…Abimin beline sıkıca sarılmış bir şekilde, sırtımdaki çantayla yolda ilerliyorduk. Sonunda okula vardığımızda abim motosikleti durdurdu ve omzunun üstünden bana bakışlarını çevirdi.
Gülümseyerek abime bakarken başımı çenesine yasladığımda dudakları hafifçe yukarı kıvrılırken uzanıp burnuma küçük bir buse bıraktığında kıkırdamıştım. Kollarımı geri çekip motordan indiğimde abim uzanıp başımdan kaskı çıkartmıştı. Ben de bu sırada fırsattan istifade edip yanağına sulu bir öpücük bırakmıştım. Yüzünü buruştururken sırıtmasını gizlemeden bana bakıyordu.
“Sen bu aralar çok sulanmaya başladın bak. Fazla mı şımarttım seni ne?”
Abimin sözlerine sırıtırken göz kırptım.
“Tabii ki de şımartacaksın. Benim gibi kardeşi nerede bulacaksın başka?”
Abim gözlerini kısarak bana baktığında ben de onu taklit etmiştim. En sonunda bu hâlime dayanamayıp gür bir kahkaha atmıştı.
“Gerçekten senin gibi gıcık ve sevimli bir kardeşi başka yerde bulamam sanırım.”
Abime sırıtarak bakıp göz kırptım.
“Maalesef bu muhteşem kişilikten birkaç saat uzak kalacaksın, abicim. Çok özlememeye çalış.”
Abim uzanıp sarı saçlarımdan bir tutamı çekiştirdiğinde sinirle küçük bir çığlık attım.
“Abi! Bırak saçımı!”
Abim gülmeye başlarken sonunda saçımı bıraktığında ben de omzuna yumruğumu geçirmiş ve arkamı döndüğüm gibi okulun bahçesine koşmaya başlamıştım. Abim ise hem arkamdan gülüyor hem de söyleniyordu ama biliyordum, o da onunla uğraşmamı seviyordu.
Okula girmeden önce kapıda ona son kez el salladım ve hızla okula girdim. Zaten çok geç kalmıştım. Ders başlayalı kaç dakika olmuştu acaba?
Hızla merdivenlerden çıkıp sınıfımın olduğu kata geldiğimde yavaş adımlarla ilerleyip kapıyı çaldım ve içeri girdim. Tabii ki aynı anda tüm bakışların bana çevrilmesi bir olmuştu. Öğretmen bana kısa bir bakış atıp başıyla oturmamı işaret ettiğinde hiç itiraz etmeden ilerleyip her zamanki yerime oturdum ve kitaplarımı çıkardım.
Hoca dersi anlatmaya başladığındaysa başımı sıraya koydum ve sessizce hocayı dinlemeye başlamıştım.
Ne bu sınıfı ne de bu angutları özlemiştim ben. Hayır, anlamıyordum; sınıfta bir insan bile mi düzgün olmazdı? Ki zaten alışmıştım bu arada bana kayan iğrenen ve soğuk bakışlara. Tabii ki yine her zamanki gibi sınıfın nefret edilen çocuğunu gördükleri için verdikleri tepkilere alışmıştım bunların.
Ne yapayım yani, kendimi sevdirmek için bir de onlara boyun eğip yalakaları mı olacaktım? Çok beklerlerdi.
Ki zaten istediklerini yapsam bile beni aralarına almazlardı bunlar. Ben de boşuna uğraşmaya gerek duymuyordum. Ne gerek vardı bu tür şeyler için vakit kaybetmeye?
Bakalım bu sene beni nasıl okuldan attırmaya çalışacaklardı? Hadi bakalım, başlasın işkence…
Onlar şeytansa ben de cehennemin ta kendisiydim.
Sonunda ders bitip zil çaldığında hiç etrafıma bakınmadan sıradan kalkmış ve çantamdan aldığım okuma kitabıyla sınıftan ayrılmak için harekete geçmiştim. Yoksa rahat vermezlerdi bana bunlar çünkü…
Hızla kapıya ilerleyip sınıftan çıktığımda en başta kantine uğramaya karar vermiştim. Merdivenlerden inip zemin kata vardığımda hızlı adımlarla ilerleyip kantine girdim ve sıranın arasına karıştım.
Bir ara kantini gözlerimle taradığımda çoktan Selin ve yelloz arkadaşlarının kantinin arkasında oturmuş, pis pis bana bakıp fısıldaşarak gülüştüklerini görmüştüm. Gözlerimi devirirken önüme döndüm.
Kim bilir yine ne planlıyorlardı? Hayır yani, okulun ilk gününden bari başıma bela olmasalardı.
Sıra bana geldiğinde bakışlarımı kantinciye çevirdim.
“Bir bardak çay ve çikolata alabilir miyim?”
Kantinci abi hafifçe tebessüm edip bana istediklerimi verdiğinde parayı uzattım ve hızla o curcamanın arasından çıktım.
Çikolatayı cebime atarken sıcak çaya dikkat ederek kantinin kapısına ilerlemeye başladım ama arkamdan bana yaklaşan adımları hissettiğimde adımlarımı biraz yavaşlatarak kapıya ilerledim. Hızla Selinlerin olduğu tarafa gizlice bir bakış attım. Bir kişi eksikti… Arkamda.
Gözlerimi kısarken önüme dönüp ilerledim.
Hadi bakalım, gazabımız mübarek olsun…
Hızlı adımlarla elimdeki sıcak çayla kantin kapısına ilerlediğimde arkamdaki adımların kapandığını hissettim ve sırıttım.
Siz giderken biz dönüyorduk, hanımefendi. Günah benden gitti…
Tam kapıdan çıktığım sırada arkamdaki Selin'in yalakalarından biri bana omuz attığında, ondan önce davranıp arkamı döndüm ve tüm sıcak çayı bilerek üzerine döktüğümde kız acıyla çığlık atarak geri çekilmişti.
Ben de hızla geri çekilirken kızın çığlıkları kantini dolduruyordu. Sırıtarak önümde çığlık atarak yanan ve ağlayan kıza bakarken o ise kıyafetlerini teninden uzaklaştırmaya ve üflemeye devam ediyordu.
“SENİ PİSLİK HERİF! YAKTIN BENİ, YAKTIN! ÖNÜNE BAKSANA, KÖR MÜSÜN? PİS CADI! BİLEREK YAPTIN ! KİMSE ALAMAZ SENİ ELİMDEN! GEBERTECEĞİM SENİ!”
Sırıtarak önümdeki kıza bakarken arkadaşları da panikle ağlayan kızın yanına toplanmıştı. Herkesin bakışları buraya toplanmıştı ve en çok da hepsi bana sinirle ve iğrenerek bakışlar atıyordu.
Etrafımdakilerin bakışlarını umursamadan arkamı dönüp kantinin çıkışına ilerlediğimde Cadı Selin'in sesi bütün kantini doldurmuştu.
“O KIZI ÖLDÜRDÜN, ŞİMDİ BİZE Mİ SIRA GELDİ HA! BU SEFER DE BİZİ Mİ ÖLDÜRECEKSİN!? BİZE ACI ÇEKTİRİP ZARAR VEREREK Mİ? SIRADAKİ KURBANIN O MU!?”
Kantinde büyük bir sessizlik çökerken bense olduğum yerde donakalmıştım. Öfkeyle ellerim yumruk hâline gelirken dişlerimi sıktım ve arkamı döndüğüm gibi Selin'in üstüne yürümüştüm.
Bu sefer çizgiyi aşmıştı yılan.
Selin'in yakalarından tuttuğum gibi onu duvara yapıştırırken korkuyla çığlık atmıştı. Arkadaşları bizi ayırmak için hızla harekete geçtiğinde öfkeyle bağırdım:
“KİM ARAYA GİRERSE ONDAN ÖNCE SİZİN İŞİNİZİ BİTİRİRİM! HADİ, ŞİMDİ YİYORSA ARAYA GİRİN!”
Öfkeyle önüme dönüp yakalarına yapıştığım yılan Selin'e bakarken o ise çırpınıyor ve kurtulmak için çığlık atıyordu ama yakalarını öyle bir sıkı kavramıştım ki elimden kurtulamıyordu.
Yakalarından bir elimi çekip saçlarını kavradığım gibi geriye eğerken kulağına yaklaşıp buz gibi bir sesle fısıldadım:
“Ben kimseyi öldürmedim, küçük sıçan. Ama eğer bir daha benimle uğraşırsan ilk kurbanım sen olursun ve değil dirini, ölünü bile bulamazlar. Senin aklın şeytanlıklara çalışıyor ama o cehennemin sahibi benim. Bunu da o kıt aklına sok, yoksa bir dahakine sokacak bir aklın bile kalmayacak…”
Öfkeyle yakalarından çektiğim gibi Selin'i kalabalığın arasına sertçe fırlattığımda Selin dehşetle açılmış gözlerle bana bakıp çığlık atıyordu.
“BENİ TEHDİT ETTİ! O KATİL BENİ TEHDİT ETTİ! BİTTİN SEN, KIZIM! KİMLE UĞRAŞTIĞINI GÖSTERECEĞİM SANA! BU OKULU ZEHİR EDECEĞİM!”
Selin'in arkamdan savurduğu tehditleri umursamadan arkamı dönüp kantinden çıkarken arkamdaki kaos çoktan patlak vermişti.
Hızlı adımlarla ilerlerken kantindeki birkaç öğrencinin bizi videoya çektiğinin farkındaydım ama bu kadarı yetmişti. İki sene boyunca yaşadığım zorbalık artık yetmişti. Madem canımı acıtmak istiyorlardı, ben de onları parçalarına ayırmadan durmayacaktım.
İyi niyetim ve sessizliğim aptallığımdan değil, sabrımdandı ve artık o sabır bitmişti.
Hızla merdivenlerden ilerleyip çantamı omzuma attım ve sınıftan geri çıktım. Kantinde birkaç öğrenci gizlice videomuzu çekmişti ve muhtemelen ailemi çağıracaklardı ama umurumda değildi. Bıkmıştım onlardan. Artık ne olacaksa olsundu.
Sırtımdaki çantayla okuldan çıktığımda okulun köşesindeki otobüs durağından otobüse bindim. Kendimi boş bir koltuğa atarken başımı geriye yasladım ve boynumu ovuştururken gözlerimi kapadım.
Eve gidemezdim. Dışarıda da dolaşacak değildim. Geriye bir tek Cihan abinin dükkânı kalıyordu.
Telefonumu cebimden çıkardım ve mesajlar bölümünü açtım.
“Mekana geliyorum…”
Mesajı attıktan sonra tam telefonu cebime koyacağım sırada telefon titremişti. Ekranı açtığımda tabii ki Murat abiden cevap gelmişti.
“Bekliyorum ve bana geldiğinde ne olduğunu anlatacaksın, kar çiçeği. Bu saatte geliyorsan kim bilir başına yine ne bela açtın…”
Mesaj kutusunu açıp tek bir cevap yazdım:
“Anlatacağım her şeyi… Birkaç dakikaya oradayım…”

