalışsam da , çocuğun vazgeçmek gibi niyeti yoktu. Beni öldürene kadar saldırmaya devam edecekti.
Kendimi korumakta başarısızdım , çocuk tek darbede elimdeki kılıcı uzağa fırlattı ve kolumu çizdi. Aldığım darbeyle yere düştüm. Sürünerek geri geri gidip kurtulmaya çalışıyordum. Yanağımdan süzülen gözyaşlarımı fark ettim. Sonum gelmişti. Gözlerimi sıkıca kapatıp ölümü bekledim.
Yüzüme sıçrayan kanla gözlerimi açmam bir oldu. Bunlar benim değil, beni öldüren çocukun kanıydı. Çocuk sırtından aldığı kılıç darbesi yüzünden yere yığıldı ve beni kurtaran siyah saçlı kızı gördüm.
" Böyle olursan kurtlara yem olursun " dedi bana. Elini uzattıp yerden kalkmama yardım etti.
Her şey bittiğinde bir sürü yatağın olduğu, geniş odaya geldik. Odaya girdiğimizde kapıyı her zamanki gibi kilitlediler. Bir az önce beni kurtaran siyah saçlı kız bütün çocukları karşısına topladı.
" Buradan en kısa sürede kaçmamız lazım" dedi. " Daha fazla kalırsak istedikleri suikastçılar oluruz , bir planım var" diye devam etti. " Yarın akşam buradan kaçıp özgür olacağız " . Her detayına kadar planı bize anlattı.
Her şey hazırdı. Korkunç kabustan kurtulmak için her şey hazırdı. Muhafız gibi giyinen adamdan anahtarı çalıp , çıkış kapısının kilidini açmıştık. Tek tek çocuklar dışarı özgürlüğe kavuşuyordular . Taki biri bize ihanet edene kadar.
UMARIM YAZDIĞIM KİTABI SEVMİŞSİNİZDİR😊 💕
DEVAMI YAKINDA GELECEK.