Yeni bir eve taşınmıştım. Babam yıllar var ki, arayıp sormamış, nerede olduğunu dahi haber vermemişti. Gittiğinde ilkokula gidiyordum. Bir an babam geldi gözümün önüne. Aslında iyi bir adamdı babam. Ama neden arayıp sormuyor diye hayıflandım. Kaşlarımı çatarak, beni düşünmeyeni ben, neden düşünüyorum ki dedim. Düşüncelerim annemin sesi ile bölündü.
- Faruk.
- Efendim annecim diye seslendim.
- Oğlum, tavan arasına koyulan kutulardan birinde badana fırçası olmalı, bakabilir misin? dedi.
- Elbette bakarım annecim dedim.
Tavan arasına güç bela tırmandım. Karanlıktı, içim ürperdi birden. Işığın yerini bulduğumda, gözlerim sevinçten ışıldadı. Kutular üst üste konulmuştu. Annemin istediği hangi kutuda bilemedim. Kutuları tek tek açıp baktım. Köşede tek başına konulmuş bir koli vardı. Bunu neden uzağa koymuşlar ki adamlar? dedim. Kolinin yanına gittim. Kolinin üstü tozdan görünmüyordu. Bu bizim değil, bizden öncekilere ait diye düşünmüştüm. İçimde bir merak duygusu uyandı. Ne vardı ki kutuda. Kocaman bir kutu idi. Ağzı özenle bantlanmıştı. Koliye dokunmuş elim toz için de kalmıştı. Merakla kutuyu açtım.
- Çıka çıka bir tane video kaseti çıktı. Bu kadar büyük bir kutudan bir tane video kaset çıkıyor hayret, ne alâka dedim Kaseti kenarı koydum. Diğer kutuları karıştırıp badana fırçasını buldum. Fırçayı alıp inecekken, gözlerim kasete takıldı. Almalı mıydım? Merağıma yenik düştüm. Fırça ile birlikte video kaseti de aldım. Anneme:
- Al annecim getirdim dedim.
- Teşekkür ederim oğlum dedi annem
- Elinde ki nedir yavrum? diye soran anneme,
- Şey, anne badana fırçasını ararken buldum. Ama ne yazık ki bunu izleyecek videomuz da yok dedim.
Annem gülümseyerek
- Biliyor musun, çok şanslısın. Bu gün bodrum katta bir video makinası gördüm. Bir bak, belki çalışıyordur dedi.
Sevinçle annemi öptüm. Acele ile bodrum kata indim. Kenar da çatıda ki kadar büyük kutunun için de sadece video makinası vardı. Koli toz içinde idi. Belli ki annem de merak etmiş, kutuyu açıp bakmıştı.
- Galiba bu ev de, uzun süredir kimse yaşamamış dedim.
Tozlara aldırmadan videoyu kucaklayıp üst kata çıktım.
- Buldum annecim dedim. Sen de izleyecek misin? Diye sorduğum soruya annem,
- Çok yoruldum, uyumam lazım. Yarın eve boya yapacağım. Sen de oyalanma yat ki, bana yardım edebilesin diye yanıt verdi.
- Şu kasete bir bakayım yatarım annecim dedim.
Videoyu fişe taktım. Sevinerek, yaşasın çalışıyor diye haykırdım. Kaseti videoya yerleştirdim. Kaset bozuk galiba dedim kendi kendime. Sadece hışırtı geliyordu kasetten.
Bir an video da babamı gördüğümü sandım. Yardım istiyor gibiydi. Olamaz, beynim beni yanıltıyor. Çok özledim ondan. Ah babacım ah dedim.
Videoyu kapatıp aklıma takılan sorularla yatağıma yöneldim.
Sabahın ilk ışıkları ile uyandım. Annem sabah namazında kalkmış, çoktan işe başlamıştır diye düşünmüştüm. Boya yapacağımdan üzerime eski kıyafet giydim. Annem ortada gözükmüyordu. Hayret annem boyaya başlamamış mı diye şaşkınlık içindeydim. Anneme bakınırken, annemin yıllardır özenerek bakıp büyüttüğü evin çeşitli yerlerinde ki çiçekler in solduğunu fark ettim. Solmuş çiçeklere hayretle bakarken, gözlerim birden duvarlara takıldı. Hatta tavan da bile, ne, tavanda nasıl olur şaşırmış, korkudan tir tir titriyordum. Dilim tutuldu, konuşamıyordum. Telaşla annemin yanına koştum. Zavallı kadın yorgunluktan uyuya kalmıştı. Uyanması için sarstım. Kadın gözünü açmakta zorlanıyordu.
- Oğlum, sanki üzerimde ağırlık var. Nasıl kalkamadım bilemiyorum, dedi.
- Faruk ne bu halin neden konuşmuyorsun? Diyen annem telaşlanmıştı.
Yaşadığım korku nedeni ile düşüp bayılınca annem, çığlık çığlığa komşulardan yardım istedi. Komşular eve girmek istememiş, sadece kolonya getirip vermişler, oda panikle kolonyayı yüzüme gözüme sürüyordu. Burnuma koklatınca gözümü açmışım.
- Ne oldu yavrum niye bayıldın, hasta mısın? Dedi annem.
Korkuyla açmıştım gözlerimi. Sesim titredi anlatırken.
- Anne, çiçeklerin hepsi solmuştu. Onlara bakarken, bir de baktım duvarlar da, tavanlar da evin her tarafın da çamurlu ayak izleri var. Öyle korktum ki anlatamam dedi. Gel bakalım dedim.
İçeri geçtik ve şaşkınlıkla!
- Ama burada, ayak izleri vardı, tavan da bile. Hatta çiçekler bile solmuştu dedim.
- Hayal görmüş olmayasın? Dedi annem.
- Değildi anne gerçek gibi idi dedim.
- Komşular da ne tuhaftılar içeri bile girmediler, bu işte bir iş var dedi annem.
Tam o sırada kapı çaldı. Gelen yaşlı bir kadındı.
Kadın:
- İçeri giremem kızım ama sizi uyarmaya geldim. Kızım bu evde bir video kaset ve video varmış. Bu videoyu izleyen perilerin şerrine uğruyor kızım. Daha önce de öyle olmuş. Bir adamı videonun içine hapsetmişler. Ne zaman biri videoyu izlese adam özgür kalıp dışarı çıkabiliyormuş. Bu ev perili, kızım dedi.
Ana oğul ne diye çığlık attık.
Annem:
- Başka gidebileceğimiz bir yer yok biz ne yapacağız şimdi diye göz yaşı döktü.
Yaşlı kadın:
- Kuran-ı Kerim'den Ayet el Kürsü oku dedi.
- Gönlünüz rahatlayana kadar okuyun. Ancak böyle kurtulursunuz dedi kadın. Annemle günlerce Kuran-ı Kerimi okuduk. Okudukça, korkularımız azaldı, geçti. Artık normal hayatlarımıza geri dönmüştük.
Uykudan korkarak uyandım. Rüyamda babamı görmüştüm. Yardım et bana oğlum yardım et deyişi ile uyanmıştım. Bu ilk rüyamda görüşüm de değildi. Video kaseti izlediğim günden beri aynı rüyayı görüyordum. Rüyamı anneme henüz anlatmamıştım. Galiba anlatmam gerekiyor diye düşündüm. Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.
- Annecim, seni üzmek istemiyorum ama, bunu sana söylemem gerekiyor. Anne günlerdir babamı rüyam da görüyorum. Hatta video kaseti izlediğimiz günden beri. Benden yardım istiyor dedim.
- Annem telaşlandı. Başı dertte mi acaba ki dedi? Yıllardır arayıp sormadığı gibi, nerede olduğu bile bilinmiyor dedi annem.
Kahvaltı bitince evi toparladı annem. Komşuları gelecekti. Artık komşular gelip gidiyordu. Bense uzun zaman önce, sokakta bulduğum kediye de iyice bağlanmıştım. Son günlerde de eve geç gelirr olmuştum. Bu gece de yine gecenin geç saatine kadar arkadaşlarım ile kafe de takılmıştım. Gece bir hayli ilerlemişti. Arkadaşım:
- Bekle beraber gidelim Faruk dedi.
- Saatin farkına varamadım. Annemden yine geç kaldım diye bir ton fırça yerim kesin dedim.
Arkadaşım:
- Kaç yaşındaki adamsın, annen sana niye karışıyor ki? Dedi hayretle.
- Ne bileyim karışıyor işte. Ana babasından vasiyetli imiş. Gece birmiş gezen binmiş deyip duruyor.
- Aman be, boş ver dedi arkadaşım.
- Takıl bana, hayatını yaşa. Diyerek kahkaha attı.
Arkadaşımı evine bırakıp yoluma devam etmiştim. Düşünceli idim. Annem gelmişti aklıma. Canım annem kesin uyumamıştır. Yolumu beklemiştir diye düşünüyorken, düşüncelerim kedilerin kavgası ile dağıldı. Şu kediler de ne acayip hayvanlar. Gecenin bu saatinde neyi bölüşemiyorlar dedim. Önümden hışımla bir kedi geçti. Ama bu minnoş dedim.

Minnoş, minnoş diye kedinin, peşinden koştum. Biricik kedimin yaralanmasından, korkmuştum. Severdim hayvanları. Daha yavru iken bulmuştum onu.
Kedimin peşinden, bir hayli koşmuştum. Sesini duyuyor ama kendisini göremiyordum. Karanlık diye iç geçirdim. Etrafa bakındım. Gece vakti nasıl da fark edememiş, harabe evin olduğu yere kadar gelmiştim. Ah be minnoş başıma ne işler açtın diye söylendim. Bu tarafta direk ışığı yoktu. Sana kim dedi kedinin peşine takıl ki diye söylendim. Göz gözü görmüyordu. Çoktan pişman olmuştum bile. Geri dönmek istedim. Lâkin o kadar karanlıktı ki yönümü bulmakta zorlanıyordum. Rastgele bir yön belirledim. Ne olabilirdi ki. Biraz gitsem, belki bir ışığa bir eve rastlarım diye ilerledim. Gidiyor gidiyor fakat ne bir ışık ne de bir ev görebiliyordum. Yorulmuştum. Şurada biraz dinleneyim diye düşündüm. Bir kaç adım atmıştım ki bir şeyin üzerine bastığımı hissettim. Tam ayağımı çekmeye hazırlanırken bir kedi hırlaması geldi kulağıma. Ay dedim galiba kedinin kuyruğuna basmışım. Acaba minnoş mu diye anlamaya çalıştım. Aman be tabi ki minnoştur. Onun peşinden geldim buralara. Kedinin hırlamasına aldırmadan hayvanı kucakladım. Tabi, tanımadı beni karanlıkta, diye düşündüm. Kedimin başını okşayıp sakinleştirmek istedim. Benim bak minnoş diye kendime doğru tuttum. Tam o sırada ay bulutların arasından çıkmıştı. Kedi ile göz göze geldim.

Aman Allah'ım diye çığlık attım. Bu minnoş değil. Bir anda elimde ki hayvanı korku ile fırlattım. Elimden fırlayan kedi, hırçınlaşmıştı. Sakin ol oğlum, sakin ol. Kediyi sakinleştirmeye çalıştıkça kedi bir o kadar asabileşmişti. Karanlıkta tek görebildiğim kedinin gözleriydi. Aman be, kedi olduğunu bilmesem korkardım herhalde diye söylendim. Yeri elimle yokladım. Taş aramaktaydım. Nitekim bir taş geldi elime. Kendimi korumak için aldım. Taşı kendime siper ettim. Bir yandan da kediyi sakinleştirmeye çalıştım ama nafile. En sonun da dayanamadım. Elimde ki taşı kediye fırlattım. Tam isabet diye bağırdım. Tam o sırada kedi şekil değiştirdi.
O kadar korktum ki ne yapacağımı bilemedim. Karanlıktan gelenin ismini söylemek istemedim. Peygamber Efendimiz (sallallahi aleyhi vesellem) Hadîs-i şerifte "Onların isimlerini çokça zikretmeyin. İsimlerini duydukları zaman gelirler" dediğini okumuştum. O kadar korktum ki ya başkaları da varsa? Onlar da gelirse diye endişe ettim. Keşke bu bir rüya olsaydı da uyanıverseydim diye düşündüm. Korku içinde:
- Bismillâh Bismillâh diye çığlık atıp, bu da nesi, diyerek bildiğim duaları okumaya başladım. Annem, ayetel kürsî'nin böyle durumlarda faydalı olduğunu öğretmişti. Okudum okudum. Gün ışıyana kadar okudum. Rahatlamıştım. Artık eve gidebilirdim. Etrafımı kolaçan edip, hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Koşarcasına okumayı bırakmadan gidiyordum. Annem telaşlanmış konu komşu başına toplanmıştı. Hadi gözün aydın Zehra abla oğlun döndü dediler. Komşular dağıldı. Annemin yanına gittim. Yüzün kireç gibi olmuş senin diye telaşlandı.
- Anne şimdi ne olur sorma, sonra anlatayım dedim.
- Annecim bana Kûran-ı Kerim okur musun diye devam ettim.
- Tabi ki yavrum dedi annem.
- Anne ne olur beni yalnız bırakma dedim.
- Olur oğlum sen bunları düşünme dedi annem. Huzursuz geçti gecem. Sabah nihayet olmuştu. Anneme başımdan geçenleri anlattım.
- Annecim sen haklı idin gece birdir gezen bin. Annem, evladım ayet el kürsinin onları yakıp kül ettiğini, yaşlı komşumuzdan duymuştuk. Muhtemel ki, ayet el kürsi okuduğun için, sana zarar verememiş dedi. Allah'ıma şükürler olsun ki iyisin dedi. Yaşadığım bu olaydan çoktan ders almıştım. Bir musibet bin nasihatten hayırlıydı.
O günden sonra, geç vakitte eve gelmedim. Babamı da halen rüyada görmeye devam ediyordum. Aklıma babamın adresini bulmak için, nüfus dairesine gitmek geldi. Kalktım gittim. Nüfus dairesinde ki memura babamın ismini söyleyip adresini istedim. Kağıdı katlayıp cebime koydum. Evde annemle birlikte bakarız diye düşünmüştüm. Eve hızlıca gelmiştim.
- Anne babamın adresini buldum, dedim.
Annem merakla baktı. Cebime katlayıp koyduğum kâğıdı çıkardım. İkimiz de merak etmiştik. Adresi okuyunca az daha şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Şaşırmış şekilde anneme, anne babam bu evde oturuyor gözüküyor dedim.