Not: Bu hikaye tek bölümlük uzun bir hikaye. Bu yüzden eğer uzun hikayeler ilginizi çekmezse okumayı geçebilirsiniz. Lütfen yorum yapmayı ve oylamayı unutmayın
Turistik bir seyehat yolu olan Oregon yolunun üzerinde bazı rotalar var. Ancak Oregon yolunun sahip olduğu turistik cazibe bu rotalara kurulan bazı kasabaların kimsesiz kalmasına neden oldu. Oregon yolu turistik bir güzergah olsada ayrı rotalar üstüne kurulan bu kasabalar turistik akışın kendilerine ulaşmadığı için yerel halk tarafından dahi terk edilmiş bir hal almasına sebep oldu.
Rota 49:Virgian kasabası
Louis küçüklüğünden beri Virgian kasabasında ailesiyle birlikte yaşardı.

Annesi ve babası ile birlikte yaşayan küçük bir aileydi. Ancak babasının kaza sonucu ölmesiyle annesinin yaşadığı şok onu da dünyadan kopardı. O sıralar daha 18 yaşındaydı. Arka arkaya yaşadığı sorunlar üstüne üniversite eğitimini geri plana atmak zorunda kaldı. Kendisi kasabanın kendi çapında küçük olan lisesinde eğitim gördükten sonra kasabadaki küçük bir markette kasiyerlik yapmaya başladı. Küçüklüğünden beri yaşadığı kasabada pek arkadaşlıkta kurmamıştı. Öyle ki kendisi de dünyadan göçecek olsa onu sormaya tek bir kişi bile yoktu.
Louis müstakil, küçük bir evde yaşıyordu. Her zaman ki gibi sabah 09.00 akşam 21.00 saati aralığında büfe tarzı küçük bir markette kasiyerlik yapıyordu. Market sahibi ayda 2 kere uğrardım. Birine ürünlere bakıp bakıp sinirini Louis 'den çıkarmaya, diğeri sanki hiç hakketmiyormuş gibi sıkıla sıkıla Louis' e maaşını vermeye. Bunlar dışında uğramazdı. Louis ise artık buna alışmıştı. Marketi kendisi açar, kendisi kapatırdı. Markete vardığında kiliti açıp lambaları yaktı. Markette ki pek çok ürünün tarihi geçmişti. Louis bunu ne zaman dükkan sahibine anlatsa "Sen boşver. Boğazdan geçtikten sonra her ürün aynıdır." diye cevaplıyordu. Üstüne bir de azar işitiyordu.
Yine markete girdiğinde ilk işi her zaman ki gibi üzerinde ki lekesi geçmeyen fayansları silmek oldu. Yerleri ve içecek dolaplarını sildikten sonra kasiyer sandalyesine oturup birkaç yıllık olan gazeteleri okumaya başladı. Uzun zaman markete gazete de uğramıyordu. Çünkü kasabada neredeyse hiç kimse kalmamıştı.
Market sahibi kasabada kalan tek market olarak gazete satışını durdurdu. Zaten günde gelen insan sayısı bir elin parmak sayısını geçmezdi. Yine günün ortasına doğru birkaç gıcık müşteri gelip her zaman ki gibi ürünlerin tarihi için şikayet ediyorlardı.
Gün bitimine 1-2 saat kalmışken dükkana bir adam girdi. Gözlüklü, gri bir sweatshirt giymiş, saçı bir erkek için biraz uzun, sakallı, hafif esmer tenli, yakışıklı bir adam girdi.
Louis dolabın raflarını düzenlerken adam onun yanına gidip

-"Özür dilerim. Acaba burda beni zehirlemeyecek herhangi bir ürün varmı?" diye sordu.
Louis yutkunarak "Ş-şeyyy, belki konserve ürünler biraz daha iyi sayılır. Onların tarihi daha yakın."
Adam gülümseyip birkaç konserve ürün aldıktan sonra gülümseyip kasaya doğru ilerledi. Louis kasanın başına geçip ürünleri okuttuktan sonra adama dönüp
-"Ş-şeyyy, Özür dilerim, ama sizi buralarda yeni görüyorum. Kimsiniz acaba? "diye sordu.
Adam gülümseyerek" Benim adım Nick, şehir dışından geldim. Ama bakıyorum ki buralar bayağı bir değişmiş. Her neyse ben sizi meşgul etmeyim. İyi çalışmalar. "deyip ayrıldı.
Bir süre sonra
Louis marketi kapatıp evine doğru ilerledi. Ancak aklında sadece Nick vardı. Onu bir şekilde unutamıyordu.
Sonraki gün
Louis yine sabah kalkıp işe gidiyordu. Ancak hava yağmurlu olduğu için şemsiyeyi arıyordu. Bir süre sonra şemsiyeyi bulup evden çıktı.
İşe giderken "Acaba Nick bugün de gelecek mi?" diye düşünüyordu. İşe gittiğinde yine kilidi açıp içeri girdi. Temizlik yaptıktan sonra sandalyesine oturdu. Aklından kasabada geçirdiği günleri düşünüyordu. O sene tam olarak 25 yaşına girecekti. Yaşıtları üniversite ve gezmelerdeyken kendisi hayatının en güzel zamanlarını kokuşmuş ve her tarafı küf tutmuş bir markette harcıyordu. Buna en çok kendisi kızıyordu.
Bir süre sonra
Louis günün sonunda dükkan da ki gıcık birkaç müşteriye baktıktan sonra marketi kapatıp evine doğru gidiyordu. Yaya geçidinin oraya varınca yağmur yağmaya başladı. Şemsiyesinin yanında olmadığını fark etti. Yağmur başladığında elleri ile başını kapatınca kafasının üstünda bir şemsiye belirdi. Yanına bakınca Nick'i gördü.
Nick:"Bugün sanırım biraz yağmurlu değil mi?" dedi.
Louis hiç bir şey demeden başını öne eğdi. Eve doğru giderken Nick ona eşlik ediyordu. Louis'in evine vardıklarında
Nick:"Demek burada oturuyorsun."
Louis :"Eşlik ettiğin için saol."
Nick:"(Hemen sokağın sonunu gösterip) sorun değil bende sokağın sonunda oturuyorum." dedi.
Yağmur dinince Nick elindeki şemsiyeyi Louis'e verip "Şimdilik sen de kalsın. İhtiyacım olursa senden isterim." deyip yanından ayrıldı.
Louis çok beklemeden içeri girdi.
Sonraki gün
Louis bugün için biraz endişeliydi.
Çünkü market sahibinin düzenli olarak Louis 'den sinirini çıkaracağı gündü. Markete giderken her zamankinden daha moralsizdi.
Çünkü yaşayacaklarını biliyordu.
Bir süre sonra
Louis marketin temizliğini bitirdikten sonra dükkana bir adam girdi.
Kel, şişman,bıyıklı, kirli bir takım elbise giymiş, oldukça çirkin bir adam
İçeri girdiği an Louis sandalyeden kalkıp ellerini önünde birleştirdi.
Şişman adam Louis'e bakıp -"Bakıyorum da bugünde kaytarmaktan başka bir şey yapmıyorsun. Aferin, böyle kaytarmaya devam et. Maaşını kesmem için harika bir mazeret."
Louis "Şeyyy... Efendim -"
-"Bana cevap verme! Sana çalışıman için tonla maaş ödüyorum! Ama sen sadece kaytarıyorsun! Aldığın maaşın karşılığını böyle mi ödüyorsun?! Eğer ki bu lanet kasabada yapabileceğin başka bir iş varsa oraya git!"
Adam Louis'in omuzlarını sıkıp
-"Sana bir soru soruyorum! Bana cevap ver! Aldığın maaşın karşılığını böyle mi ödüyorsun!"
Louis bütün bunlar üzerine yalnızca gözlerini yumup bütün bunların bitmesi için dua ediyordu.
Adam onun ağzının dibinde hala bağırırken onun bir anda birisi Louis'i kolundan tutup kendine çekti.
Bu Nick 'di şişman adam ona" Hey! Sen kim ol-" Nick o daha lafını bitirmeden onun çenesine sağlam bir yumruk attı. Adam orada yere yığıldı.
Nick, Louis' e dönüp" Üstünü değiştirsen iyi olur. Burada daha fazla kalamayacağına eminim. "dedi.
Louis hızlıca marketin arkasında elbiselerini değiştirip Nick'in yanına gitti. Adam yerde ayılmaya başlarken Nick, Louis'in elinden tutup marketten çıkardı.
Bir süre sonra
Nick ve Louis birlikte kasabanın yakınında bulunan bir şelaleye gittiler.

Nick ve Louis birbirine hiçbir şey demeden sadece karşılarında duran şelaleue bakıyorlardı. İkisi de birbirine bir şeyler söylemesi gerektiğini biliyordu.
Nick:"Özür dilerim. Muhtemelen oraya bir daha gidemeyeceksin."
Louis :"Hıhh, teşekkür ederim. O obez herife hep yapmak istediğim şeyi sen yaptın."
Nick:"Neden orada çalışıyorsun?"
Louis :"Çünkü yapabileceğim başka bir şey yok. Ailemi kaybedeli yıllar oldu. Bu kasaba dışında kalabileceğim herhangi bir yer yok."
Nick"Benimle gel. "
Louis :" Ne?! "
Nick" Buraları çok sevmedim. Nihayetinde buradan gideceğim. Ama yalnız olmak istemem. İstersen sen de benimle gel. "dedi.
Louis bir anda kontrolsüzce gülmeye başladı.
Nick:" Bu kadar gülünecek ne var? "
Louis :" Şeyyy, özür dilerim ondan değil. Aklıma geldi de. Yarından sonraki gün benim doğum günüm."
Nick:"Gerçekten mi?" diye sordu
Louis :"Evet. 25 yaşına girmiş olacağım." dedi.
Nick, Louis'e dönüp "O zaman benimle yarın burada buluşurmusun?" diye sordu.
Louis :"(gülümseyerek) Elbette." dedi.
Nick arkasına dönüp giderken Louis yalnız başına şelaleye bakıyordu.
Sonraki gün
Louis günün öğle saatlerine doğru Nick ile anlaştığı gibi şelaleye gitti. Nick orada onu bekliyordu.
Nick:"Kusura bakma lütfen. Kasabada buluşabileceğimiz daha iyi bir yer var mı bilmiyorum."
Louis :"Önemli değil. Ben de ne zaman izinli olsam buraya gelirim zaten."
Nick:"Eğer dediğimi düşünürsen daha fazla burda kalmak zorunda olmazsın."dedi.
Louis başını öne eğmişti. Ancak Nick haklıydı.
Nick:"Yarın doğum günündü değil mi? Sana evimin nerede olduğunu göstermiştim. İstersen oraya gelip kararını verebilirsin. Bugün gitmem lazım. Eğer isteyecek olursan bu kasabadan seninle ayrılmaktan onur duyarım." deyip gitmişti.
Louis'in aklında bir sürü şey vardı. Ya Nick ile birlikte kasabadan ayrılacaktı. Ya da o markete yalvarıp geri dönecekti. Aklında bu sorunlarla birlikte. Evin yolunu tuttu. Ancak kafasındaki sorunlar hala onunla birlikteydi.
Sonraki gün
Louis kafasında bir sürü soru işaretiyle evin etrafında turluyordu. Nick 'in teklifini düşünüyordu.
Zamanın olmadığını biliyordu. Çünkü Nick ona o gün ayrılacağını söylemişti. Kendisi şehir dışında nasıl yaşayabileceğini düşünürken bir yandan da bu kasabada nasıl hala çürüyebileceğini düşünüyordu.
O an karar vermişti. Sonu ne olursa olsun kasabadan ayrılıp yeni bir hayata başlayacaktı. Evde ki eski çantasını alıp elbiselerinin bir kaçını içine doldurup Nick 'in evine doğru ilerledi. Oldukça tedirgindi. Ama için de bütün bunların geçeceğine inanıyordu.
Nick' in evinin önüne gittiğinde onun Pick up'ı dikkatini çekmişti. Muhtemelen onunla gidecekti. derin bir şekilde nefes alıp vermeye başladı. Tam kapıyı tıklattığında kapının açık olduğunu fark etti. Kapıyı aralayıp içeri girdiğinde etrafı kapkaranlıkdı.
Louis içeri de "Nick! Burada mısın?!" diye sesleniyordu. Ancak hiçbir ses gelmiyordu. Bir anda evin banyosundan bir ses duyuldu.
Louis:"Nick?! Orada mısın?"diye seslendi.
Banyo kapısı aralandı. İçeriden Nick çıkmıştı. Ancak tuhaf bir şey vardı.
Üstünde elbise yoktu, Başı ıslaktı, yalnızca pantolonu üzerindeydi, saçı dağılmış ve Louis'e oldukça delice bakıyordu.
Nick:"(Boğuk bir ses ile) Louis? Geldin demek." dedi.
Louis geriye doğru adım atmaya başladı,ama Nick, Louis i'in üzerine atılıp, omuzlarından tutup onu duvara yasladı.
Louis olup biteni anlayamadan Nick Louis'in ağzını eliyle kapatıp onun boynuna dalmaya kalktı.
Louis ondan kurtulmak için ne kadar debelensede işe yaramıyordu.
Ancak son bir gücüyle onu üzerinden atıp kapıya doğru kaçmaya çalıştı.
Ama Nick onu kolundan tutup kendine çektikten sonra onu salonda ki çekyat ın üzerine fırlattı. Sonra kendisi Louis'in üstüne çıkıp Louis'in iki elini sağ eliyle kavrayıp ağzını sol eliyle kapattı.
Kulağına yaklaşıp "Özür dilerim Louis, ama senin harekete geçeceğin yoktu. Bana son çare olarak bunu bıraktın. Ama merak etme, bundan sonra ikimizin de mutlu bir hayatı olacak. Sadece sen ve ben olucağız."
Louis üzerinde duran Nick'e rağmen gözlerini açık tutmaya çalışıyordu. Gözüne bir beyzbol sopası ilişti.
Elini kurtarmak için debeleniyordu.
Zor bela Nick'den sağ elini kurtardığı an yerde ki beyzbol sopasını kavrayıp Sopayla Nick'in kafasına vurdu.
Louis sopanın dibiyle vurdu. Ama yinede Nick çok sersemlemişti.
Louis bunun üzerine Nick'i üzerinden atıp dışarıda ki Pick up 'ın anahtarını arıyordu. Louis etrafına bakarken Nick ayılıp yerinden kalktı.
Nick:"Seni sürt-" kendisi lafını bitirmeden Louis elindeki beyzbol sopasıyla kafasına vurunca tekrar yere yığıldı. Louis o sırada Pick up' ın anahtarını gördü.Onu alıp, elinde ki beyzbol sopasını atıp evden çıktı.
Anahtarla arabayı açtıktan sonra çalıştırmaya başladı. Ancak araba bir türlü çalışmıyordu. En sonunda Nick kapının önüne kadar gelince araba sonunda çalıştı. Louis arabayı çalıştırıp gitmeye başladı. Bir yandan da arabanın dikiz aynasını kontrol ediyordu. Biraz ilerledikten sonra kasabanın dışına çıkabilmişti.
Yıllarca yaşadığı kasabayı bu şekilde arkasında bırakmak onun için de çok zor olmuştu. Ama artık orada değildi.
Çıktığı ana yoldan biraz ilerledikten sonra bir kasabaya denk geldi.
Kendi içinden "Sonunda!" diye sevinmişti.
Kasabanın yakının da bir polis merkezi gördü. Kendi kendine o pisliğin bir şekilde yakalanması gerektiğini düşünüyordu.
Arabayı karakola doğru sürdü.
Bir süre sonra
Karakolda kendi odasında gazete okuyan yaşlı bir adam karakolun dışında bir ses duydu.

Sesin geldiği tarafa gidince işin aslını öğrendi. Bir kadın etraftakilere bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Yaşlı adam etrafındakilerin yanına gidip "Ne oluyor burada?!" diye seslendi. Kalabalıktan bir genç kız çıkıp "Şerif Gordon, emin olun büyük bir mesele değil." dedi.
Şerif Gordon karşısında duran kadına bakıp "Emin misiniz? Çünkü ben burda bir istismar yaşadığını düşünüyorum." dedi.
Louis öne atılıp "Bana yardım etmelisiniz kasabamda bir pislik var."
Şerif Gordon yanında duran genç kıza sonra Louis'e bakıp "Nereden geliyorsun sen?" diye sordu.
Louis :"Rota 49:Virgian kasabasından"
Şerif Gordon :"Ne?!" diye bağırdı.
Etrafındakiler gözlerini Louis'e dikti.
Louis :"Bakın bana inanmalısınız. Yemin ederim ki ben yalan söy-"
Şerif Gordon :"Genç hanım, lütfen sakin olun. (etrafına bakıp) Ona gereken bütün testleri yapın sonra odama getirin." dedi.
Etrafındaki insanların bir kaçı ona adli tıpa kadar eşlik ettikten sonra vücudundaki bazı kısımlara inceleme yaptılar. Ancak tuhaf bir şey vardı.
Bir süre sonra
Louis üzerine battaniye atılmış bir şekilde. Elimde bir fincan kahve ile Şerif Gordon'un odasındaydı. Ve kendisinden istenen şekilde memurlara ona istismar eden kişinin robot resmini verdi.
Şerif Gordon:"Şimdi doğrumu anladım bakalım. Sen Virgian kasabasında yaşayan ve orada istismara uğrayan bir kasaba sakinisin doğru mu?" diye sordu.
Louis :"Evet ama anlamıyorum. Neden kimse bana inanmıyor."
Şerif Gordon:"Çünkü orası yıllar önce terk edilmişti." dedi.
Louis o an adeta donmuştu. Buna inanmıyordu. Daha doğrusu inanmak istemiyordu. Ve şerifin odasına elinde bazı bir kadın girdi. Siyah tenli biraz kısa ve hafif kilolu bir kadın.
-" Şerif, görmeniz gereken bir şey var." dedi şerif Gordon'a
Şerif kadının elinde ki kağıtları alıp Louis'e baktı.
Şerif :"Memur Jenna bunlar..."
Memur Jenna:"Evet (Louis 'e bakıp) testlerden hiçbir şey çıkmadı. Ortada bir istismar yok. Ve anlatmış olduğu gibi bir istismar söz konusu olsaydı. Vücudunda bazı kızarıklık ve morluklar olması gerekirdi. Ama sen de hiçbir şey yok."
Louis :"Bu mümkün değil! Nick bana istismarda bulundu. Bu gerçek!"
Memur Jenna :"Bir de o var. Şu bahsettiğin adamı arattık, ama sonuç ne çıktı. Biliyormusun? Adamın adı Nick Franches yaklaşık 5 yıl önce idam cezasına çarptırılmış bir mahkum. Kendisi istismar ve cinayetten yakalanmıştı."
Louis :"Hayır! Bu doğru olamaz! Yemin ederim yalan söylemedim."
Memur Jenna :"Bana ba-"
Şerif, Memurun omzunu tutup "Sakin ol, biz her ihtimale karşı gidelim. Kaybedeceğimiz bir şey yok."
Memur Jenna, Şerif Gordon ve Louis aynı araba da ve arkalarında 3 tane daha arabayla Virgian kasabasına doğru yol aldı.
Şerif ve diğer ekipler Louis'in anlattığı yere gittiler. Önce Louis'in kendi evine gittiler. Ekiplerin bir kısmı Louis'in evini incelerken diğerleri Louis'in istismara uğradığını iddaa ettiği evi inceliyorlardı. Ama ev bariz bir şekilde terk edilmişti. Evde kayda değer tek şey Louis'in kullandığı iddia ettiği beyzbol sopasıydı. Ama soğanın üzerinde değil kan neredeyse çizik bile yoktu.
Memur Jenna :"Size söyledim şerif. Bu kadın bize yalan söylüyor."
Louis :"H-hayır! Bu imkansız! Ben değilim. Yemin ederim Ben değilim. Ben deli değilim.! "
Şerif:"Yeter! Hemen araca bin! Seninle karakolda hesaplaşacağız."
Şerif ve Memur Louis'in yaşadığı eve gittiler. İnceleme ekibinden biri Şerifin yanına gidip durum raporu veriyordu. Anlattığı kadarıyla evin çatısından varillere akan su artmalı musluktan kullanılabilir hale geliyor. Ayriyeten evin arka bahçede ayrı su deposu ve 4'lü güneş paneli ile jeneratörü var. Yani herhangi bir kimse burada istediği kadar kalabilir. Ama bir sorun vardı. O da evde ki gıdaların pek çoğunun tarihi geçmiş ürünler olması. Şerif ve memur bunu garipsemedi. Nitekim kasabada tek bir market var ve oraya yaklaşık 3 yıl herhangi bir teslimat yapılmadı.
Bir süre sonra
Ekipler karakola geri dönünce Louis'e yapılan zihinsel engelli testi pozitif çıktı. Kendisi ağır derecede şizofreniydi. Ancak onun için özel bir akıl hastanesine sevk gerçekleşti. Onu karakoldan almaya gelen akıl hastanesi çalışanı tamamen beyaz giymiş ve yüzü beyaz bir örtü ile kaplı birisiydi.
Şerif :"O daha iyi olacak mı?"
Akıl hastanesi çalışanı ona "Merak etmeyin bizim yanımızda herkes daha iyi olacak." dedi.
Ve Louis 'i araca bindirdiklerinde
-"Ben değilim! Ben değilim! Ben deli değilim!" diye bağırıyordu.
Bir süre sonra beyaz koridorda yanımda yüzü beyaz örtülü bir hizmetli eşliğinde bembeyaz bir odaya girdim. Odada ki beyaz masaya oturdum. Karşımda Ben değilim, Ben değilim diye sayıklayan kısa siyah saçlı bir kadın vardı. Bana bakınca adeta hayalet görmüş gibi oldu. Ama kontrolsüzce karşıma oturdu. Gözlerimin içine bakıp "K-k-kimsin sen?" diye sordu.
-"Lütfen... Bana Bysenarist deyin"